bilinmez ve korkunç son. diğer taraf da muhtemelen çan eğrisi gibi bir denge olacağını düşündüğümden, mümkün olduğunca çok insanın cehennemi boylaması ümidiyle, bir çok şeyden geri durmaya çalışıyorum.
adı soğuk bir kere. soğuk demişler.
Şubat ayında iş arkadaşım babasını kaybetti. iş yerinden bir çıkışı var fırtına gibi. arkasından bakakaldık.
ertesi gün oldu. biz de gittik mezarlığa. belediyenin cenaze arabası geldi. minibüs gibi. öne tabutu koymuşlar, arkada arkadaşımla ablası. ağlıyorlar. tabutu indirdiler. başladı beni bi ağlama. gören de amcayı yıllardır tanıyorum zanneder, ama nasıl bir ağlama. ağladığım yitip giden bir hayat, geride kalanlar.
sonra eve geldim. ertesi gün yapacağımız kızımın 1. doğumgünün hazırlıklarına yardım ettim. hayat işte. bazı evlerde yas olurken bazı evlerde senlik oluyor. düşündüm, acaba olur da bir gün benim evimde yas olurken kimlerde senlik olacak?
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
(bkz: mevlana) (bkz: Șeb-i Arus)
en çok da zamansız olanı yakar, yıkar, mahveder. Gencecik canların saçma sapan bir şekilde yitip gidişi beni tanrı düşmanı yapmaya yeter de artar. Ölüm düşmanım sana ve bir gün birileri seni yenecek. Senin saltanatının da bir sonu var illa.