tavana bakıyorum..
hava durumundan habersizim yine
dışardan sesler geliyor
komşular kapıyı kırıyor
akrabalar evi talan ediyor ve ben tavana bakıyorum.
yanımda defterlerim var, kayıtlarım ve en sevdiğim kokulu kalemim
dokunamıyorum alıyorlar benden
fotoğraf albümüm çekmecede duruyor
hiçbirinde yokum ben, az önce buldular
onları da aldılar.
hareket edemiyorum ağlıyorum sadece
gözyaşlarım ıslatıyor saçlarımı
akıp gidiyor öylece
çamurlu su döküyorlar yüzüme
gözyaşlarımı da aldılar benden
ben tavana bakıyorum yine.
sürüklüyorlar vücudumu
parçalıyorlar kıyafetlerimi
bir anlığına gökyüzüne bakarken
kararıyor gözlerim
korkmuyorum artık
alacak bir şeyim kalmadı çünkü
toprağa bakıyorum..
Her insanın korku beslediği kaçınılmaz sondur kendisi. Cenazelerden sonra seveni olan bir insanın arkasından genellikle ağlanır. Aslında bu dediklerim yanlış ve olmaması gereken eylemlerdir. Ölüm inançlı bir insan insan için bir "kapı" olarak tanımlanmalıdır. En yakın örnek sınav olduğunuz bir sınıf düşünün. Ve bu sınıfın kapısını da ölüm olarak düşünün. Hepimiz şuan bir sınav veriyoruz. Alnı ak çıkan bu kapıdan geçer ve hak ettiğini bulur.
bilimin salt yorumunun sığlığı ölümü anlaşılmaz ya da eksik yapıyor olabilir ama bence esas sorun insanın kendine aşırı anlam yüklemesidir.
ölüyorsun işte, en kolay açıklama varken zor bir açıklamaya( daha doğrusu açıklayamayacağın bir şeye) gerek yoktur.
herkes ölüyor, bunu varoluşumuzdan beri gözlemledik ve deney de yapıp ölümü anlamaya çalıştık. ancak kimse bundan tatmin olmadı, halen daha ölümün beklenmedik bir şey olduğuna bir şeyleri tamamlamadığına inanmak isteyen var.
bitiyor işte, görüyorsun herkes ölüyor, sen de öleceksin, bu kadar gözünün önünde olan bir gerçeği bile başka hayallerle gizlemek, ölümü bir tamamlanma olarak görmemek saçma geliyor bana.
çünkü tezat, varsın ve yoksun, ikisinin arası veya üstünde bir şey olamazsın.
varız şimdi ve öleceğiz, lanet olsun çok korkunç geldi bi an.
zamanı belli olmayan, herkesin yaşayacağı hadise. kimileri erken ayrılır hayat sahnesinden. neden bilmem hiç tanımasam da genç ölenlere çok üzülürüm. sanki tüm diğer yaşayanlardan alacaklıdırlar. sayısız yaşanmamışlıklarla gömülürler.
insanoğlu fani. bir saniyemizin garantisi yok. ölümün sırası da yok. umarım ölüm dünyevi işlerin sarhoşluğundayken gelip yakalamaz bizi.
Bazıları için hayatın son bulması. Kimilerine göreyse farklı bir bedene geçmek için mevcut bedendeki yaşamın dolum tarihi. Bazılarına göre iki alem arasındaki köprü.
tabi kendi kafamda olan bir kaç düşünce bu, insanın sanki ölümü düşündüğünde içinde düştüğü boşluk hayatına anlam yüklemeye itiyor. sanki bu önemsizliği veya hiçliği gidermenin bir ürünü bu. onun sonrasında olan fikirler kadar bu dünyada da ölümün yarattığı etkinin eseri bence var.
biz hep ölümden sonrasına odaklanıp orada kendimizi giderme yoluna gidiyor olabiliriz ama bu burada bunu yapmanın mümkün olmadığının bir teslimiyetidir.
genede bunun bu dünyada, yaşarken etkilerini görmek gayet mümkündür. kendi ölümümüzün dışında başkalarının ölümünden yola çıkarak belli sonuçlara da varıyoruz ve bu da bize kendi ölümüzü hatırlatıyor.
mesela ölümün bir yansıması da ölüyü yüceltmektir. kültürlere baktığımızda kişiler kendi ölen yakınlarını yüceltmiş onlara değerler yüklemiştir. bu insanların bunu yapmasında olan amaç nedir?
bence onların varlığına dair bu denli vurgunun altında gene ölümünün hiçliği yatıyor. basit bir şey değil yani ölüm mevzusu ve üzerinde çok düşününce kafayı bile yedirtir insana.
hayatın karmaşasına kendini kaptırıp bunu unutmak lazım gibi, bununla başa çıkmanın bir yolu maalesef yok.