son gösterisinde kadınlar hakkında "38 yaşında, ölmek üzere" şeklinde espri yaptığı için ilginç şekilde linçlenen komedyen.
bakın bu mizahtır, bazı şeylerin anlatılan hikayeye göre denk gelecek şekilde söylenmesi, anlatının bir parçası olarak monte edilmesi gayet anlaşılır bir şey. kel, topal, kısa boylu, fakir, abaza erkek her şey alay konusu olabilirken 38 yaşındaki kadının sadece yaşlı diye alaya alınması neden kitlelerin bu kadar zoruna gitti anlamıyorum.
birileri "38 yaşında taş gibiyim" falan yazmış iyice gocunmuş, ya hadi abla.
ben 33 yaşındayım ne vakit 35-36 yaşlarında bir kadınla görüşsem "bu kadının çocuğu olur mu, bu kadın beni son durak olarak mı görüyor, neden bu yaşına kadar kimseyi tercih etmedi, ya da kimse onu almadı" diye düşünüyorum. çoğunuzun geçmişinde sıkıntılar, saplantılar dolu. hala arzulanabilir olmanız, fit olmanız ne ifade ediyor? bir erkek fakir olsa mizah konusu, kısa olsa mizah konusu olacak da sen 38 yaşında mizah konusu olmayacak mısın? bal gibi de olursun. kadının loser'ı hiç çekilmiyor.
eski talk showlari bile hala güldürebilen insan.
kitlesel medya uygulamalarinin her sene eksen degistirdigi bu dönemde eski mizahlari hala rafa kaldirilmamis bir adamdir kendisi.
post-truth çağının anadolu coğrafyasındaki en belirgin üst-insan simülasyonudur; zira sahnede kurduğu o meta-ironik evren, salt bir güldürüden öte, türk halkının kolektif bilinçdışındaki travmatik tortuların aristotelesçi bir katarsisle kusulması eylemidir.
onun mizahı, wittgenstein'ın dil oyunları ile heidegger'in dünyaya fırlatılmışlık duygusu arasında sarkaç gibi gidip gelen, varoluşun absürditesine karşı atılmış nietzschevari, nihilist bir kahkahadır; g.o.r.a.'daki o sentetik uzaylı figürü bile, aslında modernitenin yapısöküme uğratılmış, 'öteki' ile kurulan o tekinsiz diyalektiğin ta kendisidir ve biz ona her güldüğümüzde, baudrillardyen bir evrende gerçeğin yitimiyle yüzleşen, kendi hiçliğine sırıtan o aciz özneye dönüşürüz.