o kadar erken uyandım ki bugün… hemen yatak odamın perdelerini açtım. dışarıda puslu hava, henüz kendine gelmemiş bir gökyüzü… uzaklara dalıyorum. Kulağımda hep sevdiğim o şarkı çalıyor, sessizce mırıldanıyorum. belki birazdan bisikletimi alıp sahil yoluna çıkarım. Böyle anlardan ayrı keyif alıyorum.
“Çünkü daima 'ötekini' severiz, daima onu ararız, hayatın bütün koşullarında ve değişikliklerinde...
Bunu biliyor musun? Hayatın en büyük sırrı ve en büyük hediyesi, 'aynı türde' iki insanın karşılaşmasıdır.”
Bu sabah ne kadar da erken uyandım. Hafta içi Genellikle 08.00 civarı gözlerimi açıp biraz spor yaptıktan sonra kahvaltı ederim, ardından işe giderim. Ama hafta sonları bu saatte uyandığımda şaşırıyorum, sanki ekstra bir keyif yapmalıydım da bunu es geçtim gibi geliyor bana.
Yunan dürümü. Hiç denemedim. Yani yazları yunanistan’a gittiğimde aklıma deniz ürünleri tüketmek geldiğinden midir, bilinmez... bu yiyeceğin içeriğinde beyaz peynir, tavuk, yunan salatası, kızarmış hellim, sos olarak da cacıki varmış. Londra’daki sokak lezzetlerinde tüketmiş bir arkadaşım. ilginç gerçekten, tatmak isterdim.
Yarın mesleğimde sekizinci yılımı tamamlayıp yeni bir dereceye yükseliyorum. Zaman ne de çabuk geçiyor.
Daha dün gibi hatırlıyorum; hiç bilmediğim bir şehre, tanımadığım sokaklara ve yepyeni bir hayata alışmaya çalıştığım günleri... Her şeyin bana yabancı geldiği o yıllarda kendime bir yer edinmek, alışmak ve güçlü kalmak kolay olmadı.
Aradan sekiz yıl geçti. Bu süre içinde yalnızca mesleğimde değil, hayatta da çok şey öğrendim. Büyüdüm, değiştim, yoruldum ama yoluma devam ettim. Bazen kendime bile itiraf edemediğim zorlukların içinden geçtim. Bugün geriye dönüp baktığımda o günkü hâlime sımsıkı sarılmak isterdim.
Zaman gerçekten hızlı geçiyor. Şu an yaşadığım yerde de çok mutluyum. Allah sağlık versin yeter ki… sanırım en önemlisi bu. Şükrediyorum her gün. Terfi edeceğimi anımsayınca kalbimden bunlar geçti açıkçası, öyle karaladım.