insanın elini ayağını götüne bağlayan şey. böyle berbat bir şey. midenizde buz gibi olmuş bir tavuk yemeği yemiş gibi hissettirir sizi. anlamsız bir beklentiye sokar. kafa dağılsın diye başka şeylerle meşgul olursunuz başka tarafınıza vurur. el-ayak-göt üçlemesi işte. yusuf yusuf olur insan. ilerleyen hali panik atak olarak gösterebilir kendini. bu konularda bir uzman değilim lakin tecrübe etmiş biriyim. hatta bu satırları yazarken bile anksiyete geçiriyorum (belki yazarsam bir nebze düzelir diye) sonra dua ediyorum allah’a inşirah ferahlığı ver diyorum rabbim. inşirah yazarken bile su serpiliyor sanki içime. şöyle güzel bir cumartesi, temmuz ortası, havuz karşısında tatilimi piç ediyor işte bu rahatsızlık. kendimi teselli ediyorum. hiç bir şey olmayacak, hepsi geldi geçti. kimse sana zarar veremeyecek. amaçları sadece seni korkutmak ve kışkırtmaktı. varsın amaçlarını gerçekleştirsinler, yine de sen haklısın! çünkü senin suçun değil. sen sadece inandın, güvendin.. insansın, insanız..
yıl 2007 filan. eve internet gireli 3-4 sene olmuş. yaz geceleri öyle tüplü monitör masaüstü bilgisayar başında geçiyor. tabi annemle babam uyumuş ben gecenin o saatinde internet aleminde evrenin sanki sırrımı çözüyorum. tek temennim gecenin üçünde platonik olduğum kız msn’de online olsun. tabi şimdi ismini, cismini bile hatırlamakta zorlandığım kızı o zamanlar beklerken hep içimde 1320km ötede olan ege suları vardı. egeye bu denli uzaktım. şimdi bizzat içinde olunca 19 yıl öncesine bir selam çakayım dedim. 19 yıl önceki ben ile şimdiki ben arasında o kadar çok şey değişti ki.. değişmeyen tek şey halen aynı saflığım, insanlara karşı iyi olma çabam.. 30 sene de geçse değişmez. insanın hamurunda olunca değil geçen yıllar, mesafeler.. yine değişmezmiş insanoğlu..
geceye bir şarkı bıraktım. hatta iki şarkı. ikisi de remix. birisi sezen aksu’dan iki delilik ve bir diğeri ise sertab erener’den yanarım her ikisi de bana o yılları hatırlatır. 1320km’den ötesini anımsatır. şimdi nice 1320km’leri aştım, ama halen arıyorum. neyi arıyorum ben de bilmiyorum. saflığı mı? ait olmayı mı? yoksa kendimi mi?
çeşme’den denize bakıyorum. tam karşımda sakız adası. ve karfas denilen yerleşim yerinin ışıkları yanıyor, gecenin karanlığında titriyor. hava rüzgarlı ve serin bir temmuz gecesi. otel halen son ses müzikle eğlencesine devam ediyor. oysa ki şu güzelim gecenin sesini çıkarmak dururken..
Karfas hakkında google’da biraz stalk yaptım, karfas Yunanistan'ın Sakız adasında küçük bir kasabadır. Sakız Adası'nın 7 kilometre güneyinde yer alan Karfas, kozmopolit plajları, stüdyoları, rezidansları, kulüpleri, restoranları ve genel gece hayatıyla Ada'nın en popüler destinasyonları arasında yer almaktaymış.
entryleri sözlük kullanımına göre analiz eden buton.
şahsen benim hoşuma gittim, doğru bir yönlendirme sağlıyor. sadece sözlük içeriğine uygunluk olarak değil, yazarların içten ve samimi oluşunu da yorumluyor*
ilk iki sezonu gerçekten güzeldi. hadi bilemedin üçüncü sezondan sonra final yapsalardı keşke. uzadıkça uzadı ve senaryolarda birbirinin tekrarı haline geldi. zaten 3. sezondan sonra izlemedim. arada tv de denk geldiğimde de yine birisi ağlıyor ya cenaze oluyo ya düğün.
Ben böyle bir kasvet görmedim.. Geçen kış 3-4 günlüğüne Hatay’a gittim. Şu meşhur müze otelde konakladım. Havaalanından otele gidene kadar ben nereye geldim, burası nasıl halen bu halde diye söylenip durdum. içim burkuldu, o tozların içinde, çamurlu delik deşik yol demeye bin şahit yerlerden geçtim. Havaş beni merkezi yerde indirdi, geri kalanı yürüyerek otele gittim. Gidene kadar düşündüm, buraya geldiydem bir anlamı vardı. Sokak başlarında ateş yakan insanlar mesela çok dikkatimi çekti, en etkileyici olanı ise onca kum, toz, molozlara rağmen kaldırımı temizlemeye çalışan temizlik çalışanı oldu. Kumları süpürdükçe yerine başka kum geliyor, bu döngü böyle devam etti bir süre.. içimden kendi kendime konuştum sonra kendimi o çelik zırhlı otele attım.. Bir şehir bir insana ancak bu kadar hissettirirmiş bazı şeyleri bunu orada anladım..
karadeniz ile yakından uzaktan hiç alakası olmayan (bkz: giresun) ilçesi. 2017-2018 arasında burada 5 aylık bir ikametim oldu. yazı yaz değil, kışı kış değil. yaşam şartlarının zor olduğu kesin. mis gibi temiz havası vardı onu hatırlıyorum tek olumlu tarafı olarak.
bazen eski bir şarkı, bir film ya da dizi, gidilen bir mekan ve hatta telefon sesi bile geçmişte yaşanılan bir travmayı yeniden canlandırabilir. belki çevremizi değiştirmek, bir daha o müzikleri dinlememek, telefon melodisini değiştirmek işe yarar ya da tüm bunları kabullenip bunlarla birlikte yaşamak. aşılması zor olan şeyler olabilir insan hayatında ama önemli olan bunları gerçekten kabullenebilmek.
şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
hayatımın en zorlu zamanlarında bana ışık olmuş suredir. gerçekten bir mucize arıyorsanız burada saklı gerçekten. şükürler olsun. her içim sıkıldığında, daraldığında okurum.
Ultras deyince nedense aklıma deplasman günleri geliyor. Elbette takımını kendi şehrinde desteklemek paha biçilemez ama nedense deplasmana gitmek daha duygusal geliyor o yollara düşmek, farklı bir şehir.. ne bileyim daha bağlılık hissettiriyor takımına karşı.
çaylaklık dahil 2014'den beri ekşi sözlükte yazardım. en son bu kadar uzun süreli yazarlık hesabımı lanetleyip (-ki en basit nedenden ötürü) beni soğutan, reklamsız özelliği ile resmen übersonik ücret tarifesi uygulayan tarafımca itici bulduğum bir sözlük platformu. en son üyeliğimi tamamen silip rahata erdim diyebilirim.
zorlu zamanlarımda açıp dinlediğim zaman umut olan şarkıları olan müzik grubu. müzik tınıları umut veriyor, kara bulutları dağıtıyor. (bkz: Raining in the desert)
kendimi korkmuş ve kapana kapanmış hissediyorum. telefonun sesi bile travmalarımı tetikliyor. son bir kaç gün önce pek tatsız bir olay yaşadım. lakin yaşadığım olay tamamen beni korkutan cinsten olsa da aslında korkmamam gerektiğini, suçlunun ben olmadığımı ve tamamen üzerimde psikolojik bir baskı yaratıldığının farkına vardım. tarafıma atılan iftiralar, yalan yanlış iddialar ve asılsız sözlerle kişiliğime karalama yapılıyor. insanız tabiki ister istemez etkileniyoruz bu olaylardan. ben de ona göre gardımı alıp yola devam edeceğim. cümlenin başında da söylediğim gibi korkmuş, paniklemiş hissetmemin nedeni tamamen tarafıma yapılan bu yalan ifadeler karşısında şaşkınlığımı aşamamamdan kaynaklanıyor. elbette işin hukuki sürecini başlatmış olurum lakin karşı tarafın benimle alay edercesine kişisel, özel alanıma psikolojik olarak saldırması, iftira atması ve beni maddi manevi açıdan zedelemiş olması sebebiyle bunun üstesinden geleceğim. allah'ın izniyle bunu başardım.
youtube'da karşıma çıkan ve amerika'da yaşadığı günlük, haftalık, aylık olayları rutin olarak paylaşan bir youtuber. izlerken nedense çok sıkıcı geliyor ve ben az önce ne izledim moduna giriyor insan. kafa yoruyor kısacası. ve çok konuşuyor. konuşmasa bile yoruyor.
denizi gerçekten çok güzel. orada aktif olan bir otelde kalmıştım. halen aktif olarak faaliyet gösteriyor. keyifli bir yer, gezmesini, görmesini bilene.