aşk bir başkasının hayatına dahil olma, ayak uydurma istediğidir. karşı taraf sizi ne kadar dahil etmek istemezse o kadar dahil olmak istersiniz, o kadar aşık olursunuz. yok karşı taraf sizi kabul ederse aşkın ulaşılmazlığı zamanla kaybolur. ama hala o hayatta varlığınızı sürdürmek istiyorsanız sizinki aşktan çıkıp sevgi halini almıştır. *
an itibarı ile, sri lanka'da toplanan çay yaprakları gibidir.
lezzetli olması için aradan zaman geçmesi, deminin iyi olması, ayrıca iyi demlemeyi bilmek gerekir.
an itibarı ile istanbul'da yağan yaz yağmuru gibidir.
aşk, hayatın tıpkı sıcak haziran günleri gibi insanı boğduğu anlarda, tıpkı yaz yağmuru gibi ansızın gelir, size ferahlık yaşatır ve aynı yaz yağmuru gibi bir anda biterek hayatınızı eskisinden de boğucu hale getirir.
bireyin bencilliğidir. aşk seni mutlu eder. sende aşkı bir yerde cisimleştirilmelisin ama. aşk sadece bir bireye aittir. diğeri sadece nesnedir. oraya bakınca aşkı gördüğünü sanarsın. aşkı oradan oraya aktarabilirsin. nesne değişir aşk kalır. başka bireye aşık modunda saplanıp kalmak cinsel ya da zihinsel çekim içerir.
-ben bir yirmi yıl bekledim, gerekirse bi yirmi yıl daha bekleyeceğim...
canım ailem dizisindeki melahat'in, samim'in bi başkasından çocuğu olması ihtimaline karşı verdiği tepkidir. sabretmeyi bilmektir yani. ama bu sabır günümüzde çok az insanda vardır, o ayrı.
düşünebilme kabiliyetini kaybetmiş, kalp ritimlerinin arttığı ve aklından çıkmayan insanın etrafında pervane olarak onun istediği gibi yaşayan, zavallı erkeğin kapıldığı bi çeşit hastalıktır.
Etkilendiği şeyden bahsetmeden etkisinden bahsederdi. acılarından aldıkları dersleri gençlerle paylaşan büyükler geldi aklıma. Öğütler, anılar dolanır hep dillerinde ya o da öyleydi bu akşam. Beni çok mu sevmişti neydi anlayamıyordum; ama yalnız değildim, o da beni sevip sevmediğini anlayamıyordu. Hiç bahsetmedi ve bahsetmediği tek kişi bendim, belki de üzerimdeki etkisinin diğerlerinden fazla olması ve onun hakkındaki kanılarımın sebebi bundandı: benden bahsetmeyişinden.
Üzülür, çok üzülür ve hayata karşı direncimin çok yüksek olması gerektiğini söyler ve bunu söylerken de annem gibidir: "hep yanında olacağım ve sen ne zaman düşecek olsan kollarımda bulacaksın kendini, savunmasız olduğunda ve yalnız kaldığında, hayata dair bilmediklerinle savaşman gerektiğinde ben olacağım yanında, hep var olacağım; sadece senin için!". "Hiç sıkılmaz mısın annem olmaktan?", "hiç sıkılmayacak mısın?" demeye yeltenirim bazen; ama gözlerindeki kararlılık bu sorunun aklımdan geçmesinin dahi ne kadar saçma olduğunu anlatır bana ve "ben hiçbir zaman değerini bilemedim senin" derim kendi kendime onca insanın arayıp da bulamadığısın sonuna kadar bağlı ve giderken başkasına ait olacaksın bense hiç sesimi çıkaramayacağım; çünkü zamanında tüm haklarımı elimin tersiyle itmiş olacağım; ama üzülmeyeceğim de emin ol; çünkü ben de sevdim seni hem de sonuna kadar. zorunda değiliz, yaşayıp tüketmeye.
Gözlerindeki "hayata karşı olabildiğine güçlü dur" kararlılığına sebep neydi? Neydi seni bu kadar güce zorlayan? Hiç bilemedim, "üzdülerse seni söyle" diyemedim. Suskunluğunu gülüşünde saklayan küçük kız, sen bildin: ben hep seni sevdim.
çok uzun bir aradan sonra geldiğinde, mayısın sonundaki yağmurlu günün rüzgarı desen değil, haziranın başının yakıcı, sıcak güneşi desen değil. bitirmek istesen de bitmez ki. şarkılar söylesem, şiirler yazsam, aşk mı yani bu? kalsa hep, hep böyle. devamını, olacakları hiç düşünmeden. zaman diye bir şey varsa fazla geç kalmadan, en güzel yerinden başlasa ya aşk, geçmişi hiç düşünmeden.