eğer bir büyük takım rakibi olan takıma evinde dönem dönem %74 topla oynama genelde ise % 61 topla oynama şansı veriyorsa o takım artık cücüktür;
kimden bahsettiğimi tüm cücükler anladı, şanlı beşiktaş işte böyle hazımsızlıkyaratır, yazık, harcanan milyon eurolara, sayemizde yıldız gördü gözleriniz.
avrupa'da yoluna kayıpsız devam eden ve türkiye'de de şampiyonluğun 1 numarası olan beşiktaş takımı her türlü övgüyü hak eden oyununa devam etmektedir, galip gelememesi değil olay olay ortaya koyulan oyun ve sabır.
dün akşamki golden sonra inanılmaz bir resim vermiş takımdır.
öyle ki sırf o resme bakmak bile bu takıma inanmak demektir.
o resimde "formasında ter olmaya geldiğimiz" delikanlı ruhlu çocukların teri vardır,
o resimde maçın birinci dakikasından son dakikasına kadar mücadelesinden tek birşey kaybetmeyen, inanan çocukların yüz ifadesi vardır,
o resimde golden sonra, 90 dakika rakip takım stadını inleten cefakara koşup, "bir olma" isteği vardır.
o resimde haykırışın en güzeli, sevincin en coşkusu vardır.
o resimde atılan bir beraberlik golü yoktur,
bir "beraberlik" vardır.
ve inanın bu, bir maçtan çok daha fazlasını ifade edendir.
dün de görülmüştür ki; beşiktaş ligde maçı kiminle olursa olsun, nerede olursa olsun maça hükmedecek. belki bu sistemiyle pozisyonlar verecek, arkaya adam kaçıracak ama karşısındaki takımı bir anadolu takımı görüntüsüne çevireceği bir gerçek. hemde şimdiki gibi değil, eski anadolu takımlarından. şimdikiler en azından illa ki mahkum oynamıyor, arada üstünlük kurabiliyor maçta.
eskiden öyle miydi? büyük takım maçı kontrol eder, anadolu takımı da arkaya adam kaçırmaya filan çalışırdı.
işte dün de gördük ki fenerbahçe ilk yarının 22 ile 45. dk'si arası hariç hep bu eski anadolu takımı görüntüsündeydi.
şu galatasaray'ın yıllardır çıkamadığı 52000 kişilik saraçoğlu'nda.
belki dün maç 4-2 biterdi ilk yarı ama beşiktaş yine aynı şekilde maça hükmederdi büyük ihtimalle. ne olursa beşiktaş sayesinde olurdu. golü de beşiktaş yerdi, rakibini de orta sahadan beşiktaş çıkartmazdı. herşey beşiktaş'a bağlı olurdu.
böyle de olacak...
görünen o ki maçları kaybederse beşiktaş kaybedecek, kazanırsa beşiktaş kazanacak. gidişata bakılırsa bu ligde başka senaryo kalmadı.
defans süper. sol bek okey. ismail diye bir adam var. yanında üzülmez abisi var..
sağ bek ? alacağız bir sağ bek fakat ekrem orada oynar erhan var.. olmadı toroman ı çekersin oraya.
orta saha ? ernst var bu adam sahanın dinamosu. guti var bu adam maystro. ernst in yanına necip gibi bu yaşta çılgın atan bir oyuncu var. aurellio var. dünkü gibi tansiyonu daha yüksek maçlarda necip yerine bu mevkide oynayabilir..
ha olmadı mı daha fink diye bir şey var bizde. en az ernst kadar hırslı bir adam. guti nin yerine tabata diye bir tip var. çoğu zaman sapıtsa da bazen maçın kaderini değiştirebilen bir oyuncu. hilbert var kendisini sevemedim gitti. bu sezon sonunda gönderilir diye düşünmekteyim.
bak quaresma diye bir etken var onu işin içine katmıyorum bile.
ama efendim. gelelim forvet hattımıza. bobo var. tamam süper adam bize yaptığı katkılar azımsanamaz, azımsayan çarpılır. penaltı yaptırıyor uzaktan gol atıyor. ama basamıyor kardeşim bu adam. hızı kıt sevgili bobocuğumun. teknik var çalım atıyor faul kapıyor penaltı kapıyor. nobre desen adamın ayakla gol attığını göremedim. hayvan gibi koşuyor sahanın her yerinde. ama bu adam forvet. sağ kanatta çalım kasıyor filan..hız var çalım var ama nedense mevkisinde etkisiz.
nihat ı holosko yu siktir et. nihat ı çok düşündüm ama fonksiyonunu bulamadım bir türlü.
holosko desen allahlık oynamak istemediği zaman hiç risk almayan direkt pas veren, etliye sütlüye karışmayan, arada şut çeken tutarsa güzel golleri olan öylesine bir adam..
fatih tekke ise sakat geldi. izleyemedik daha yani bizim için kapalı kutu..
efendim beşiktaş maçlarında oyunu tamamen karşı cezasahası içine kilitliyor.. hani maçın bitmesine 2 dakika vardır, öndesindir kendi ceza sahan içinde pas yaparsın. beşiktaş takımı bunun zıttını yapıyor ve oyunu karşı cezasahasına yıkıyor.
kaleci oyuna el pasıyla soktu diyelim topu. defanstan ortasahaya gidiyor top oradan kanatlara oradan forvete. forvete kadar hiç bir sıkıntı olmuyor. şahane işler oluyor. ama bizde quaresma, guti gibi adamların paslarını direkt değerlendirebilecek bir forvet yok arkadaşım. bildiğin yok.
çok ciddi sıkıntılarımız var gol hattında. olmuyor işte top boboya geliyor karşıda iki fenerli var. maçın bitmesine 1 dakikadan az bir süre var ve durum berabere. topu saklayarak depara kalksa kaleciyle karşı karşıya.
ama bobo topu ayağında saklayarak faul kazanıyor.o saatten sonra serbest atışla gol kazanma ihtimalinden medet ummak tamamen komedi.
nobre desen olmuyor arkadaşım.
bize guti nin verdiği paslarla direkt içeri basabilecek. koyduğunu kaleye yollayabilecek, diri, fiziken yeterli yani; nobre nin içeri dripling yapabilenini düşünün. şut çekebilenini düşünün, ayağına pas geldiği zaman çok yüksek tehlike yaratabilecek bir adam düşünün. bize böyle bir forvet hattı lazım.
evet beşiktaş ın bu sezon sikerten bir görüntüsü var ama dediğim tip iki tane forvet alabilirsek bağırttıra bağırttıra sikerten bir takımımız olacak.
bazı ezik taraftar** tarafından üçüncü büyük olarak nitelendirilen takım aynı zamanda uefa kupası'nda ki tek türk temsilcisi. ne takımmışız arkadaş, kötüleye kötüleye bitiremediler. hayır diyelim ki biz büyük takım değiliz. siz büyük takım taraftarları* neden böyle küçük bir takım için bu kadar dert yanıp entry kasıyorsunuz? gidin diğer büyük dediğiniz kulübün başlığına onu övün. ne oldu o da mı olmadı? *
takım bir gol atıyor guti ortada quaresma solunda, toraman ağında,üzülmez üstünde, nihat arkasında sarmaş dolaşlar ve en güzel yerde taraftarlarının önündeler,
soğuk bir gündü. her tarafta rüzgardan kaçışan insanlar, yağması muhtemel yağmurun güzelliğinden kaçmak için ellerinde şemsiyeleriyle gezen insanlar, telaşlı insanlar vardı. gökyüzü de o karamsar rengini takınmıştı yine.
bir adam yürüyordu, orada ki hiç kimseyi görmek istemeden, boynu büküktü biraz da. hafta sonundan kalma bir mağlubiyetin büktüğü bir boyundu bu. zaten yoktu ya olsa da kuş cıvıltıları, parlasaydı da gökyüzü onun içi siyaha boyalıydı bu hafta. bu haftanın renklerinde eksikti beyaz.
yolun sonuna gelmişti artık. ilk kez karşıdan karşıya geçmek için kaldırdı kafasını. ilk gözüne çarpansa upuzun bembeyaz saçların üzerine düştüğü siyah bir t-shirt oldu. tanıdıktı bu renkler. tanıdıktı bu t-shirt. o yaşlı teyzenin üzerinde kocaman harflerle : "güzel günler göreceğiz güneşli günler" yazıyordu.
o soğukta saçlarıyla bir ahenk içinde ki t-shirt ve 65-70 yaşların da olmasına rağmen üzerinde ki yazı ne kadar da manidar değil mi diye düşündü?
tüm her şeye inat, umutspor atmıştı golünü yine, kocaman bir tebessümü koymuştu adamın suratına. bir anda bulutlar çekildi, güneş gözüktü. uzaktan da kuş sesleri duyuluyordu.