paradoks. belki yıldızların içe çöküp gezegenleri yutacak kadar büyük bir kara delik oluştuması kadar büyük olmaz ama yine de en azından insanı içe doğru çökertebilir.
Kendime kendimi atadım. Sonuçta hayatta tanıdığım en adil kişi kendimimdir. Çıkan sonuçların halka arzı pek mümkün değil. Ombudsman birey tarafım, denetlenen tarafımdan pek de memnun olmasa da hikayenin sonunda kendi de yanar biliyor. Bilir kişi tarafım, sadece güdüleriyle yaşayan tarafımı denetliyor ve kendi içimdeki herkes sonuçtan mutsuz, ama gelişecek, değişecek alanlarımı öbür benlerim canhıraş bir çabayla doldurmuş. Haybeye kendi kendime iş çıkardım yani.
her erkek çocuk galiba bu. öyle bir kapıya tırmanma perilerim gelirdi küçükken. hiç de içimden dur şu kapıya tırmanayım diye plan yaptığımı hatırlamam. öyle gider düz tırmanırdım bir şey düşünmeden.
özlemenin bin çeşidi var, bu da onlardan biri. sesi size şiir gibi olan kişinin sesini özlersiniz, bir daha duymayacak olmak o sesi burar içinizi. sesindeki neşeyi andım.
bu ben ya. aşırı bir soğuk kanlılık var. soğuk kanlılığımdan öleceğim kesin bir gün. millet kaçarken bir olaydan ben orada durur, hem hızlı çözüm düşünürüm sakince.
iyilik yapıp denize atan melek türüdür. gözümüze sokmaz bak ben oyladım diye, ha ama kızsan utanmana gerek yok, açık oylayabilirsin, erkeksen de beni bir daha oylama aslanım!
herhalde çaylağı tipten yedi. yoksa işlediği suçlara bu kadar uzun çaylak verilmez herhalde. ha ama ben bunun yapay zeka tarafından çaylağa düşürüldüğünü düşünüyorum, nasıl açacağını da yukarıda yazdım ama beceremedi herhalde.
uyanınca derin duygular yaşatan mevzudur. bir de bu eski evin görüldüğü rüyalar hep bir gariptir. nedense özellikle çocukluğunuzdaki evinizi görüyorsanız bir hesaplaşmanın ortasında kalırsınız o rüyalarda.
bu bence çok insanda var, ya da inşallah yalnız olmadığım bir konudur diyeyim. alkol alma ile falan alakalı değil, öyle limon kolonyası sanki içilebilir bir şeymiş gibi bir tahrik edicilikte. dikecem birazdan kafaya, o olacak!
bir süre geçtiğiniz her yerde iz bırakmanıza sebep olur. erimiş sakız böyle süner de süner. yok ben basmadım, biri basmış, uzun bir iz bırakmış arkasında, onu gördüm.
bir kıymetini bilemiyoruz geyiği aktivitesi. evet biz istanbul'lular sultanahmet'e falan gitmiyoruz, sarnıç gezmiyoruz. müzelere de okul gezileriyle gitmiştik zaten.
toplumu yalnızlığında da sırtında da taşımak! oh ne biçim laf ettim... evde yalnız yemek yerken de çatal bıçak kullanmak falan. halbuki yalnızsın o an, kimse bakmıyor, köfteyi çatalın kenarıyla kesebilirsin ama işte, toplum baskısı hanene de girmiş, istanbul beyefendisi gibi yersin o köfteyi tekken bile. en anlamadığım şey de evde yalnızken bile giyinik oturuyor oluşumuz. çıplak götümüz koltuğa değerse gerilimi var sanırım.
sosyopattır. aynayla baş başa kalan insan saçmalar arkadaşlar. kusura bakmayın ama aptal aptal mimik yapmıyorsanız aynayla yalnız kalınca doktora görünmeniz lazım.
edep. gerçi ben zararsızım, korkma, yolculuğumuz süresince seni bıçaklamayacağım mesajı vermek için çıkmış. bütün selamlar böyle çıkmış gerçi. bu arada eskiden sokakta göz göze gelen herkes bir kafa selamı çakardı. o zamanlar herkes çok beyefendi/hanımefendi takılırdı... şaka lan şaka, eskiden de birbirimizi bıçaklardık, çok şey değişmedi.
tekellere eşantiyon geliyor, tekeller de müşterilerine öylesine dağıtıyor. çoğu muhafazakar evinde bile var bu. bu bardaklarda soğuk su içmesi de keyifli oluyor.