çok uzun bir aradan sonra geldiğinde, mayısın sonundaki yağmurlu günün rüzgarı desen değil, haziranın başının yakıcı, sıcak güneşi desen değil. bitirmek istesen de bitmez ki. şarkılar söylesem, şiirler yazsam, aşk mı yani bu? kalsa hep, hep böyle. devamını, olacakları hiç düşünmeden. zaman diye bir şey varsa fazla geç kalmadan, en güzel yerinden başlasa ya aşk, geçmişi hiç düşünmeden.
sevda kuşun kanadında,
ürkütürsen tutamazsın.
ökse ile sapanla vurursunda saramazsın.
hayat sırrının suyunu,
çeşmelerden bulamazsın.
ansızın bir deli çay'dan içersin de kanamazsın dır.
buluşalım dedi, tamam dedim. elimi tuttu, elini tuttum. ayrılalım dedim, tamam dedi. elini bıraktım, elimi bıraktı. birleşelim dedim, bekleyelim dedi. bekleyemem, bitsin dedim, sen bilirsin dedi. birleşelim dedi, zaman dedim. birleşelim dedim, tamam dedi. ve birleşmemizin üstünden iki koca sene geçti. o askerde bense her akşam telefon başında bekliyorum. seni seviyorum aşkım diyor, ben de seni seviyorum aşkım diyorum.
aşk... sadece bir yanılsama. merak etmek, tıpkı kilitli, üzeri yosun tutmuş tuhaf bi sandığın içeriğini merak etmek, özünü görmeyi istemek gibi bişey. Sandık boş çıkabilir, bekleneni vermeye bilir, yada sandığın içeriğine, merakın verdiği sarhoşlukla dahada bağlanılabilir. herşey veysel de bitiyor anlaşılabileceği gibi. onu çekici kılan sadece gizemliliği...
aşk bir kadının çocuğunu kollarının arasına aldığı zaman, onun ne denli yapayalnız, ne denli çaresiz, ne denli korunmasız olduğunu duyumsadığı zaman, çocuğa karşı duyduğu şeydir.