28 Ocak 2013 tarihli hürriyet gazetesi röportajında: \"Bizim tutarlılık dediğimiz şey bu dürtüleri tekleştirip insanı homojen hale getirmekle mümkündür ama bu imkânsızdır. Daha doğrusu kendimizi kandırmakla ve yalan söylemekle mümkündür. Bunu her toplum yapar; yapmaya da mecburdur ama Türkler bunun en faşizan, en ideolojik, en hamasi ve gerçekçi olmayan şeklini yapar. Bu yüzden çelişkili olmak bu toplumda aşağılayıcı bir şey olarak kullanılır. Bu toplumun en önemli özelliklerinden biridir bu; doğasıyla gerçeğiyle yüzleşmemek. Gündüz iyi, doğru, güzel ve ahlaklı olan ne varsa giyilir, akşama kadar oynanır, ama gece olup karanlık çökünce kurt adam gibi gerçeği ortaya çıkar. işkence tezgâhları kurulur, güçlüler güçsüzlere, erkekler kadınlara, onlar çocuklara, kısacası gücü yeten yettiğine. Yalanlar söylenir, her türlü zulüm yapılır. Ertesi gün bir kısmını gördüğünüz üçüncü sayfa haberlerinin çoğu geceleri yaşanır, geceleri tasarlanır. Ama ertesi gün hiçbir şey yokmuş gibi yola devam edilir. Çıplak gerçekle ilgilenen herkes bu toplumda çelişkili, anlaşılmaz ve marjinal karşılanır ve toplum bu insanları asla affetmez\". demiş olan bence türkiye\'nin son 20 yılda yetiştirdiği en iyi yönetmeni.
"Birkaç tane öğrencinin mahkemesine gittim. 12 Eylül de benim yargılandığım mahkemelerden daha korkunç geldi bana. 12 Eylülde yaşadığım fiziksel şeylerden dolayı hâlâ tedavi gören birisi olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki; o zaman ruhumuz bu kadar acımıyordu. Çünkü cuntanın, polisin neler yapacağını bildiğimiz ve kendimizi buna göre hazırladığımız için bu kadar belirsizlik yoktu ortada. Kafamız bu kadar karışmıyordu.
Ama Avrupa Birliği, demokrasi, hak-hukuk denilip poşuya iki sene, Grup Yorum a gözaltı, pankarta üç sene ceza verirsen konu bambaşka bir hal alıyor. insanlar komünist olacak, devrim yapmak isteyecek, şeriat kurmak isteyecek, başka hayat isteyecek, düşünecek, hayal edecek ve toplumun bir arada yaşama güveni böyle böyle gelecek.
Ama her şeye biber gazı, her şeye copla en fazla böyle korkak, ikiyüzlü bir toplum olabiliriz. Ve böyle bir toplum satar, dün Menderes i, Demirel i, askeri vesayeti satan toplum yarın AKP yi de satar. Bugün herkesin herkesten korkmasının, herkesin güçlü olanın, silahı olanın suyuna gitmesinin nedeni de bu. Kaldı ki bu hükümetin en büyük şansı, 20 senedir baskıdan dayaktan mum gibi olmuş bir toplumu yönetiyor olmasıdır.
Bu hükümetin getirdiği en olumlu şey; gözaltında kayıplar, yargısız infaz ve işkencenin eskiye göre çok azalmış olmasıdır. Ama arada 30 sene var, bu kadarcık bir fark olsun zaten. "
gözlem gücüne güvendiğim yönetmen. birilerinin söylediklerine kulak vermesi hakkında * hayırlı olur.
gün itibariyle uludağ üniversitesinde katıldığı söyleşide görülmüştür ki, müthiş çelişkilerin adamıdır. bunu yermek için söylemiyorum zira kendisi de bu çelişkilere vurgu yapıyor. ama akıcı bir konuşması yok onu gördük, çok duraklıyor, ııılıyor. seviyoruz kendisini.
çok çok ağır varoluşsal sıkıntılarla boğuşan yönetmen. kafasındaki sorular, bir lise öğrencisinin hayatı sorgulamaya başladığında sorduğu sorular kadar cevaplanmamış. hâline üzüldüm.
sinemamızın en iyi yönetmenlerinden biri. düşünün ne kadar boktan bir sinema mız var. bir ispanyaya almanyaya fransaya bak bir de türk sinemasına. bu yönetmenler ve senaristlerden bi bok olmaz.
özellikle c blok, masumiyet ve kader filmlerinin hastası olduğum başarılı türk yönetmen. son filmi yeraltı da çok başarılıydı. tarzı olmamasına rağmen ışığı fazla kullanmış ve bu konuda da ne kadar becerikli olduğunu göstermiştir.
bu sektörde en başarılı bulduğum kişi kendisidir. belli başlı oyuncu ve sahne takıntıları vardır. mesela feridun koç birçok filminde vardır. hatta bu oyuncunun masumiyet ve yazgı filminde garsona " tuz mu yaladın lan sabah sabah " repliği, demirkubuz'un klasikleşmiş bir türlü kapanmayan bozuk kapılarıda bahsettiğim takıntılarındandır..
herkese renkli günler
kader masumiyet yeraltı kıskanmak hepsi bir şaheserdir. popüler olmak her iki anlamda da ne popüler kültürün ne festivalci zihniyetin içinde bulunmak gibi bir amacı olmamıştır. sadece hayatı ve insanları anlatan filmler yapmıştır. bir roman tadındadır filmleri anlayana.
Diğerlerinin arasından sıyrılıp gelen bir başka adamdır.Sahnelerinde yaşanmışlığın en ince ayrıntısına kadar dikkat eder. Filmlerini izlerken baştan sona kapılıp, adeta içinde yaşarsınız olan biteni. iz bırakır, kolay kolay silinmeyecek izbe bir köşeyi çoktan satın almış olursunuz,temelli kalır; aklınızda ve ruhunuzda... Her yiğidin harcı değildir böylesine filmler çekmek dedirtir.
hayatımı ve sinema anlayışımı derinden etkilemiş senarist ve yönetmen. senaryoları daha çok uyarlama ve esin üzerine kuruludur. dostoyevski hayranlığı filmlerine pek tabii ki etki etmiştir. aslında romancı olmak istediğini ancak kendini film çekerken bulduğunu söylüyor. bir gün müthiş bir roman yazacağına da inanıyorum.