dokuz eylül güzel sanatlar'da grafik bölümünden tanıyordum kendisini. mezun oldu mu bilmiyorum ama izmir'de başarılı nadir dövmecilerden birisiydi. o dönem kendine has bir arkadaş çevresi vardı ve bazı arkadaşlarımda kendisine dövme yaptırmıştı. o zaman ki yeri Narlıdere'deydi. home ofis tarzı çalışıyordu sanırım. şuan nerede ne yapıyor bilmiyorum.
siz siz olun gece uyumadan önce soslu döner yemeyin. midemde bağımsızlığını ilan ettiğini açıkladı az önce. şu an maden suyuyla gecenin şu saatinde mesai yapıyoruz.
ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim demiş mustafa kemal. görülen o ki bu 3 kavramı taşımıyor bu kavga edenler. altı üstü futbol lan, zaten milyon dolarlar kazanıyorsunuz neyin hırsı bu? böyle mi gençlere, çocuklara örnek oluyorsunuz? bir de arkadan “vur vur vur” diye tazahürat edenler ayrı bir utanmazlık abidesi. diyecek söz yok sayın seyirciler. dün akşam futbol bunlar tarafından katledilmiştir.
alma ahımı adlı parçası gerçekten çok içten geliyor nedense. yıllar önce, yalnız olduğum, yalnız yaşadığım zamanlarda sırf arka planda bir ses olsun diye müzik açardım. bu parçayla o zaman tanışmıştım. aradan geçen onca zamandan sonra yeniden bu parça çalınca o yıllar geldi geldi aklıma..
cidden hiç şaşmaz ve var böyle bir şey. genelde amatör lig de dikkat çekip, belki hatun filan düşürme amaçlı paylaşılan klass olmak, şekilcilik amaçlı çekilen fotoğraflardır. ve pozlar hep aynıdır çünkü askerlik arkadaşı gibi toplu takıldıkları için sırayla birbirlerinin benzer pozlarını çekerker. sonra gelsin hatunlar gelsin likelar. pek cringe..
kendisi ergenlik parfümüm olur. bu parfümle ilgili olarak gülünç bir anım da vardır aslında. kokusu her ne kadar nostaljiyi tetiklese de, ergenliğimin en depresif en zirvesinde ailemle tartıştığım bir gün, ev ahalisine küsüp evden kaçma planları yapmıştım. sırt çantamı hazırlayıp içine caldion parfümümü de koymuştum. ulan evden kaçıyorsun parfümü napacan? tatile mi çıkıyorsun mübarek.
kendisini inşirah suresiyle tanıdık. çok güzel okuyor gerçekten. inşirah suresi dışında başka sureleri okuduğu videoları da var kendisinin. ayrıca bursa inegöl'de bulunan kuba camii'de imam olarak görev yapmakta kendisi. bir gün inşallah cemaati olarak namaz kılarım orada.
bazen bulunduğum şehri bile terk edesim geliyor, her şeye baştan sıfırdan başlamak istiyorum. ama gittiğimde bir çok şeyin düzelmeyeceğini ve hatta başka sorunların da çıkacağını biliyorum. kaçmak aslında bir kurtuluş değil bunu biliyorum. ama işte insanız ya, umut diyor insan.. bir umut. bazen o kadar fazla üzerime geliyor ki bazı şeyler. iş yeri özellikle. işimi seviyorum ama iş yerimi sevmiyorum. psikologuma da aynı şeyleri anlattım o beni dinledi ve şunu dedi: gittiğin yerde de sorunlar olacaktır.. evet kabul ediyorum olacaktır ama hiç mi unut yok? o kadar iş yerinde mutlu olanlar var mesela. ben de mutlu olmak istiyorum, çok mu şey istiyorum? yoruldum artık, kafaya takmaktan yoruldum, sürekli birilerine açıklama yapmaktan yoruldum, birilerini dinlemekten yoruldum, birilerinin kişisel mevzuları yüzünden iş yerinde çıkan/çıkarılan sıkıntılardan sıkıldım! imdat diye bağırasım var!
arka fonda bu https://www.youtube.com/watch?v=pCjFBhQE2ss çalıyor. yabancı damat dizisini yayınlandığı dönem ailecek izlerdik. öyle çekirdek aile olarak da değil, annem, babam, kardeşim, anneannem, dedem, dayım, yengem ve kuzenlerim.. akşam oturmasına dayımlara gitmiştik, televizyonda yabancı damat dizisi vardı. bu aile gibi bizim ailemizde kalabalıktı, bu aile gibi bizim ailenin de telaşları olurdu, sevinçleri olurdu. ama dizi işte. aradan onca seneler geçmiş ne zaman karşıma gökhan kırdar'ın bu şarkısı çıksa aklıma o güzel yıllar gelir. tıpkı bu aile gibi kalabalık ailem gelir. şimdi bu aileden geriye sadece annem, babam, kardeşim ve kuzenlerim kaldı. allah olanlara uzun ve sağlıklı ömürler versin.
namaza başladıktan sonra, bulunduğum şehrin ne kadar camiisi varsa hepsinde namaz kılmak istiyorum. özellikle kendine has tasarımı olan, tarihi camiileri tercih ediyorum.
bir insan neden arabesk dinler anlamam. bir insanın kendine acı çektirmesi bu denli bundan zevk alması ilginç. son zamanlarda arabesk müzik dinleyici sayısı artmış durumda. bunun ekonomik koşullar, yaşam şartları ve aile eğitimi ile ilgili olduğunu düşünüyorum.
iş yerimde şeker hastalığı nedeniyle %40 oranında engelli raporu bulunan kişiler var. Günlük yaşamlarına baktığımda oldukça aktif olduklarını ve hayatlarını büyük ölçüde bağımsız şekilde sürdürebildiklerini görüyorum. Elbette şeker hastalığının kişiden kişiye değişen etkileri, dışarıdan görülmeyen riskleri ve komplikasyonları olabilir; bu nedenle kimsenin yaşadığı rahatsızlığı küçümsemek istemem.
Yine de daha ağır sağlık sorunları yaşamış veya kalıcı ciddi rahatsızlıkları bulunan bazı kişilerin benzer haklardan yararlanamaması, buna karşılık bazı şeker hastalarının engelli raporu kapsamında çeşitli hak ve muafiyetlere sahip olması bana zaman zaman düşündürücü geliyor. Sonraki dönemlerde şeker hastalığı için verilen oranın %30 seviyesine düşürüldüğünü, daha önce %40 ve üzeri rapor alanların ise mevcut durumlarının devam edip etmediğinin değerlendirilmesi amacıyla her yıl yeniden sağlık heyetinden geçmelerinin gerektiğini düşünüyorum.
Burada eleştirim hastalığı yaşayan kişilere değil, raporlama ve değerlendirme sistemindeki ölçütlere yönelik. Sonuçta hastalık hastalıktır; Allah bütün hastalara şifa ve kolaylık versin.
üfff bunlardan o kadar çok varki anlatamam. instagramda takipleşip birbirimize komikli reelsler gönderdiğimiz bir kaç arkadaş grubum var. bunlardan 2 tanesi manita yaptı. adamları görseniz sanki dünyayı fethetmiş gibi havalar. reels atıyorsun görüldü atıyor. amk 7/24 manitasıyla birlikte sanki, arşa çıkmış bir tarafları. ulan sürekli reels atan adam bir an da sessizliğe bürünüyor, sen atınca da ne bir beğeni ne bir tepki. böylelerini yolda görünce selam bile vermemek gerek. sırf bu yüzden instagramdan da sessize aldım hesaplarını, bir dah muhatap olmamak için.
eskiden çok güzel defter tasarımları oluyordu, şuan da var mı bilmiyorum ama çocukluğumuzda mesela resim yarışmaşarında derece alanların çizimleri de olurdu defter kapağında. ayrıca kağıtları gerçekten kaliteliydi. bu arada kareli ve telli defter hep favorimdir.
yağmurdan bir insan nasıl nefret edebilir ki? yağmur ya bu yağmur! rahmet yani her şeyden öte. allah’ım afetsiz versin. yağ yağmur yağ, temizle bizi, arındır bizi.