ferhan şensoy

entry511 galeri25 video6
    36.
  1. şans kapıyı kırınca adlı filmde asuman dabak'la basrolü paylaşan tiyatrocudur.
    1 ...
  2. 35.
  3. ortaoyunu geleneğinin son halkası, kavuğun sahibi, önemli tiyatrocu. aynı zamanda öykücü, oyun yazarı ve şair. pek çok da kitabı vardır: ayna merdiven, denememeler, ingilizce bilmeden hepinize ı love you, düşbükü, oteller kitabı birkaçı.
    2 ...
  4. 34.
  5. ferhangi şeylerdeki oyunculuğunu kopyalayıp bütün oyunlarına filmlerine yayan adam. bir kere izlenmesi halinde oyunculuğunun hiç bir esrarı kalmayan tiyatrocu.
    1 ...
  6. 33.
  7. (bkz: Bir tiyatroya bedava bilet olmasına rağmen Ferhan Şensoy var diye gitmemek.)
    Oyunculuğunu eleştirecek kadar uzman olmasam da iyi oynayamadığını bildiğim yazar.
    3 ...
  8. 32.
  9. 31.
  10. bilinenin aksine galatasaray lisesi mezunu değildir.. sadece galatasaray lisesinde bir süre takılmış ancak samsunda bir liseden mezun olmuştur..
    4 ...
  11. 30.
  12. "tanrı büyük, insanı yaratmış; insan da pek küçük değil, tanrıyı yaratmış" cümlesini kurup "bu nasıl zekadır.. nasıl bir insandır*" şeklinde yorumlar almıştır, hayran etmiştir.

    öte kesimden de "dinsiz imansız pezemenk*" yorumu almıştır ki.. olur o kadar.
    10 ...
  13. 29.
  14. çevirdiği reklam filmleri için "surat fahişeliği yapıyorum." diyerek takdirimi kazanmış adam.
    8 ...
  15. 28.
  16. Çok önemli ortaoyunculardandır. Galatasaray Lisesi'nde bir süre okuyup ayrılan oyuncunun inanılmaz bir şekilde cümleleri birbirine benzetme, onları alıp duvardan duvara vurup birbiri içine sokma yeteneği vardır. insanı güldürür ama gülmeden önce çok düşünürsen sonraki birkaç konuyu kaçırmış olabilirsin. Çok başarılıdır kısacası
    2 ...
  17. 27.
  18. insanları kısa reklam filmleriyle bile guldurebilen tiyatro ve filmleri ise yaran buyuk ustad.
    0 ...
  19. 26.
  20. "Cinayet dediğiniz, ille kanlı, bıçaklı olmaz, aşk da bir cinayettir" der kendileri denememeler adlı kitabının önsözünde.
    5 ...
  21. 25.
  22. kiralık oyun isimli oyunuyla gönlümü fethetmiş yazardır.

    ayrıca oyunun sonunda kendi yazdığı bir şarkıyı seslendiriyorlar hep beraber. tamamını hatırlamıyorum ama son satırları şöyleydi:

    devlet nedir canım insan çok önemli,
    insan en önemli..
    0 ...
  23. 24.
  24. "müslüman olmak için önce şizofren olmak gerekir." demiş büyük insan.
    9 ...
  25. 23.
  26. 22.
  27. son zamanlarda, selamını verip alkışını alırken gözleri fena halde dolan ustadır.
    benim ağlayasım gelmektedir o dakikalarca alkışlanırken.
    5 ...
  28. 21.
  29. mükemmeL oyuncu , yazar...kimi zaman deLi , kimi zaman usLu..kimi zaman komik , kimi zaman ciddi..Lafını hiç esirgemeyen , topLumsaL sorunLarı çok güzeL işLeyen , türkiyede orta oyununu sürdüren insan...
    4 ...
  30. 20.
  31. 19.
  32. nefis üslubu, konuşur gibi anlatımıyla kitaplarını elinden bıraktırmaz üstad.
    3 ...
  33. 18.
  34. sigara tiryakisi... üretmek sözkonusuysa türkiye'de en iyilerden biri. ayrıca ertesinin yerine devrisi yi kullanması sık görülen özelliğidir.
    8 ...
  35. 17.
  36. ferhan şensoyun edebi dehasını ortaya koyan bir kısa yazı buyrun buradan okuyun:

    zikrimin ince guzu - ferhan şensoy

    yürüyorlardı, havadan sudan konuşarak ve havadan sudan konuşmaya özel özen göstererek, bunu birbirlerine hiç göstermeyerek yürüyorlardı yola bir eziyet biçiminde, bunu yola sezdirmeden. yolun da onlarla fazla ilgilendiği söylenemez.
    bir gören olur, bir duyan olur kuşkusuna bürünmüş, kuşkularının yakalarını kaldırmışlardı. en azından birbirlerini duyabilirlerdi. buna daha önce çabalamış, başaramamışlardı. yitirmenin şiiri her ikisinin de başını iyice döndürmüştü. yitirmeye alışmak da bir biçim işte. büyük adamcılık oynayan çocuklar gibiydiler.
    yeniden mi başlamak? yaşanmışlar yaşanmamış varsayılabilir mi? söz bitti. yol bitmiyor. yolun kıyısında ısırganlar bitiyor. dört dörtlük susku. derken susku tükeniyor.
    - oturalım mı şuraya?
    dedi adam. kadın umursamaz, duraladı. bakındı. oturdular. kadın martıları saymaya koyuldu, çok şeyler düşünüyormuş, korkunç bir şeyler söyleyecekmiş, yılları iki tümleçin sırtına yükleyecekmiş gibi aralandı tavşan ağzı, bir şeycik demeden kapandı dudakları. adama geldi bir şey dememe sırası. karadeniz'e doğru yolalan bir argın gemiye bindi gitti adam kadından gizli, yerinden hiç kımıldamadan. eğer güçsüzsek güçlü olmaya her sabah yeniden andiçmenin anlamı yok. and da içki gibidir, fazla içilmemeli, her şeyin fazlası sakıncalı. adam cebinden konyak şişesini çıkardı, dikledi, sanki o gün içkiyi bırakacakmış gibi. bir yerlerden başlamak gerekliydi söze.
    - biliyor musun, ben sana hiç de az değilim, çünkü söylediklerimiz pek önemli değil...söylemediklerimiz ve ağzımızdan kaçırdıklarımız var...
    havada dondu kaldı adamın dedikleri. ikisi bir süre boş boş adamın dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine belli ederek. bir özgür simitçi geçti adamın dedikleriyle oturuşları arasından. adam sigara çıkardı. yakılındı. aynı anda üflediler dumanlarını. dumanları birbirine karıştı, dumanlar dondu kaldı karşılarında, dumanlar cürmü meşut, dumanlar hüzün dağları adamla üsküdar arasında, kadınla kızkulesi arasında, adamla kadın arasında.
    - hiç bir şey daha söyle, kalkalım!
    dedi adam kırgınca, sigarasını denize attı.
    - neden hep böyle mutsuzsun? ya da öyle olmaya uğraşıyorsun?
    sözleri döküldü kadının tavşan ağzından. kimbilir ne demek istiyordu? kimbilir neler düşünüyordu. devrilen bir şarap şişesi gbi döküldü cümle, ne denli silsen de silinmez devrilme.
    - kalkalım!
    demeden kalktı adam. kalktılar. yürümeyi yapıştırdılar demin yırttıkları yerden. adam yola ettiği eziyeti inceliyor, kadın çok sevdiği ayakkabılarını birbirine değişik açılarda basarak kimbilir dansı adımları deniyordu. çirkin beton bir elektrik direği geçti aralarından.
    ne kadar yürünse ne olur bu yol? adam adımlarını yavaşlattı. kadın hızlanıyordu ve ardına bakmıyordu. sanki uzun süredir birlikte yürümüyorlardı. adam durdu, kadın gidiyordu. adam karşı kaldırıma geçti, geri döndü. sıfırdan başladı yürümeye. yol aynı yol, ısırganlar sanki daha sevecen.
    hem kundura boyacısı hem hüznünün işportacısı bir çocuk oturmuş yolun kıyıcığına gülümsüyordu.
    - n'aber?
    - iyi!
    - gel oturalım şu çay bahçesine, parlat bakalım dul ayakkabılarımızı.
    - yenge n'oldu?
    - yolu sevdi, yürüyor.
    kapıştılar cila kokusuyla konyak kokusu. çocuğun eline büyük geliyor fırçalar, tam kavrayamıyor, kimi zaman birini düşürüyor, hemen o sırada öbür fırçayla boya sandığına bir iki vuruyor, yere düşen fırçayı havada bir iki döndürüp yakalıyor, sanki bu onun belirli bir numarasıymış gibi yapmaya uğraşıyor, can havliyle koyuluyor ayakkabıyı parlatmaya. yaşı ondört. gören altı, bilemedin yedi sanar. gelişememiş. niye gelişsin, gıdasız kalorisiz bir büyüme denemesi. diyarbakır'dan gelmişler. babası üveymiş. ilkini vurmuşlar tophane'de. okutmuyormuş yeni babası.
    - okuma neymiş? çalış, para getir ulan!
    demiş. burnunun sümüğünü sildi boyacı çocuk. ele sümük burna boya bulaştı.
    - yeni baban ne iş yapıyor?
    - içiyor!
    havada dondu kaldı çocuğun sözcüğü. ikisi bir süre boş boş çocuğun dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine hiç çaktırmadan ve hüznün yasalarının kapsamı dışına sarkmadan. utana sıkıla bir fırt aldı adam konyağından, boyacı çocuk yanık ötesi bir türküye başladı kürtçe.
    - sen okuma yazma biliyor musun?
    diye kesti çocuk türküyü. adam doğal bir baş hareketiyle olumlu yanıt verdi.
    - bana da öğretsene!
    - boşver be çocuk, olduğun gibi kal.
    çocuğun kapkara gözleri büyüdü kadife bir istek fışkırdı gözlerinden.
    - ben senden boya parası almiim. sen bana adımı yazmayı öğret.
    - peki. yalnız hep türkü söyleyeceksin.
    - türkü kolay, söyleriz.
    dedi çocuk, yürek kakan bir gazele başladı. zaman zaman şah damarı yerinden fırlayacak gibi, incecik boynu kızaran yerinden kopacakmış gibi oluyor, kara gözlerini devirip denize bakıyor, deniz oralı olmuyor, çocuk denize küsüp gene adama dönüyordu.
    kalktılar. çocuk boyundan büyük sandığını sırtladı. isırganların yanından yürümeye başladılar. köşedeki bakkaldan bir defter, bir kurşun kalem, bir silgi aldılar, hiç konuşmadan, çocuk büyük bir adam gibi, adam küçücük bir çocuk gibi yola koyuldular.
    arkadaşsız yürünmüyor ısırganlı yol.
    38 ...
  37. 16.
  38. hacı kominist adlı kitabıyla beni otobüste sigara krizine sokup kıvrım kıvrım kıvrandıran yazar.
    4 ...
  39. 15.
  40. 14.
  41. nefret edilesi insan ve ne yazık ki kavuk'un son sahibi.Münir Özkul böylesine bir hatayı nasıl yaptı,bilemiyorum.
    4 ...
  42. 13.
  43. 12.
  44. beşbenzemez, ve fakat, lan... bey, sayın, hassiktir,aç parantez,brecht sözcüklerini sıkılkla kullanan, argoya rönesansını yaşatan laf ustasıdır.
    10 ...
© 2025 uludağ sözlük