tüm filmlerini izlemiş, bunun yanında kendisine dair röportajları ve soru-cevapları barındıran bir kitabı büyük ölçüde analiz ederek okumuş bir yazar olarak sinemasını genel olarak beğendiğim, fakat anlatısına dair bazı mühim değerlemelerin yapılması gerektiğini düşündüren yönetmen.
1)bazı karakterlerin yaşamdan kopuk olduğunu değerlemek. ve bunu çok sevdiği dostoyevski anlatısıyla yaptığını düşününce sanki ortada eksik bir şeyler kalıyor. zira yazgı'daki musa'yı bir nietzsche vari hiçlik mertebesine layık bulunca kendiliğinden musa'nın bu hiçciliğinin, kayıtsızlığının hatta ısrarla sürdürdüğü eylemsizliğinin işleniş tarzında daha da bir şeyler olmalı ve eklenmeli diyor insan. içe dönük bir emare belki de entelektüel içkin bir yalnızlık hikayesi arıyor buluyorsun kendini. hakikaten itiraf 'ta bazı şeylerin daha da oturduğu harun'un dünyasının geçmiş yaşantının getirdiği bir yaşanmışlıktan bağımsız değerlenmemesi hatta bu içe dönük sürecin işleniş tarzındaki psikolojik gerilim tandansının kuvvetli ve bir o kadar da güçlü bir argüman oluşturduğu açık. harun içinde taşıdığı vicdan yükünden kurtulma muhasebesi yapıyor bir nevi arınma hissiyatı bu. şimdi burdan yazgı'ya gidersek musa'nın emniyetteki suçu üzerine alırken ki ruh hali albert camus derinliğinden uzak ben yaptım öyle oldu yüzeyselliğine dahi oturuyor. ve demirkubuz'un ısrarla söylediği kayıtsızlığın musa'ya yansımasını sahne de etkileyici ve derinlikli bulamıyoruz. bu aslında salt bir neden arama çalışması da değil. fakat musa'nın iç dünyasına daha detaylı girilse bazı kritik püf noktaları yakalanabilse durum değişik olabilirdi. (demirkubuz kibire kadar götürüyor olguyu. fakat insanın doğasındaki o kibirden uzak bir hayat sürüyor sanki musa. yani kış uykusu 'ndaki aydın beye dair yapılmış derinlikli analizler yazgı'da ve doğal olarak karakteri musa'da yok gibi)yönetmenin en olmuş filmim yazgı en nefret ettiğim filmim c blok gibi bir söyleminin olduğunu yazgı'yı değerlerken anımsamakta yarar var!:)
2)karakterlerin kötülükten erdeme bir çıkış yolu yaratamayıp bir köprü kuramaması ve onların üzerine sinmiş mutlak çıkışsızlık hissiyatı...tabii burada kahramanların dostoyevskiyen tinsel bir aydınlanma ve ışığa ne olursa olsun çıkamaması bir kaybeden şövalyeye dönüşmüş olması üzerinden de tekrara düşen bir sinemasal tavır... bunda yılmaz güney geleneğinin melodramla buluşmasının daha ziyade melodram geleneğinin sivrilmesinin, sosyo-kültürel savların ve realist bakış açısının törpülenmesinin de payı olduğunu düşünüyorum.
3)bekleme odası eleştirilerin aksine sevdiğim bir demirkubuz çalışmasıdır. özellikle kişiselliği hatta otobiyografik tatlar bırakması bunu bırakırken de yüksek doz kibir içermesi ilgi çekicidir. suç ve ceza'yı çekmek isteyen ama bir türlü yapamayan demirkubuz'un film de bunu ahmet vasıtasıyla yapmaya çalıştığını izleriz. ahmet'teki yoğun entelektüel kaygı ve onun bir yönetmen olması demirkubuz'la parelellikler içerir. ahmet'in boşluk hissi yazgı'daki musa'ya benzer bir ruhsuzluk içerir. fakat burada ahmet'in yoğun kibirle kendisini çevresindeki insanlara ve kadınlara farklı gösterme eşiğine de rastlarız. bu sözde entelektüel kazanımdan beslenir. burada kimsenin bilmediğini düşündüğüm enteresan ve mühim bir ayrıntıyı demirkubuz filmini fazla dramatize etmemek için filme koymaz. o da ahmet'in ciddi rahatsızlığıdır. bu ayrıntının çıkarılması doğal olarak bir boşluk yaratır ve bunu biz yazgı'dakinden farklı olarak sadece kibirle anlamlandırmaya çalışırız.
4)yönetmenin izlenmesi gereken filmleri açısından bir sıralama yaparsak kafaya masumiyet ve onun ön filmi gibi duran kader 'i ilk gruba koyabiliriz. harun karakterinin inandırıcılığı ve onun kendisini vicdani rahatlama arzusuyla karşısındakilerin anımsadıkça hayatlarının kararması zıt başlılığını harika yansıtan itiraf (yine de film eleştirmenlerinin söylediğinin aksine ilk grupta düşünmüyorum) ve yoğun boşluk hissine rağmen albert camus'un yabancı'dan uyarlanan yazgı'sını hatta melodram yönüyle içinde bulunulan sosyal şartların iyi bir arabesk betimlemesi olan üçüncü sayfa 'yı daha sonra tavsiye edeceğimiz filmler olarak 2. grupta ifadeleyelim. üçüncü grupta hayli sevsem de bir belirsizlik anlatısı olan bekleme odası ,vasatı geçememiş bir dönem anlatısı olan kıskanmak sayılabilir. başarısız bir ilk deneme c blok 'u dördüncü grupta değerlemek mümkün. zaten bunlar sonrası bir de yeraltı çekilmişti. o da kimi boşluklarıyla 3. gruba sanki 2. gruptan daha yakın duruyor. tabii bunlar kişisel notlarım ve beğenilerim sonucunda oluşturduğum kanılardan yola çıkarak verdiğim yargılar. doğal olarakta sadece beni bağlıyor.