cehennem

entry713 galeri64 ses2
    701.
  1. 702.
  2. 703.
  3. 704.
  4. var mı bilmiyorum ama varsa da ebedi değildir diye inanıyorum.
    0 ...
  5. 705.
  6. her detayını ugaritlerden ilham alarak kurguladığım,
    yeraltının ilahi maliki mot,
    ve kenan diyarındaki bi ailenin akşam yemeğine dair küçük bi kurgu:

    Ben Malkarth.
    Masanın başında oturuyorum.
    Karşımda karım Asherat, sağımda Pudriy, solumda Talmu, yanımda Arzay.
    Üç kızım, üç ışık.
    Önümüzde tunç tabaklar, içinde kızarmış kuzu, zeytin, bal.
    Hepsi gülümsüyor.
    Hepsi sırıtıyor.
    Ama sırıtışları yüzlerinden ayrılmıyor.

    Asherat çatalı kaldırıyor.
    “Afiyet olsun, sevgilim,” diyor.
    Sesi çatallı, boğuk, balçık gibi.
    Tam o anda yüzünün derisi kaymaya başlıyor.
    Alnından başlayarak sabun köpüğü gibi aşağı akıyor.
    Gözleri eriyor, yuvalarından kayıyor, masaya düşüyor.
    iki gri jöle.
    Ama hala gülümsüyor.
    Ağzı yok artık, ama sırıtış devam ediyor.
    Dişleri tek tek düşüyor, masaya tık tık tık.
    “Lezzetli değil mi?” diyor.
    Sesi gırtlağından değil, erimiş derisinden geliyor.
    Derisi koltuğa akıyor, koltuk eriyor, eriyen koltuk yer döşemesine karışıyor.

    Pudriy başını kaldırıyor.
    Kolları eriyor, dirseklerinden aşağı damlıyor.
    Parmakları masaya yapışıyor, sonra kopuyor.
    Küçük elleri balın içine batıyor, bal etiyle karışıyor.
    “Babacım, biraz daha ekmek,” diyor.
    Sesi çocuk sesi, ama boğuk, ıslak.
    Talmu’nun gözleri kayıyor, yuvalarından düşüyor, tabaktaki zeytinin üstüne konuyor.
    Zeytinler göz oluyor, gözler zeytin oluyor.
    Arzay’ın burnu eriyor, masaya akıyor, akıntı kuzunun üstüne damlıyor.
    Kuzu canlanıyor, erimiş burunla çiğniyor.
    Üçü birden sırıtıyor.
    Sırıtışları yüzleri olmadan devam ediyor.
    Çatal sesleri tık tık tık.
    Ama çatal tutan el yok.

    Elimi uzatıyorum.
    Parmaklarım karımın erimiş yüzüne değiyor.
    Dokunduğum yer benim parmağım eriyor.
    Eriyen parmak karımın yanağına yapışıyor.
    Yapışan parmak benim değil, karımın.
    Karım benim parmağımla gülümsüyor.
    Ben karımın erimiş dudağıyla konuşuyorum.
    “Çok güzel yemek,” diyorum.
    Ama ses benim değil.
    Ses Mot’un sesi.
    Mot benim içimde.
    Ben Mot’un içindeyim.

    Aniden yer döşemesi çatırdıyor.
    Çatırdama Sapan Dağı’ndan geliyor.
    Ama dağ evimizin altında.
    Yer açılıyor.
    Açılan yer kırmızı ateş.
    Ateş Mot’un ağzı.
    Ateş ışıktan değil, gölgeden yapılmış.
    Gölge ateş.
    Ateş gölge.
    Masa kayar, ateşe doğru.
    Tabaklar kırılmıyor, eriyor.
    Erimiş tabaklar ateşe karışıyor.
    Ateş masayı yutuyor.
    Ama masa hâlâ orada.
    Orada ama yok.

    Karım erimiş bedeniyle ayağa kalkıyor.
    “Son lokma,” diyor.
    Son lokma kendi kolu.
    Kolu kopuyor, ateşe düşüyor.
    Ateş kolu yutuyor.
    Ama kol ateşin içinde hâlâ çatal tutuyor.
    Çatal havada, boşlukta.
    Pudriy erimiş bedeniyle masaya tırmanıyor.
    “Babacım, sarıl,” diyor.
    Sarılıyorum.
    Sarıldığım yer erimiş et.
    Erimiş et benim göğsüme yapışıyor.
    Göğsüm eriyor.
    Talmu gözleri olmadan gülümsüyor.
    Gözleri masada, bana bakıyor.
    Arzay ayakları olmadan koşuyor.
    Koşuyor ama ateşe doğru.
    Ateş onları yutuyor.
    Ama yuttuğu anda hâlâ masadalar.
    Masadalar ama ateşin içinde.
    Ateşin içinde ama gülümsüyorlar.

    Sandalyem kayar.
    Kayar ama hareket etmiyor.
    Hareket etmiyor ama ateşe gidiyor.
    Ateş beni çekiyor.
    Çekiyor ama dokunmuyor.
    Dokunmuyor ama içimde.
    içimde Mot.
    Mot ben.
    Ben eriyorum.
    Eriyorum ama hâlâ oturuyorum.
    Oturuyorum ama ateşin içinde.
    Ateşin içinde ailem.
    Ailem erimiş.
    Erimiş ama sırıtıyor.
    Sırıtışları benim.
    Ben onların.
    Onlar Mot.
    Mot ben.

    Yer tamamen açılıyor.
    Açılan yer Sapan Dağı’nın zirvesi.
    Zirvede Baal’ın penceresi.
    Pencere kapalı.
    Kapalı ama içimde.
    içimde ateş.
    Ateş gölge.
    Gölge ailem.
    Ailem erimiş.
    Erimiş ama konuşuyor.
    “Afiyet olsun, babacım.”
    Ses çatallı.
    Çatal elimde.
    Ama elim yok.
    Yok ama tutuyor.
    Tuttuğu şey benim yüzüm.
    Yüzüm eriyor.
    Eriyor ama gülümsüyorum.
    Ve biz ateşe düşüyoruz.
    Düşüyoruz ama hâlâ masadayız.
    Masadayız ama ateşin içinde.
    Ateşin içinde gülümsüyoruz.
    Gülümsüyoruz çünkü Mot ziyafet veriyor.
    Ziyafet biziz.
    Biz Mot’uz.
    Ve ateş sönmüyor.
    Sönmüyor çünkü başlamadı.
    Başlamadı çünkü bitmedi.
    Bitmedi çünkü biz hâlâ yiyoruz.
    0 ...
  7. 706.
  8. cennet var. cehennem var mı bilmiyorum ama varsa da ebedi değildir diye inanıyorum. allah yapmaz bunu.

    ama cennet var.
    0 ...
  9. 707.
  10. birden yüze kadar artan sayıları düşünün. bir iki üç olmasaydı doksan sekiz doksan dokuz ve yüz de olmazdı. aynı bu şekilde cehennem olmasaydı cennet de olmazdı. kimi üçte beşte kalacak kimi seksene doksana ulaşacak.
    0 ...
  11. 708.
  12. cehennem bir zorunluluk değil bir tercihtir.
    1 ...
  13. 709.
  14. ''ve cehennemin getirildiği gün... insan işi anlar o gün. ama anlamasının ne faydası var o gün!''

    fecr suresi 23. ayet.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2480688/+
    0 ...
  15. 710.
  16. "ancak rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. onun içindir ki, onları yarattı. ve rabbinin "andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu."

    hud suresi 119. ayet
    0 ...
  17. 711.
  18. Ölmeden de cehenneme gidebilirsiniz.

    Çok sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir kişi öldüğü an siz sağsınızdır ama cehennemde cayır cayır yanıyorsunuzdur.
    0 ...
  19. 712.
  20. cehennemde cinlerin ne işi var amk!
    0 ...
  21. 713.
© 2026 uludağ sözlük