ne yaşarsanız yaşayın geride bırakılmayacak olandır. şahsen ben tercihen ailemle yaşıyorum. istesem kırklareli'de kirada da hazır bekleyen bir ev var. bırakamayacağım şeylerden ve uğrunda her şeyi yapabileceğim bir kurumdur.
edit: bir de müstakil evimiz var boş. orada da yaşayabilirim ama psikoloji sarsıyor. en son kadimlerle konuşuyordum orada.
karşılıksız tek sevginin anne-baba sevgisi olduğu ya da bizi tüm hatalarımızla sevip kabul eden her durumda ve şartta yanımızda olacak kişilerin aile fertlerimiz olduğu söylenir. külliyen yalan.
Onlar, onlara uyumlanabildiğimiz onları bir eş bir evlat olarak tatmin edebildiğimiz ölçüde bize fedakarlık yapmaya hazırdırlar. ve hatta size sevgileri bile sizin evlatlık başarısına bağlıdır.
aile (anne, baba, kardeş, gözlemlerime göre eş de) senin en gerçek varlığını yok sayan, seni kendine ve topluma uymaya zorlayan, ve de senin onlarla uyuşmayan hallerini asla kabul etmeyendir.
Ve biz ne trajikomiktir ki en büyük rolü dışarda bizi tanımayan insanlara değil; hep ailemize keseriz. Sözüm ona bize en yakın- hayatımızın bir kısmını geçirdiğimiz/bir kısmını geçireceğimiz- kişilerin yanında asla özümüzle var olamayız.
Anne, baba, kardeşe göre hep kabul görme ve uyumlanma çabasını partnerlerimiz izler.
Ne acıdır ki insan yine yanında kendisi olarak var olamadığı birini kendine partner seçer. Ve bu değirmen hepimizi öğütür.
Bazen yıkıcı bazen yapıcı. çok garip bir kavram genelde yakıcı. şimdi bunu bir olay üzerinden anlatacağım. Arkadaşım yemeğe çağırmış. Beraber hazırladık ailesiyle beraber oturduk. Benim boğazımda bir yumru. Onlar güldü, yemek yedi ben izledim. içimden ne güzel dedim beraber oturuyolar. Hiç o kadar gözyaşımı tuttuğum olmamıştı. Eve geldim ağladım sabaha kadar. Beraber bir sofraya oturmak bile bazen üzebiliyormuş. Aile can yakar. Onların mutluluğu daim olsun. Aile kuracak yaştayım umarım güzel sofralar kurup gülerim bundan sonra.
Kan bağı bana hep hastalıklı gelmiştir, en az aşk kadar.
Şu an nasıl bir insan olduğumuzun, korkularımızın, en sevdiğimiz ve en nefret ettiğimiz şeylerin mimarıdır aile, keza travmalarımızın da.
Ama berbat bile olsalar nefret edemiyorsun amk, işte hastalıklı kısım burası. Belki de sana hayatın boyunca alabileceğin en büyük zararı vermiş, ama boynu bükülse canın gidiyor. Dışarda annenin sevdiği bir şeyi yiyorsun mesela, onsuz yediğin için vicdanın sızlıyor. Ya da kardeşin dünyanın en faydasız insanı dahi olsa, tırnağı kırılsın derdin oluyor.
Kan bağı hastalıktır. insan kendine zararı olsa dahi bu kadar bağlılığı ve sevgiyi ya ailesine karşı hisseder, ya aşık olduğu insana. Üstelik bu zararın farkında olmasına rağmen.
Aile iyidir demek de saçma kötüdür demek de. Aklı başında anne ve babanın çocuğu ailede güzel bir eğitim tadacak ve ailesinin desteğini görecek, ileride bu destek çocuğa nötr olmayı geçtim itici bir güç olarak destek sağlayacaktır. Kötü bir ailede ise bir çocuğun travmalara, engellere maruz kalma ihtimali oldukça yüksek. Bu çocuk için aile destek değil köstek olacak ve bir şeyler yapmak istiyorsa bırakın aile desteğini almayı, ailesinin yuklediklerini aşması gerekecek. Herkesin şartı kendine özgü. Mesela aile kötüyse çocuk da kötü olacak diye bir şart da yok. Kötü ailelerden çıkan fakat bu zorluklarla pişmis ve iyiliği artmış çok insan var. Aynı şekil iyi bir aileden çıkan pek çok denyo da var. Herkesin şartı kendine özgü.
Şu anda yok olan ailemi seviyorum. Evet onlar benim her şeyim. Hayatı da fazla büyütmüyorum. Nefretim kalmadı evet. Hayatta herkes istediği gibi yaşar. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Ancak saygı duymak zorunda. Saygı duyuyorum. Zaten hislerim bitti kalmadı işte. Ailemle alakam var artık bu saatten sonra. Herkes kendine yakışanı yapar. Zorla zoraki sevemezdim. Ama ne oldu? Bir deneyim ya da tecrübe. Yani diyorum çok da şey etme kafana. Devamkeeeee. Bu subjektif bir şey sonuçta. Bana göre bu. inan fazla takma kafana. Yoksa gidersin. Takma devam et yoluna. Hayat her gün açık ve mavidir. Ben geçmişe dönmem. His mis kalmadı artık. Yoluna bak. Yeniden sevmeye bak. Kimse vazgeçilmez değildir bu dünyada. Güzellik de boştur. Böyledir yani. Takmamak lazım bazı şeyleri.
Hayattaki şansınız veya şansızlığınızdır.
Bana şansızlık olarak yansıdı.
Kötü ve tartışma ortamında geçen bir çocukluktan sonra ister istemez ağır hasarlar kaldı üzerimde. Her şeye çok çabuk sinirlenme ve insanlardan aşırı çekinme olarak yansıdı bu hayatıma. Yani ortaokulda, lisede insanlar rahat arkadaş edinip iyi ilişkiler kurabiliyorken ben sadece bir köşede tek başıma insanları izliyordum.
Kendi aileniz sizi bir gün bile sevmemişken başkasının sizi seveceğe inanmazsınız.
En kötüsü de benim kötü bir ailede büyümüşseniz hayatınız boyunca hissetmediğiniz sevgiyi başkalarında arar durursunuz, ya da onun umuduyla hayatınızı sürdürürsünüz.
insan hiç tatmadığı bir şeyi nasıl özleyebilir ki ?
Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka; yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor.
Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.
Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır, elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı başkasının nazarını kendi mehasinine celbetmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir.
Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen onun ile alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvanî ve güzellik vaktine mahsus muvakkat bir muhabbet değil belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddi bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır.
Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddi hürmet ve muhabbeti taşıyor.
Elbette ona mukabil, o da kendi mehasinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi mukteza-yı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır fakat pek çok kaybeder.
Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimmi diyanet noktasındadır.
Ne mutlu o kocaya ki kadınının diyanetine bakıp taklit eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.
Bahtiyardır o kadın ki kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim.” diye takvaya girer.
Veyl o erkeğe ki saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer. Ne bedbahttır o kadın ki müttaki kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.
Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar. Birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.