1926 yılında istanbul'da doğdu. Cumhuriyetin ilk yıllarında milli eğitim bakanlığı yapmış olan Hasan Ali Yücel'in oğludur. Ankara dil tarih coğrafya fakültesinde latince okudu. bunun yanı sıra çevirmelikte yaptı. askerliğini Kore' de yaptı. BBC'nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. son zamanlarda istanbul'a yerleşerek çevirmenlik yaptı ve şiirler yazdı. Süleyman Demirel'e hakaret ettiği için yargılandı.12 ağustos 1999'da ölen şair çok sevdiği Datça'ya gömüldü.
gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
git artık demek
beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek
diyelim yağmura tutuldun bir gün
bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
öbür yanda güneş kendi keyfinde
ne de olsa yaz yağmuru
pırıl pırıl düşüyor damlalar
eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
dar attın kendini karşı evin sundurmasına
i̇şte o evin kapısında bulacaksın beni
diyelim için çekti bir sabah vakti
erkenceden denize gireyim dedin
kulaç attıkça sen
patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
ege denizi bu efendi deniz
seslenmiyor
derken bi de dibe dalayım diyorsun
i̇çine doğdu belki de
i̇şte çil çil koşuşan balıklar
lapinalar gümüşler var ya
eylim eylim salınan yosunlar
onların arasında bulacaksın beni
diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
çakmak çakmak gözleri
meydan ya taksim ya beyazıt meydanı
herkes orda sen de ordasın
herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
özgürlüğe mutluluğa doğru
her işin başında sevgi diyor
gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
bi de başını çeviriyorsun ki
yanında ben varım.
içerimden bir defne ağlıyor
hançeremden ciğerimden
zâri zâri
yetiştirin bana diye şimdi
biberonu
esma'yı
vitamini
yetiştirin bana şimdi diye
büyümeyi
vaktiyle de ölmeyi
sıçtı can bez getir
ecel can'ı tez götü
bir gün tansu çiller datça ya gelir. korumalarına '' bana can yücel i bulun'' der. can yücel tansu çiller in yanına getirilir. tansu çiller küstah bir tavırla can baba ya şunu der: siz çok iyi şiir yazıyormuşsunuz, bana da yazsanıza.
can baba kabul eder. hemen yazmaya başlar:
sarı saçlı güzel kadın
sarı saçlı güzel kadın
tansu çiller keyifli bir halde dinlerken can baba devam eder:
sarı saçlı güzel kadın
sarı saçlı güzel kadın
anasını sktin vatanın...
can baba korumalar tarafından apar topar dışarı atılır.
Çok iyi aşk şiirlerine sahip yazar. Sadece şiirleri dolayısıyla değil kişiliği bakımından da hayran olduğum halktan, rahat, 'cool' adam. Gerek Duygu Asena'nın Nazım Hikmet'e 'kartpostal şairi' yakıştırması sonrası verdiği cevapla: "Kart sensin, postal da sana girsin", gerek çok içtikleri bir günün sonunda yere yatıp gökyüzünü izlediği sırada, ona ne gördüğünü sorduklarında "Çok sarhoşum amına koyim" cevabıyla orjinal bir adam olduğunu kanıtlamış ve gönlümüzde taht kurmuştur.
Fakat son günlerde Facebook ortamında ergen gençlerin şiirlerini paylaşması, hatta onun olmayan apaçi şiirlerin altına da onun adını yazmaları son derece sinirimi bozmaya başladı. Ben kıskanç bir insanımdır, dinlediğim müzikleri öyle çok kişi dinlemesin, beğendiğim şiirleri öyle çok kişi okumasın isterim ama oldu yine olan. Can Yücel de ergenlerin diline pelesenk oldu. Bir an önce unutulması ve sadece okuması gerekenler tarafından okunması dileğiyle..
--spoiler--
Sırtımda çıplak
Islak nefesin
Bi gidip bi geliyor
...
Biz senlen yatmıyoruz ki
...Yaşamıyoruz da
Hep yarışıyoruz
Sen mi ben mi
Önce kim
Ölümü öldürecek diye
--spoiler--
--spoiler--
Gecenin yarısı, bir kitabın orta yerinden başlamak gibiydi,
Seninle birlikte olmak.
Başını anlamadan sona yaklaşmak.
Sonunu okuyamadan uyuyakalmak.
Ve uyandığında kaldığın sayfayı karıştırmak.
işte böyle birşeydi seni yaşamak,
Yarım yamalak..
--spoiler--
vaziyet-i umumi. halimi en güzel anlatan şiirdir. ne vaziyetteyiz anlaşılır inşallah bir gün.
benim halim memleketin hali
üç gündür kabızım, dışarı çıkamıyorum
ne geğiriyor ne osurabiliyorum
içim gırtlağıma kadar bok
her zamanki gündelikçi kadın iki kız yollamış yerine, acı şeyler
etrafımda dolanıp duruyorlar
zaten başım dönüyor
yemekten içmekten kesildim
boyuna lagman yaptırıyorum, götüme fitil sokuyorum
bunlar yetmezmiş gibi disarida
sokak insaati yeniden basladı
matkaplar gırla
kendimi intihar edecegim bir gün...
az ve öz kişilerdendir can baba. argo ve küfürlü dil, bi ona yakışır. yaşanmış bi olay: "can baba bi ödül alır ve kısa bi konuşma yapar, konuşmasında hiç argo ve küfür yoktur, herkes şaşkındır. konuşma biter. kürsüden tam ayrılacaktır ki son kez mikrofona döner ve der ki: kusura bakmayın, beyninizi s.ktim".
nazımın öldüğü gün bbc de çalışmaktadır can baba. bakmış ki haberi geçiştirmeye çalışıyor bbc; almış eline mikrofonu
-"ölmekle silinir mi sandın bre hain; insanları sevme suçun?"
bunun üzerine işine son verilir büyük üstadın bbc'de.
helal sana be can baba, iyi ki bizim dilimize nail olmuş senin kadar büyük bir usta.
şairliğinin yanında durumlar karşısındaki tavrın da bizi ayrıca hayran etmektedir sana.
en kısa zamanda datça ya gelip mezarına bir şişe şarap dökmek dileğiyle.
"kart sensin postal da sana girsin" lafı üzerine birkaç gün sonra can babadan lafını geri alması istenir.
Can baba'dan cevap: "Kartı aldım, postal kalsın."
cemal sürreyya ile arasında geçen bir dialog.
c.y: oo darphane müdürü de burdaymış.
c.s: evet darphane müdürlüğü yaptım ama istifa ettiğimde üstümü iyice silkeledimki hiç altın tozu kalmasın üstümde, hem sen de bakan oğlusun.
c.y: evet bakan oğluyum ama benim şiirimden başka hiçbirşeyim yok.
c.s: şiirin varda sanki ele gelir birşey mi yazdın.
can baba iyiden iyiye sinirlenerek cemal süreya'ya şöyle karşılık verir:
c.y: bende senin eline gelecek başka birşey var, veriyim mi? ister misin?
uzunca bir sessizlikten sonra ortamı yine cemal süreya yumuşatır. cemal süreya elini ileri doğru uzatarak şöyle der:
c.s: ver ulan.
bunun üstüne can yücel ayağa kalkar, meyhanedeki kalabalığı hiç umursamadan pantolonun önünü açar ve malafatı çıkarır. cemal süraya bir süre baktıktan sonra şöyle der:
c.s: hiç değişmemiş ulan. hala aynı.
can baba gür bir kahkaha atar ve karşılık verir:
c.y: değişmez tabii. niye değişsinki.