gecenin 2'sinde, sigaranızdan son nefesi de alırsınız ve nefesinizi verirken izmariti küllüğe dikkatsizce bastırıp ayağa kalkarsınız.
ayağa kalkar kalkmaz sırtınızda bir soğukluk hissedersiniz ve birden evin bütün pencereleri açılır. içeride esmeye başlayan sert rüzgar yarım saat önce yaktığınız 3 tane mum'u acımasızca katleder.
mumların verdiği ışık da kaybolunca göğsünüz açılmaya başlar ve bir el çıkar dışarı, öyle bir şoka girersiniz ki kıpırdayamazsınız bile, sonra ikinci el çıkar dışarı ve göğüs kafesinize sıkıca tutunup dışarı atar kendini ruhunuz.
salonun karanlığına bürünmüştür ruhunuzun rengi.
artık tamamen çıkmıştır içinizden, iki adım önünüzde arkası size dönük durmaktadır. siz gözlerinizi ondan ayıramazsınız.
önce sola yavaşça döndürür kafasını, sonra sağa doğru bir adım atar ve geri dönüp yanınızdan geçer dönüp bakmadan. siz yavaş yavaş kendinize gelmeye başlamışsınızdır ve başınızı döndürürsünüz geriye.
balkon kapısına gelince durur ve başını sağından geriye çevirip 3-4 saniye bakar yüzünüze.
boş ve manasızdır bakışları. sonra içinizden çıkarken göğüs kafesinize tutunduğu gibi tutunur kapının pervazlarına, kollarını gerip bir yay gibi fırlatır kendini. ve kaybolur gözden.
siz bakmaya devam edersiniz balkonun kapısına, rüzgar diner.
ve sırtınızdaki soğukluk yavaş yavaş bütün vücudunuza yayılmaya başlar.
özellikle uykuda yakalayan sabah ezanının insana tekrar tekrar hatırlattığı, allah dostları için güzel olsa da günah deryasında yüzen bendeniz için acı bir gerçek.
insan bu gerçeği düşününce dünyalık ne varsa hepsinden elini eteğini çekmek istiyor. gel gelelim şeytan, şeytanı dinleyen nefis ve insanın kökü olan nisyan birleşince öyle olmuyor işte. her şey eskisi gibi devam ediyor.
ama ben yine de alper gencer'e katılıyorum.
"allah kimseyi ölümden korumasın, ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar.."
sıradan bir günün bitiminde, her şey doğal seyrinde giderken saçma sapan şeylere gülüp, saçma sapan kaygılar taşırken gecenin bi yarısı tüm apartmanı saran alt komşunun çığlığıyla ansızın karşıma çıkan gidiştir. ne yapacağınızı bilemez sadece bakakalırsınız. iki saat önce apartman girişinde karşılaşılan kişi, biraz önce ölmüş salonun orta yerinde yatıyordur. yarım kalan çayı, hemen kenarda duran fırlatılmış terlikleri, artık et yığınından ibaret bedeni ve yarım kalmış hayalleri, yaşadıkları, yaşayacakları, yapacakları...