Damla Damla birikim...
Belirli bir zaman sürecinde kronolojik şekilde tarih tesbitiyle yerini alan damlalar, bir kabta toplanışıyla “önce ve sonra” keyfiyeti altüst, “bir kab su” bütünlüğü ve formasyonuna kavuşuyor...
Hayaller, gerçekler, tahliller, terkibler ve tabii ki tesbitler harmanı bir bütün!..
Malûm soydan zindan; bu eserde ondan pek bir şey yok... Ama “murakabeyi kuvvetlendiren bir imaj” gibi olmanın ötesinde, malûm soydan zindan, zindanda çile dolduran kardeşlerimle yaşayan, kinlenen ve öc alma peşinde koşan yanımla, benim ayrılmaz bir parçam...
söz konusu mânâyı, Üstadım’ın sonradan “Cinnet Mustatili”ne çevirdiği “Yılanlı Kuyudan” isimli eserinin hatırlanışına ve hatırasına katınız!..
dünkü ve bugünkü nesillerin kadına ne gözle baktığını ve onda ne gördüğünü, dünkü ve bugünkü ressamın çizgilerinde açıkça okuyabilirsiniz.
dünkü kadın, mahfaza içinde mahfaza, perde ardında perde, binbir mefkûreleştirme vasıtasının sakladığı sonsuz bir kıymet gibi, erkek ruhuna nakşedilmiş, çözülmesi gereken bir şifre, bir bilmece, bir sırdı...
sevgisinde de nefretinde de dönek olan adam hiçbir işe yaramaz.
Hem iyiyle ve kötüyle arası iyi olan, yâni her tarafa mavi boncuk dağıtan adam, her ân dönebilir.
korkmalı!
salih mirzabeyoğlu - damlaya damlaya
insanlar arasında büyüklük hemen asla hoş görülmez.
eğer ruh büyüklüğü ise, anlaşılmaz; seciye büyüklüğü ise şüphelidir. ikisi de bir arada olunca, çok korkunç bulunur ve nefret edilir.
bir insanı haksızlık yaptığına inandırmak istiyorsan, sen kendin haklı davran; ama onu inandırmaya çalışma.
insanlar gördüklerine inanırlar; bırak görsünler.
Şu hücreli, hapisli, işkenceli malum kahramanlık var ya, beşe ayırdım onu, al sana ölçü,
Birincisi; tehlikeli yolda yürür, tehlike başına gelir veya gelmez. Kahraman!
ikincisi; tehlikeli yolda yürür, tehlike başına gelir, yine de dönmez.Al sana kahraman!.
Gerisi seng-i kazaya girer:
Birincisi; tehlikeye yürümez, başına gelir, sonra emeğine sahip çıkar da, tehlikesiz yola dönmez.
Ala ve makul!
ikincisi; tehlikeye yürümez, başına gelir,sonra 'yürümez' yoluna döner. Samimi!
Üçüncüsü; tehlikeye yürümez, başına gelir, sonra vaziyeti kollar.
Havalar iyiyse tehlikeli yolun yolcusu görünür, havalar kötüyse tehlikeli yolun kaçkını.
nitekim insanlara ahlâklı olun demek yetmez.
önemli olan, insanların ahlâklı olabilecekleri şartların temini ve gayrı ahlâkî olan sosyal gerçeklerin ve bozuklukların ortadan kaldırılmasıdır. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2486500/+
salih mirzabeyoğlu - damlaya damlaya
resim için boya malzemesi şarttır ama, badanacıyla ressam arasındaki fark, terkib keyfiyetine bağlı bir terkib farkıdır…
unsurların rastgele bir araya getirilmesiyle ekmek bile yapılamaz.
Bu iki hikmet, terkibin sanat çehresini ve nisbet şartını gösterir.
nasıl ki doyurulmayan açlık bir müddet sonra açlık hissinin iptaline ve neticede ölüme yol açıyorsa, okuma ve fikretme davası için de aynı şeyler sözkonusu...
açlık bir yana, hiç olmazsa böyle olabilmenin özencinde olsa gençler...
insan olma özenci!..
insan aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilmez...
Bilgi de iki çeşittir; biri, mevzuu bilmek, diğeri ise o mevzuu nereden öğreneceğini bilmek...
salih mirzabeyoğlu - damlaya damlaya sf: 23
iyi ahbab dediğimiz insanlar da, ekseriya hile ve kötülüklerini çok ince ve zarifâne tatbik edebilenler değil midir?
Belki de bunları zehirlere benzetmek en doğrusudur; en ince, en renksiz ve pürüzsüz görünen zehirlerin, en tehlikeli cinsten oluşları gibi...
düşünme ve anlamaya çalışmanın işbölümü olamayacağı, bunun herkese ait bir iş olduğunu anlatmak gibi bir gariplik içindeyim.
Yaygınlaştırmaya çalıştığımız fikre, yaygınlaştırmaya hizmet eden talib değil.
Ne Feci!
içimizde görünen, bize, dışımızdakinden daha uzak ve habersiz!
aynaya bakıyorum... Suratımı tasvir edecek değilim... Zihnim bulanık...
Yüreğimde eziklik... Kopuk kopuk birşeyler hatırlıyorum...
Yalnız bir şey var ki, ne uyanıkken ne de uykumda beni rahat bırakıyor... O pis ŞEYTAN'ın sesi... "Yakın, kül edin kitaplarını!" derken sırıtışı...
O ânda ben kitapsız bir milletim... Hapishanedeyim... Hayal bu ya!..
dünkü ve bugünkü nesillerin kadına ne gözle baktığını ve onda ne gördüğünü, dünkü ve bugünkü ressamın çizgilerinde açıkça okuyabilirsiniz.
dünkü kadın, mahfaza içinde mahfaza, perde ardında perde, binbir mefkûreleştirme vasıtasının sakladığı sonsuz bir kıymet gibi, erkek ruhuna nakşedilmiş, çözülmesi gereken bir şifre, bir bilmece, bir sırdı...
Sen ne diyor be Yağmurcu? Salih bilmem ne oğlu denen akıl hastası meczup bile kendini ve kendi yazdıklarını anlamıyor; sen kalkmış onun zırvalarını yazıp duruyorsun. Az akıllı ol kardeşim. Gidip kendini geliştir.
"Kadın, erkekte fatihlik sembolüdür!" diyor Üstadım...
Kadında kâinat muhasebesini hülâsalandıran-hülâsalandırması gereken erkek; ve bunun mukabili roldeki kadın...
Bugünkü hale bakın; dünyalar paramparça..."
en büyük olmak, en küçüğün bile ne olduğunu göstermek için; anlarlar ki murad edilen öyle ucuz değil...
Çaba benden, sağlam dursun da hedef, erişemezsem ne gam...
Çabam olsun, örnek olsun, örnek dursun!