gümüş kanatlarıyla bezmimize gelen
o huriler o kumrular
yaşamı yaşatmak için
sevişmeyi ilan ediyorlar
huu çekerek içlerinden
hakuran kafeslerinden
indirerek darağaçlarını yaprak yaprak
bach'ın yepyeni bir yapıtını çalıyorlar
siyah beyazlarıyla
kumrular ki makamları cennet
mekanımı cennet ediyorlar benim de
türemişim bir tuba ağacının köklerine
gözyaşlarımla düşünüyorum o gelmeyen geleceği
yaşamı yaşatmak için
kimi için erken kimi için geç
ama ergeçseldir ölüm
önüne dikilse de kimi uzun kimi put
tek gözlü canavarlar kayalar
ufuk görünecektir eninde sonunda
yüzdüğüne göre yaşam denen bu denizde
bir gün boğulacaksın içinde
anafora kapıldım deme
anafor da bizim içimizde
şile'nin imrendi'sinde
son zamanlarda şiirlerinin günümüz gençliği tarafından facebook üzerinden paylaşıldığı lakin genelde üç beş tane şiiri bilinen düşündüğünü olduğu gibi söyleyen Datça çıkışlı bir şahsiyettir. Ülkemizin ilk Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in oğludur da aynı zamanda.
asırlar boyu okunmaya doyulmayacak şair. *
--spoiler--
kibrit çakıyorsun karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?
--spoiler--
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
sevdiğim bir iki şiiri olmasına rağmen genel olarak beğenmediğim sevemediğim bir tarzı vardır. türk şiiri için çok fazla şey ifade ediyor lakin benim için pek ifade ettiği bir şey yok. ha ona değer verenlerin zerre umrunda değildir ve olmamalı da zaten. umrumda olanı merak edenler için ise;
çocuğum ben
ilk kez buldum, gördüm gölgemi
ben nereye o oraya
alkışlıyorum alkışlıyor
gülüyorum gülüyor,
bir benden büyük oluyor bir küçük,
nereden geldi, bir daha gider mi ki?
gitti bile kapıyı açıverince ninem,
neden ağladığımı anlamıyor koskoca kadın!
tüm insanların yaşadığı veya yaşayacağı her anı çok gerçek olarak kelimelere dökebilen bir şairdir.
bazı şeyler vardır ya anlatamazsın ya da anlatabilecek kelime bulamazsın.can yücel şiiri okurken heh işte bu dersin.içindeki o boşluk dolmuştur.çevrende can yücel şiirleri bilen yoksa bu cümleleri kullanırsın seninmiş gibi.sahiplenmişsindir çünkü. aslında usta o cümleleri senin yerine söylemiştir.
birde denir ya hayat kısadır diye.hayat aslında 30 dizeymiş fazla değil.
su istemeye geldiler çocuklar
kumsalda çimerken farımışlar
mayolarıyla geldiler
en arkada sarışın şipşirin
olsun olsun dört yaşında bir oğlan
güler su veriyor onlara
ben de olsam onlara daha ne verebilirim ki
musluktan taşan su seslerine karışan
o cıvıl cıvıl seslerini cankulağıylan
dinlemekten başka?
"Can"ın inanmak nimetine eremediği "Allah", bunu espri sananların, buna gülenlerin belasını versin!
Türk gençliği bunu espri sayıyorsa, savaşta mermi taşıyan ninelerimizin, analarımızın kemikleri sızlar! Şair diye, üstad diye pohpohladığınız bu adam, en seviyesiz bir futbol takımı taraftarından daha ahlaksız, edepsiz küfürler ediyor, buna da entelektüel espri mi diyorsunuz. Yazıklar olsun!
Düşük "niveau". Ucuz nükte. Mide gorultuları. En çok çalışan uzvun kafa olmaması. Athe. Ahlâk fukarası. ne gönül, ne akıl... Hiçbir mukaddesi olmayan zavallı adam. Deha nerde, şairlik hani?
en uzun koşuysa elbet türkiyede de devrim,
o, onun en güzel yüz metresini koştu
en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak.
en hızlısıydı hepimizin,
en önce göğüsledi ipi.
acıyorsam sana anam avradım olsun,
ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!
dün gece senin küçücük elinle yalnız yattık
yalnız senin küçücük elinle yalnızlık
kandilli ilkokulu kadar kalabalık
zilleri çaldığında düşlerinin
sınıfların kapıları ardına kadar açık
gökyüzünün, denizin, toprağın, hayalle, emeğin
haklı sınıfları
belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan
kitaplar varya onlardan
öğrenmiş marx'ı, gümüş balıkları
ve belki de onun için o kadar,
o kadar aydınlık ortalık...
sen ki çiçekleri toplamayan güzelim
çicekleri sulayan çocuk
ve ben ki buruk ve kavruk
bir ihtiyar adamım artık
öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok
ve anladım, anladım ki bir daha
düşünde bile göremez işler
düşlerin gördüğü işleri
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!
Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım bırakma,
Kesin değil!
Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!
Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara
Kendime kırgınım
Maziye hiç değil, ana kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına
Bir hayli kırgınım
Beni ben kırdım oysa,
iyi değil!
Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldu.