Geçenlerde o’nun doğum günüydü. Kutlasam rahatsız olur mu diye tereddüt ettim ama sonra kısa bir doğum günü mesajı attım ona. Her yıl yaptığım gibi… iyi niyetiyle teşekkür etti, kapattık. Normalde olsa yani kabul etse ona çiçek ve çikolata ile giderdim muhtemelen. Ama asla kabul etmez, onun hep kuralları vardı eskiden de. Üzülüyorum buna. Ne yapsam kolay kolay kabul etmezdi. Onun duvarları öyle yüksekti ki. Yani belki de sadece bana böyleydi, bilemiyorum.
Şu an Sevgilim varken ayıp belki ama o’nu hâlâ çok özlüyorum. Sarılsam da geçse keşke diye düşündüm. Özleme atağı geldi bana. Sonra bu, bencillik mi diye kendimi sorguladım. Kalbim acıdı, gözlerini düşündüm o gece. “Özledim” diye söylemek istedim ama beni mahvederdi, biliyorum. Böyle dile getirdiğim zamanlarda duvara tökezler gibi olmuştum eskiden. Asla Haksız da değildi. Öyle işte, insan bazen anlatmak istiyor. Ben de buralara açmış oldum kalbimi. iyi geceler herkese.
Amsterdam’a ne zaman gitsem damrak bölgesindeki küçük dükkânında biraz tadım yapıp dirk ya da albert heinjlardan tony depolamadan gelemiyorum. Turuncu paketi tuzlu olmasına rağmen öyle lezzetli ki… asla ön yargılı olmamalı. daha önce hiç çikolata yememişim gibi hissediyorum.
Mabel matiz’in yayımladığı son şarkısı. inanılmaz eğlenceli ve de güzel. Ama yok yere adamın başını ağrıttı, o da ayrı mesele. Keşke böyle şeyler yaşanmasaydı.
Birkaç yıl önce bir kızla düzenli olarak yattım. uygulama üzerinden tanışmıştık. Aramızda neredeyse 2000 kilometre mesafe vardı. kız yabancı, ben de onun için yabancıyım. Benden yaklaşık 8 yaş küçüktü, o yüzden çocuksu geliyordu ruhu. Bir süre sonra birbirimizi de çok iyi tanıdık ama duygusal girişimlerimiz olmadı, yani bunun ihtimaline karşı en başta frenlemiştik birbirimizi. Zaten kalbimde başkası vardı o zamanlar.
Neyse iki yıl boyunca bu ilişki için başka bir ülkeye gidip geldim. Dışarıdan bakınca romantik bir hikâye gibi duruyor ama komikti de. Bazen hoşlandığını, aşık olduğunu söylüyordu kulağıma. Gülüp geçtim tabii, kıyamıyordum efenim. Neyse bir zaman sonra hanımefendinin sevgilisi oldu falan hemen sonlandırdık bu eylemleri. Ardından benim de ciddi bir ilişkim oldu. “hoş olmaz ama en iyi arkadaşımsın” falan... güzel temennilerle kopardık iletişimimizi. Sadakat gereği... Dolayısıyla Tatlı bir hatıra olarak kaldı zihnimde. Umarım ben de kendisi için öyleyimdir, ne diyeyim. * itiraf başlığını görünce yazıp çizeyim dedim. Swh
Kardeşim Pendik/Yenişehir tarafında oturuyor. Yakın zamanda oraya taşındı. Açıkçası istanbul’un neredeyse son noktası gibi geldiği için trafiğin de başka ilçelere kıyasla daha sakin olacağını düşünmüştüm. Ben de hayatımda ilk kez bu yaz gittim oraya. Meğer istanbul’daki trafiğin hiçbir lokasyonda ucu bucağı yokmuş, Onu anladım.
(bkz: mabel matiz)’in yeni yapıtı. beğendim ama öyle müptelası olacağım kadar sarmadı. karakol, müphem ve sarmaşık gibi melankoli dokusu daha baskın, yoğunluğu yüksek parçalarının tarafındayım sanıyorum. duygusallıkta ben.
albert camus'un en iyi eserlerindendir. Çok etkileyici.
Bir pasajında şöyle diyor:
“Başka bir alemde de Marie’yi kucaklayıp sımsıkı sarılmak için cumartesileri sabırla beklemişsem kuşların geçişini ya da bulutların gökte karşılaşmalarını da öyle beklerdim.”
Gözlerini kısıp saçlarını kulaklarının ardına o narin ellerinle attığını hiç görmeyeceğim, göremeyeceğim hiçbir zaman. Yürürken saçlarının nasıl savrulduğunu hiç bilmeyeceğim. Belki başkalarına sıradan gelen ama benim için asla öyle görünmeyen hiçbir hâline tanık olamayacağım. Bunlardan çok eminim, sırf bu sebeple üzülüyorum. Kalbim acıyor.
Düşündüm de ben o’na hiç ulaşamam ki… elimi biraz uzatsam aramıza daha büyük mesafeler giriyor. Artık arkadaşça da olsa ne çabalayabilirim ne de cesaret edebilirim. Ah…
Bengü beker’in bir yol bu albümünü dinleyenler varsa bilirler ki muazzam bir iş çıkarmıştır kendisi. Yakın zamanlarda da bir selami şahin şarkısı seslendirmiştir. Ah be mabel…
Biricik dostum sanki. Demin yeni yaz’ı dinledim de… ne kadar incelikli bir şarkı. Kim bilir, yeni albümü nasıl gelecek? Çok merak ediyorum. iyi ki var.
Binanın dış yapısının ve içindeki eserlerin ihtişamı bambaşka olan sanat-tarih kokulu müze. 4 katlıdır. rijksmuseum, 19 kasım 1798'de lahey'de kurulmuş ve daha sonra amsterdam'a taşınmıştır.
Hayatımda anlatabileceğim bir şey yok sanırım. Yani tam açtığım zamanlarda vazgeçiyorum, içime atmayı tercih ediyorum. Çoğu şeyi kalbime gömmeye alıştım belki de. Bilmiyorum ki… anlatamıyorum. Ama genel anlamda mutsuz da değilim, hayatta bazı şeylere geç kaldığımı düşünüyorum bazen. Öyle işte sözlük.