gece gökte beliren küçük parıltıların yıldız olduğunu babamdan, köyde damda uyuduğumuz bir yaz gecesinde öğrenmiştim. zeki müren dinliyorduk ve yaz gecelerinde üzerimize yorgan örtüyorduk. o zamanlar annemin güzel elleriyle doğrayıp demir tabağa koyduğu kavunun kokusu bile burnumun ucuna gelip ruhumu sızlatıyor.
bir olağanüstü güç seçme hakkım olsaydı kendimi bazı anlara kilitleyebilmeyi seçerdim.
annemizle pazara gittiğimizde kaybolurduk muhakkak bi komşu teyze bizi bulur kendi pazarını yapıp bizi eve götürürdü. o komşu teyzelere güvenirdik ve onlardan korkmazdık. şimdi herkes ürkütücü.
az daha diren az daha sabret sen bu dünyadaki en güçlü adamsın. sen yer yüzünde yaşayan en mert en cengaver en bilge en yürekli adamsın. gölgeni bizden çekme. nolursun diren.
son yılların üniversite sıralarındaki nesli çok garip bir prototipe sahip. adam ya da kadın ya da çocuk gibi durmuyorlar. genç oldukları belli ama ne kadar genç oldukları da anlaşılmıyor hatta bazıları genç görünmüyor bile. tip olarak laboratuvardan çıkmış denek gibiler.
kendini anlatmak çok absürt bence. yani ne anlamayan için kendini yoracak kadar aptal ne de ben buyum diyecek kadar aciz olmak bana normal geliyor hatta aşağılık görünüyor.
açıkçası bu zamana kadar yaşadıklarıma üzüldüğümü sanmam yanılgısının vermiş olduğu hayreti afiyetle olmasa da kursağıma bir şeyler yer ederek yedim. sınav böyle ufak tefek şeyler değilmiş. allah kimseye dert vermesin.