arka fonda bu https://www.youtube.com/watch?v=pCjFBhQE2ss çalıyor. yabancı damat dizisini yayınlandığı dönem ailecek izlerdik. öyle çekirdek aile olarak da değil, annem, babam, kardeşim, anneannem, dedem, dayım, yengem ve kuzenlerim.. akşam oturmasına dayımlara gitmiştik, televizyonda yabancı damat dizisi vardı. bu aile gibi bizim ailemizde kalabalıktı, bu aile gibi bizim ailenin de telaşları olurdu, sevinçleri olurdu. ama dizi işte. aradan onca seneler geçmiş ne zaman karşıma gökhan kırdar'ın bu şarkısı çıksa aklıma o güzel yıllar gelir. tıpkı bu aile gibi kalabalık ailem gelir. şimdi bu aileden geriye sadece annem, babam, kardeşim ve kuzenlerim kaldı. allah olanlara uzun ve sağlıklı ömürler versin.
madur edebiyatı yapmayı pek seviyor. ne zaman bir röportajına her hangi bir açıklamasına denk gelsem hep bir ağlak modunda. ben ne acılar çektim ve çekmekteyim diye anlatıyor da anlatıyor. tamam en zorlu hayatları sen yaşadın.
namaza başladıktan sonra, bulunduğum şehrin ne kadar camiisi varsa hepsinde namaz kılmak istiyorum. özellikle kendine has tasarımı olan, tarihi camiileri tercih ediyorum.
bir insan neden arabesk dinler anlamam. bir insanın kendine acı çektirmesi bu denli bundan zevk alması ilginç. son zamanlarda arabesk müzik dinleyici sayısı artmış durumda. bunun ekonomik koşullar, yaşam şartları ve aile eğitimi ile ilgili olduğunu düşünüyorum.
iş yerimde şeker hastalığı nedeniyle %40 oranında engelli raporu bulunan kişiler var. Günlük yaşamlarına baktığımda oldukça aktif olduklarını ve hayatlarını büyük ölçüde bağımsız şekilde sürdürebildiklerini görüyorum. Elbette şeker hastalığının kişiden kişiye değişen etkileri, dışarıdan görülmeyen riskleri ve komplikasyonları olabilir; bu nedenle kimsenin yaşadığı rahatsızlığı küçümsemek istemem.
Yine de daha ağır sağlık sorunları yaşamış veya kalıcı ciddi rahatsızlıkları bulunan bazı kişilerin benzer haklardan yararlanamaması, buna karşılık bazı şeker hastalarının engelli raporu kapsamında çeşitli hak ve muafiyetlere sahip olması bana zaman zaman düşündürücü geliyor. Sonraki dönemlerde şeker hastalığı için verilen oranın %30 seviyesine düşürüldüğünü, daha önce %40 ve üzeri rapor alanların ise mevcut durumlarının devam edip etmediğinin değerlendirilmesi amacıyla her yıl yeniden sağlık heyetinden geçmelerinin gerektiğini düşünüyorum.
Burada eleştirim hastalığı yaşayan kişilere değil, raporlama ve değerlendirme sistemindeki ölçütlere yönelik. Sonuçta hastalık hastalıktır; Allah bütün hastalara şifa ve kolaylık versin.
üfff bunlardan o kadar çok varki anlatamam. instagramda takipleşip birbirimize komikli reelsler gönderdiğimiz bir kaç arkadaş grubum var. bunlardan 2 tanesi manita yaptı. adamları görseniz sanki dünyayı fethetmiş gibi havalar. reels atıyorsun görüldü atıyor. amk 7/24 manitasıyla birlikte sanki, arşa çıkmış bir tarafları. ulan sürekli reels atan adam bir an da sessizliğe bürünüyor, sen atınca da ne bir beğeni ne bir tepki. böylelerini yolda görünce selam bile vermemek gerek. sırf bu yüzden instagramdan da sessize aldım hesaplarını, bir dah muhatap olmamak için.
eskiden çok güzel defter tasarımları oluyordu, şuan da var mı bilmiyorum ama çocukluğumuzda mesela resim yarışmaşarında derece alanların çizimleri de olurdu defter kapağında. ayrıca kağıtları gerçekten kaliteliydi. bu arada kareli ve telli defter hep favorimdir.
yağmurdan bir insan nasıl nefret edebilir ki? yağmur ya bu yağmur! rahmet yani her şeyden öte. allah’ım afetsiz versin. yağ yağmur yağ, temizle bizi, arındır bizi.
müzisyen birisi. fazla ünlü olmayıp ama çok güzel şarkıları olan bir isim. dileriz çok ünlü birisi olmaz çünkü kim ünlü olsa eski samimiyeti kalmıyor. şimdi bu başlığı açarak bu arkadaşın ününe ün katmıyorumdur umarım..
insanlar neden bu şehir hakkında olumsuz düşünüyor anlamıyorum. 1 kez gitmiştim ve çok hoşuma gitmişti. kocaman geniş caddeleri, modern mimarisi ile tarihi mimarisi. bisiklet yolları ve en güzeli mevlana’nın olması.. akşam üstüydü şehirde dolaşırken garip ama huzur verici bir sakinliği vardı. ben sevdim yani.
genelde çok kuru bir havası oluyor bu otel odalarının. havalandırma sistemiyle alakalı sanırım. az su içmekten mi yoksa gerçekten havalandırma sisteminden mi bilmiyorum ama ne zaman bir otel odasında uyanıyor olsam o sabah baş ağrısı oluyor.
belki de izmir’in en eski apartmanlarının olduğu muhit. geçen gün bir işim vardı o tarafta, etrafıma bakınınca bu kadar eski binayı ilk kez bir arada gördüm. zaten izmir depreminde en çok etkilenen yer burasıydı diye biliyorum. buna rağmen halen o eski binalarda oturanlar olması şaşırttı.
bir zamanlar ne güzelmiş dedirten yer.
özellikle 90lar sonu 2000ler ortası. o yıllarda genç olmak isterdim ve o hızlı halini yaşamak isterdim. düşünsenize çok aşıksınız ve sevdiğiniz kişiyle taksimde buluşup tünele kadar yürüyor, bir yerde yemek yiyor, kahve içiyorsunuz.