Aptallığın gerçekle olan tek bir bağdaşı var oda gerçeklik. Aptallıkta gerçek, gerçek olanda gerçek.
Bakın Türban teşhir değildir. Ama her örtünme de otomatik olarak mahremiyet değildir. Bir kadının Baş örtülü olduğunu varsayalım. Vücut hatlarını tamamen belli eden, dikkat çekmek üzere kombinlenmiş, sosyal medyada bakılmak üzere "bakım benim g*tüm var " kombinasyonu işlevsel olarak teşhirciliktir. Milyonlarca kadın var ayrıca; saçı açık, memeleri ve vücut hatları gayet net görülen. Bu insanlar kendini vitrine koymuyorlar mesela.
Mesele kumaş meselesi değil. Mesele niyet meselesi. Mesele o tavrın neye niyetlendiği. islam inancı gösteriye dönüştüğü anda içeriğini kaybeder.
Hayatları boyunca ilgi bombardımanı yaşayan kadınlar bir süre yarı yolda kalmamak adına güven veren erkeği tercih ederler.
Erkeğin çirkin yada ya güzel olması önemsizdir. Çoğu kadında zaten yanında duran erkeğin başkaları tarafından arzulanmasını ve bunun getirdiği rekabeti hoş karşılamaz.
Eninde sonunda Ona finansal özgürlük sağlayacak, kendini en güvende, değerli ve sakin hissettiren erkeği tercih edecektir.
Kontrol edemediğiniz şeyleri kontrol etmekten vazgeçerseniz stresin %80'i ortadan kalkar. Bugün ne yapman gerekiyorsa onu yap ve ona odaklan. ilerisi zaten sizin elinizde değil değişken dünya yüzünden.
Sevgili ergen kardeşlerim satırlarıma başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum;
"Benim nasihatlerim sizin nezdinizde makul bir zemine oturmak zorunda değil" feyyaz yiğit'e sevgilerle.
Fazla uzatmadan hemen tavsiyelere geçiyorum;
Bak dostum Kimse seni sürekli anlamak zorunda değil ama sen kendini anlamak zorundasın. Başkasının onayıyla yön değiştirme pusulan şaşar. Çalışmak hiç utanılacak bir şey değil, boş yaşamak utanç ve üstelik topluma faydası olmayan bir bireyin kendisine asla faydası olmaz. Ne iş yaptığından çok, işini nasıl yaptığın seni anlatır sakın ola herkesle tartışma. Çoğu insan cevap verilmeyi hak etmez; sessizlik bazen en pahalı cevaptır ve faydasını görürsün ilerleyen zamanlarda. Sevdiğin insanı yüceltme, kendini küçültme onun yanındayken. insanoğlunun nankörlüğünü kuşaklardan gelen bir genetik kod olarak düşünüyorum ben. Aşk fedakârlık ister ama sıcacık bir havada birden esen ılık bir rüzgar gibidir esip gidebilir. Fakat özsaygıdan kesilerek yapılan aşk fedakârlığı borç doğurur. Kimseye borçlu kalma. Parayı küçümseme ama hayatın ölçüsü yapma. Para araçtır; karakter ise direksiyon yanlış yöne sürme. asla ve asla hayatı ıskalama. Yalnız kalabilmeyi öğren, Yalnızlıktan korkan, yanlış kalabalıklara sığınır. Korkma yalnızlıktan içinden gelen sesleri dinle bazen. Haksızlığa kesinlikle alışma çok kötü bir alışkanlıktır ve bildiğin tüm kötü bağımlılıkları bile geride bırakabilir. Alışırsan bir gün sen de yapan taraf olursun. Gururla inat arasındaki farkı bil. Gurur seni ayakta tutar, inat seni yanlışta sabitler. Herkese iyi olma. iyi olmak seçicilik ister; herkese dağıtılan şey değerini yitirir. Biliyorum çok zor ama; iyilik senin kendine olan inancın olsun. Kimsenin buna kolay kolay değmeyeceğini bilsen bile. Hayat seni sertleştirecek. Sertleş ama kabalaşma. Aradaki çizgi karakterdir. Hayvanları sev, doğayı koru ve insanlara karşı nazik ol.
Onurlu ve sağlıklı bir yaşam dileği ile ergenuslar.
insanların dış görünüşüyle alay eden insanlar zekâdan tasarruf edip kolay yola kaçan insanlardır. insanların görünüşlerine saldıranlar fikri zayıf, özgüveni eksik ve sefil insanlardır net olarak.
başka bir zamanda şartlar değiştiğinde aynı acının muhatabı olmaktan hiç korkmazlar. empati yoksunluğu ve hayat tecrübesi eksikliği ömrü boyunca ona acı ve ağır bir ders vermek üzere birikir.
Özetle dış görünüşle dalga geçmek ahlaki bir zaaf olup bunu mizah sanarak insanları yaşarken öldürmeye teşebbüs edenler tam anlamıyla ahlak yoksunudur.
6 şubat depremi, yalnızca yerin sarsıldığı bir gün değildi. Ben deprem bölgelerinde bulundum. Enkazın nasıl koktuğunu, sessizliğin ne kadar gürültülü olabildiğini, yardım bekleyen bir bakışın insanı nasıl içerden çökerttiğini gördüm.
Orada şunu anlıyor insan:
Bu bir doğal afet masalı değil. Doğa sadece uyarıyı yaptı, yıkımı ihmaller tamamladı. Aynı binalar, aynı hatalar, aynı sessizlik… Yıllardır bilinen ama görmezden gelinen her şey bir gecede üst üste çöktü.
En acısı da nedir biliyor musunuz dostlar? Günler geçti, enkaz kaldırıldı, gündem değişti. Ama orada kalanların hayatı hâlâ o sabaha takılı. Saat ilerliyor ama zaman geçmiyor.
6 Şubat bir tarih değil; unutulursa tekrar edecek bir utançtır.
Fransız yazar ve feminist filozof olan Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir tarafından temellendirilmiştir.
Bakın Homofobik değilim fakat feminizm kadın-erkek ilişkisine ve aile hayatına yönelik atılmış en büyük darbelerden biridir.
Erkeklere ihtiyacımız yok derler fakat dünya üzerindeki insan popülasyonü istatistiklerde ölçülür. Bu istatistikler şöyledir; askerlerin %95'i, itfaiye çalışanlarının %97'si, madencilerin %95'i, petrol çalışanlarının %96'sı, inşaat sektörünün %92'si, balıkçıların %97'si, cerrahların %81'i, acil tıp teknikerlerinin %85'i, mühendislerin %89'u, ormancıların %96'sı, pilotların %94'ü erkeklerden oluşur.
Lütfen yanlış anlaşılmasın, Kadınların erkekleri yada neyi sevdiğiyle değil, nasıl bir insan olduğuyla ilgileniyorum.
Bir insanı tamamen silmek değil mesele. Hayatındaki yerini sıfırlamak mümkün olmalı, hatıra kalmamalı, etki kalmamalı. Alışkanlıklar duygudan daha inatçıdır ve insanı her zaman yoklar. Bizler basit varlıklarız aslında, birini hayatımızdan çıkarmak yada silmek adına başarılı olamayız her zaman. Sadece günlük temastan çıkarırız. Zihnimiz hep arkada kalır ve bu en acı verici durumdur.
Caiz mi? sorusuna net bir evet vermek zor. ideal değil ama savunulmaya çalışılıyor demek daha dürüst. Şimdi alkolden alınan vergi durumu ile ilgili birden fazla spekülatif bulunmaktadır.
Klasik fıkıh açısından haramdan doğan gelir temiz olamaz. islami mantık açısından haram olan bir şeyin üretimi, satışı ve buna bağlı kazancı da haram kabul edilir. Devletin alkolden vergi alması, dolaylı da olsa haram bir fiili meşrulaştırmak ve ondan gelir elde etmek anlamına gelir.
Diğer yandan; Devlet, alkolü teşvik etmek için değil, toplumda zaten var olan bir fiili kontrol etmek ve zararını azaltmak için vergilendiriyor denir. Bunu düşünenler azınlık tabi. Fakat alkolden alınan vergi ile okul, hastane ve yol yapılması gibi hizmetler insanların gözünde bir perde oluşturup haram kazanç olmayabiliyor pek tabi.
Son olarak islam dinini benimseyen insanların çoğu alkolden gelen gelirin haram olduğunu düşünüyor. Ki alkol satan marketlere dahi girmiyorlar. Önünden geçmeyip sokak değiştiren hastaları dahi gördüm. Yine de islami hassasiyet yüksekse, ideal olan alkolden hiç gelir elde etmemektir diyenler çoğunlukta. ideal islami bakışla bana göre caiz değil mesela. Modern devlet pratiği açısından böyle bir uygulama var ve zararı yönetme gerekçesiyle tolere ediliyor. Bu tür yorumlar hep vardır ama bu, içi rahat bir caizlik değildir.
Yanlış çağda doğru soruları sorup, doğru çağda susmayı öğrenmiş biri.
Hayatı ciddiye almayacak kadar zeki, insanları ciddiye almayacak kadar tecrübeli. Okuduklarından çok çıkardıklarıyla konuşur, sustuğunda bile bir şey ima eder. Popüler olanla ilgilenmez, ilginç olan popüler olana kadar bekler. Arada bir her şeyden sıkılır; en çok da sıradanlıktan. Yanlış anlaşılmayı göze alarak doğruyu söylemeyi sever. Sözlük içinde yazdıkları kendinden, sustukları hayattan izler taşır.
Anlaşılmamak pahasına düşünen, düşünmek pahasına yalnız kalan bir homo sapiens. işte yalnızlığına kahrolduğunuz o penguen. işte karşınızda o nihilist penguen.
Milliyetçi–devletçi kesim çok güçlü tepki verir.
Sokak protestoları, mitingler, hatta yer yer taşkınlıklar olur. Kürt siyasi hareketine yakın kesimler bunu tarihsel bir kırılma olarak görür ve sevinç gösterileri olur. Bu iki dalga aynı anda yaşanırsa eğer toplumsal gerilim zirve yapar. Muhtemel olarak siyaset kilitlenir mecliste sert kutuplaşma olur ve bunun getirdiği kaos ekonomiyi alt üst eder.
iktidar kim olursa olsun meşruiyet krizi yaşayacaktır. Nasıl serbest bırakıldı? Kim pazarlık yaptı? derken erken seçim, hükümet krizi veya ciddi kabine değişiklikleri gündeme gelir. Çok ama çok kısa sürede yani kısa vadede güvenlik riski artar. Provokasyon ihtimali yüksek olduğu için aşırı uçlar bunu fırsat görüp ülkeyi içinden çıkılmayacak bir duruma sokar.
Devlet refleksi olarak güvenlik önlemleri artar ve sosyal yaşam tamamen baskı altında olur.
Eski bir madende göçük gibiyim. Sabah yorgunluğum öyle bir seviye ki, esnesem ruhum çıkacak. Uyandım ama karakter yükleniyor ve hâlâ %12'de takılı kalmış durumda.
Diktatör diyebilmek için önce devlet, sonra diktatörlük gerekir. O günlerde menüde sadece enkaz vardı. Üstelik 1919'da Twitter olsaydı, Atatürk yine diktatör olurdu. Çünkü herkes retweet beklerken o memleket kurtardı.
O herkesi memnun eden bir lider değildi. Bugün demokrasiden söz edenler o günlerde yaşasaydı sandığın başında işgali izlerdi.
sözlüğü eski nesil yazarların basması değil, zamanında modemle bağlanmış insanların hâlâ “gençlik bizde” demesi. aynı başlıklar, aynı serzenişler, aynı “biz de gençtik” girizgâhı. tek fark şu; bel fıtığı artmış, pil ömrü azalmış.
sözlük bir forum değil abi, biz vize reddiyle üzülürken siz hâlâ 2008’deki ucuz bilet travmasını anlatıyorsunuz.
saygılar, sevgiler...
şimdi müsaadenizle entry girip hayata tutunmaya çalışacağız.
Sistemi, inancı ya da konfor alanlarını sarsıyor; ama herkesi ikna etmek gibi bir iddiası yok.
Seveni onu cesur, sevmeyeni provokatör gibi görüyor.
Gerçek muhtemelen ikisinin ortasında: rahatsız edici ama etkili bir youtuber.
Eva Green bence “güzel kadın” kategorisine sığmayacak kadar karanlık ve tekinsiz bir oyuncu. Onu asıl değerli yapan şey estetikten çok ruh taşıması.
Hollywood ana akımında parlamamasının nedeni de bu. fazla keskin, fazla derin. Sistem onu ehlileştiremiyor. Kısacası Eva Green herkese hitap etmez, ama ona hitap eden için vazgeçilmezdir. O bir yıldız değil, bir atmosfer.
Şahsiyet, Türk dizilerinde nadir görülen bir şey yaptı: seyirciyi eğlendirmekten çok hesap sormaya zorladı. Bu yüzden de yıllar sonra bile konuşuluyor.
Yüksek enflasyon, TL’ye güvensizlik ortada zaten.
insanlar zaten kendini korumak için kriptoya gidiyor.
Bu ortamda vergi kazandığını değil, kaçışını cezalandırmak gibi algılanır.
3–5 bin TL’lik al-sat yapanla Milyonluk işlem yapan aynı kefeye konursa adalet duygusu çöker. Üstelik Cüzdan takibi, DEX işlemleri, yurtdışı borsalar varken vergi koyarsın ama uygulayamazsın.
Kaçağı teşvik edersin, insanları gri alana itersin ve sanal kumar gibi insanlarını ateşin içine atarsın.
Kapıyı kilitleyip kilitlemediğimi kontrol etmek için geri dönerim, sonra döndüğümü hatırlamadığım için bir daha dönerim. En sonunda kapıdan çok kendimden şüphe ederim.
Gram altın şu anda hâlâ güçlü bir yatırım aracı gibi duruyor, ama TL bazlı değerlendirmede fiyat dalgalanabilir. Ki zaten son günlerde gördük ki bu dalgalanmalar çoğu yatırımcıyı yanılttı. Kısa vadede kâr realizasyonları veya teknik düzeltme görülebilir. Orta–uzun vadede ise risk ortamı, enflasyon ortamı ve döviz kurları gibi makro faktörler belirleyici olmaya devam edecek.
ABD zaten orada askeri üs bulunduruyor.
Trump şunu düşündü: Zaten fiilen buradayız, neden resmen bizim olmasın? ABD’nin geçmişi böyle durumlarla sabit zaten. Louisiana Satın Alması, Alaska’nın Rusya’dan alınması gibi. Trump bunu tarihsel olarak normal gördü ve kafa şu: “Para verip alıyoruz, işte bu.” Avrupalılar için bu skandal, Trump için iş.
Türkiye’de eğitim sistemi öğrenciyi tanımak için değil, elemek için kurulmuş. Ayrımın yanlış yapılmasının nedeni pedagojik değil, bürokratik ve ideolojiktir. Sayısal–sözel farkı zekâ farkı değil, beynin ağırlık verdiği işlem türü farkıdır.
Sayısalcıların güçlü olduğu alanlar matematik, fizik, mühendislik, yazılım, istatistik gibi alanlardır.
Zayıf düştükleri yerler ise duyguyu ifade etme, lafı süsleme, yoruma dayalı sorulardır.
Sözelcilerin güçlü olduğu alanlar ise edebiyat, tarih, hukuk, psikoloji, iletişim gibi insani bilimlerdir. Zayıf düştüğü yerler soyut sayısal işlemler, uzun formüller, teknik detay ve buna bağlı analiz yeteneğidir.