--kitaptan alıntı-- şeriat der ki: "seninki senin, benimki benim." tarikat der ki: "seninki senin, benimki de senin." marifet der ki: "ne benimki var ne seninki." hakikat der ki: "ne sen varsın, ne ben."
...
ah minel aşk! Aşk'tan önce aşk'tan sonra... aşk yeryüzündeki en eski, en dirençli gelenektir. Aşık dışlanır ama dışlayamaz. Aşık incinir ama karıncayı bile incitemez. Aşık olunca anlarsın. yüreğin bir kadife keseye dönüşür, içinde sırma bir yumak; sen bu yufka gönülle kimselere kıyamazsın. yaşayan ve yaşamış aşıkların kervanına katılırsın. korkma! aşkta yok olunca zahiri tarifler, zihinlerdeki kategoriler buhar olur uçar. o noktadan itibaren "ben" diye bir şey kalmaz. tüm benliğin olur koca bir sıfır. orada ne şeriat kalır, ne tarikat, ne marifet. sadece ve sadece hakikat...
--kitaptan alıntı--
bir tek senin görebileceğin bir yerden
sana gülümsüyorum...
onların duydukları kahkahalarım değil
aşkı tarif gerekirse sana
anlatayım
aşk ne biliyor musun
benim sana yaşadığım,
senin durmadan üstüne bastığın...
Hala aşkın ilkokul tabiriyle: aşk bir sudur zihniyetindeyim. Sevgiyle kıyaslanamayacak kadar basit bir tabir olup, ilişkinin 'ilişki' boyutudur. Günümüzde yaşanan aşk, bırakıldığında saplantı halini alır ve sevgiden eser kalmaz. Dolayısıyla aşk aklın 3/1 ini kullanmak, yani sağlıklı düşünememektir. Sevgi daha tercih edilen bir kavramdır.
sana karşı hissettiklerim midir acaba aşk ?
hiç varolmadığın şu hayatımda nasılda seninle yaşıyorum...
sana şarkılar söyletiyorum, sürekli güldürüyorum güzel yüzünü, ellerini benimkilerle buluşturuyorum, gözlerini konuşturuyorum.
bekliyorum, mütemadiyen bekliyorum sevgini. bilmediğin bir dünyanın egemenliği sana ait : benim dünyam. teslimiyet duygusu aşk belirtisi midir? bak hiç direnmiyorum sana karşı.
insanların evlenip türünü devam ettirebilmesi için kurulmuş tuzak. evlendikten sonra da eski ateşiyle devam ettireni vardır mutlaka fakat insanların çoğu aşkın sadece illüzyondan ibaret olduğunu evlendikten sonra görür.
evlendikten sonra deli gibi aşık olduğunuz kızın/erkeğin aslında sizin bildiğinizden farklı olduğunu görmeniz doğaldır. zaten evlilikte fazla aşk zararlıdır çünkü aşık olan insan ne sorumluluk görür ne başka birşey...
öyle birşeydir ki, hep nerde olursan ol icindedir.
aşk daha cok acıtır, öyle bir acıtır ki, kendi alevlerin icinde yanar kül olursun.
bir insanın kokusunu özlemektir aşk, derin derin icine cekmek icin zamanin yetmediği,
elini tutup gözlerine bakmaktır aşk, o elin ısısına alışmaktır.
herhalde her insanın yaşayabileceği en güzel şeydir, her güzel şeyde olduğu gibi bununda bir dikeni vardır, ve o dikenin verdiği acı bir insanın dayanabileceği en büyük acıdır.
mevlana' nın şu sözlerini düşündürür bana sık sık;
" şehvetin adını aşk koydular
eğer şehvet aşk olsaydı
eşekler aşkın şahı olurdu..."
ama şehvet, tutkunun sözlüğünde masum kalırken, adalet ve sevgi sözlüğünde günahkar bir kuyunun en dibinde, mazeretleri kolunun altında çıplak ayak beklemektedir. insan olmak demek, umut etmek demektir galiba. sevebilmek ebediyen, inanabilmek sonuna kadar. yaşam bilse de bilmese de, kendi yağımızla kavrulurken; verebilmek yine de ilgi ve şefkati... esirgemeden.
aşkı; elleşme, oynaşma, kıkırdama olarak düşünenlere anlatamayacağım bi durum bu. aşk derin bi saplantı, düşsel paradiğmalara bağlı bir yoksunluk. hazsal, şehvetsel bir açlık. mecburiyet.
aşk; varlığıyda değil yokluğuyda yaşayıp, gelmeyeceğini bile bile bi umut bekleyiştir.
çaresizsin; çare o'dur.
beklersin ,
arzularsın ,
eline bişey geçmese de, kalbin acısa da, hayali bi umuttur hep minik yüreğinde...
her gece ya da sabah bu saatlerde insanın canını daha da çok yakan. kimi zaman güldürüp mutlu eden, çoğu zaman hayattan nefret ettiren. (bkz: #5327276)