yaran olaylar

entry2145 galeri89
    1808.
  1. evde arkadaşlarla oturuyoruz telefon çaldı. arayan arkadaşın kız kardeşi. çaktırmamak için yanlış numara deyip kapattım. bu sefer arkadaşı aramış ben yanında mıyım diye. geri zekalı aq.
    5 ...
  2. 1807.
  3. işle sözlüğü birbirine karıştırmak. son zamanlarda hayatımda mola namına bir tek sözlükte zaman geçirmek vardı. onun dışında ya soru hazırlıyor ya soru kesip zorluk kolaylık derecesine göre puan veriyor ya da oturup anlatacağım konuları çalışıyordum. yoruldum sıkıldım mı? yarım saat, bir saat artık neyse kafa dağıtmak için sözlüğe giriyordum. çok yazıyorum denemez ama çok okuyorum. bunun sonucu olarak da aklıma geldikçe hala yarıldığım iki olay yaşadım. birincisi:

    150 civarında soruyu kart biçiminde hazırlayıp bu soruları zorluk kolaylık derecesine göre puanlandırdıktan sonra biraz hava almak biraz da sözlükte takılmak için hemen köşedeki internet kafeye gittim. tabii kafamda hala rengarenk kartlar, 1'den 10'a kadar puan verdiğim sorular, şıklar filan dönüyor. bi yarım saat kadar takıldıktan sonra parayı ödemek üzere kasaya gittim. adama bakmadan "2 puan." dedim. tepki yok. "2 puan." diye tekrarladım. baktım yine tepki yok o anda kavradım durumu tabii. "kusura bakmayın" deyip "2 puan değil 2 numara" diye düzelttim durumu ama adam beni tanımasına rağmen manyak mıdır nedir bakışı atmaktan kendini alamadı.

    ikincisi daha vahim. bir öğrencime fuzuli-baki karşılaştırması soruların nasıl çözüleceğini anlatıyordum. kendimi şöyle söylerken buldum:

    - canım benim, baki hep padişahı ve sarayı öven entryler girdiği için fuzuli geri planda kalmış.

    neeeyyy! çocuk ne bilsin entryi, entry girmeyi filan. ben katıla katıla gülerken öyle şaşkın baktı yüzüme. "hocam enri filan bişey dediniz o dediğinizi anlayamadım. baki ne yapmış?" diye sorduğunda da "yok bir şey yavrum. baki ne yapar? şiir yazmış adam, ne yapacak yani." diye geçiştirdim.

    olmaz böyle şey ya.
    22 ...
  4. 1806.
  5. Sopayla adam dövmek için otobüsten inen otobüs şoförünün aynı Sopayla dayak yemesi.
    3 ...
  6. 1805.
  7. Sabah trafikte, bir sahinin tozlu camina isaret parmagiyla yazilmis "sinava gidiyo dua edin" yazisini gormemdir.
    5 ...
  8. 1804.
  9. Yaklaşık 40 gündür devam eden öksürüğüme karşı bir süredir koca karı ilaçları ve Vicks tarzı doğal yöntemlerle çözüm bulmaya çalışıyorum. Gerçekten de işe yarıyor lakin havaların düzelmesi daha da lehime. Her neyse.

    Bu sabah kahvaltıyı yapıp dedim bi buhar banyosu yapayım gene Vicks ile. Koydum kaynar suyu kaba örtündüm havluyla, niyet ettim allah rızası için vickslenmeye!

    Tabi sabah mahmurluğu da üzerimde. Kafamı sıcak su dolu kaba koyduğumda bi ara dünya ile bağlantım kesildi, Houston we have a Problem!

    Bi ara kafamı fazla daldırmışım kaynar su dolu kaba. O da ne! Burnum yandı. Aynaya baktım palyaço gibi olmuşum ucu kırmızı bir burun. Aksilik bir de dışarı çıkacağım.

    Patates kızartırken kızgın yağ denk geldi desem inanmazlar.

    Asansörde kat çıkarken burnum sürtüldü desem gülerler.

    Şimdi bu salaklığıma daha çok gülerler herhalde. Velsahıl kelam üzgün Smile!

    edit:

    --------------------------5 gün sonra:----------------------------

    bu yanık burunla düğüne gidilir. düğünde dans ekibiyle masaya oturulur. gecenin devamında oynamak için ekiple beraber gelmiştik düğüne..

    düğünde enver abi benim burnu görmüş. başta ses etmemiş ama 2 gün sonra çay içerken sordu:
    -cahil, senin burnuna ne oldu? düğünde soracaktım ama çikolatalı pasta var sandım burnunda.

    ben: abi yok, benmim salaklığım. vicks var ya, ondan oldu...

    7 gün sonra:
    yanık burunlu halimi ilk abdullah görmüştü. apo da bizim dans ekibinden.. başta patates kızartırken yağ damladı dedim yemedi haliyle.

    apo ben 2 kız masada oturuyoruz. kızlar başladı benim burnumla ilgilenmeye. sordu haliyle:
    -cahil senin burnuna ne oldu?

    apo başladı gülmeye.
    apo: cahil, sen mi anlatırsın ben mi anlatayım (kıs kıs gülerek).

    ben de kızlara dönerek:
    -asansörde kat çıkarken burnumu sürttüm!

    kızlar bu cümleyi duyunca salaklığıma ve bir de bana bakarak daha da gülmeye başladılar.

    ben: nasıl inandırıcı oldum mu sizce?
    kız1: ahahahhha. komikmiş gerçekten.

    ben: vicks var ya, biliyorsunuzdur. bende öksürük var, sabah mahmurluğu yaktım işte burnumu (üzgün smile)..

    kızlar bunu duyunca kırmızı burnuma bakıp daha da gülmeye başladılar. ulan resmen maskara olduk millete iyi mi!?

    ben: ne yalan uydursam bilemedim. apo'ya ilk başta kızartma yağı damladı dedim inanmadı. size asansör sürttü dedim siz de inanmadınız. vicks olayını anlatınca millet salaklığıma gülüyor habire! (yine üzgün smile)

    kız2: doğum lekesi diyebilirsin aslında.
    ben: aaaa evet. annem çileği çok sever. o yüzden oldu. çilek! evet. burnuma denk geldi doğum lekesi.

    bu sefer bu yalan tutmalıydı. iyi bir yalandı hem de...

    --------------------------------------8 gün sonra------------------------------------

    hala kırmızı burunla dolaşan ben, tesadüfen bir aile tanıdığı ile karşılaştım yolda.

    kadın: aaaaa cahil naber napıyorsun, senin burnuna ne oldu?
    iç ses>>> ulan beni değil burnumu soruyorlar ne burunmuş arkadaş!?
    ben: abla doğum lekesi o!

    kadın: hadi ya daha önce görmemiştim!

    ama sikicem ha! millete vicks hikayesini anlatmaktan şamar oğlanı olmaktan usandım. üstelik yalanlar da tutmuyor olacak iş değil.
    böcek ısırdı amk!

    aylar sonra gelen edit>>>>>>>>>>>>>
    arkadaşlar düzeldi
    7 ...
  10. 1803.
  11. geçenlerde başıma gelmiş durum.

    atletico madrid-real madrid şampiyonlar ligi final maçını seyrediyorum. dakika 70 küsur heyecan dorukta, real madrid ardı ardına ataklar yapıyor atacak golü tüm dikkatim maçtayken, bir anda arkama bir dayı oturdu . kafe dediğim de böyle nargile cafe, ona uygun bir konsept. koltuklar falan ona uygun, geniş minderli çifter kişilik koltuklar.

    her neyse dakika 80 lere geldi bir koku geliyor buram buram. snıff snıff yaptım şöyle bi. peynirli gözleme kokuyor. allah allaaaah falan diyorum. normalde gözleme yapılan sac'ın olduğu yere bakıyorum, yok orası bomboş. orada gözleme falan yok, yalnızca oturan dayı var.

    neyse dikkatimi vermeye çalışıyorum maça, zaten heyecan dorukta, ama kokuya dayanamıyorum artık nereden geliyor bu gözleme kokusu ya falan diyorum kendi kendime, pişirselerde bitse artık şu zulüm falan.

    neyse arkamı tekrar kontrol ederken yavaşça gözlerimi aşağı indirdiğimde fark ettim ki, dayım bir güzel kunduralarından çıkartmış ayaklarını, karşı koltuğun minderlerine de koymuş....

    sonradan farkediyorum ki, peynirli gözleme kokusu oymuş...
    6 ...
  12. 1803.
  13. köpeğimi gezdirirken 7-8 yaşlarında bir çocuğun yanıma yaklaşıp köpeğimi kendine çekerek '' annee bu bizim oldu artık. adı da ibrayimm '' demesi.
    fena güldürmüştü.
    8 ...
  14. 1802.
  15. bugün markete girdim ve usta camel verir misin dedim ?

    ustam: kiiiiiiiim ? ben ole bi şey bilmirem..

    fatal error..
    1 ...
  16. 1801.
  17. Masamda 2 kız bi de ben oturuyoruz kordon'da.

    Çay Kahve derken cüzdanda kalan Son bozuklukları hesabı ödemek için koydum masaya.

    Masaya Suriyeli dilenci çocuk geldi. Nerden mi anladım Suriyeli olduğunu, elinde yazı var para istiyor. Açım edebiyatı ajitasyon falan.

    Cüzdana baktım zırnık para yok. Son kalanı hesabı ödemek için vermiştim. Kızlara yöneldim, "bozuk da yok ki şimdi vereyim."

    Dilenci çocuk da anladı param olmadığını.

    Elinde para dilenen fakir edebiyatlı yazıyı göstererek;
    -abi istersen bunu sana vereyim (piç bi de tebessüm ediyor).

    Ulan velede bak hani sen dilenci idin.
    Hani Suriyeli idin? [üzgün Smile]
    2 ...
  18. 1800.
  19. çocukluğunda yaşadığı fakirlikle dillere destan olan samimi bir arkadaşımız var. üniversite de ne zorluklarçektiğini iyi biliyorum. hatta öyle ki askerde verilen yemekleri bile çok sevdiğini anlatıyor.durumu o derece vahim. şu an proje mühendisi 4000 tl maaş alıyor. ama hayal dünyası hala fakir kaldı. bir gün yolda 3,4 arkadaş yürürken konuşuyoruz askerdeki yemeklerden,bizimkisi anlatıyor;
    "abi, millet yemeği beğenmiyor, neymiş ıspanak kumluymuş, yok patates pişmiyormuş, peynir ekşiymiş,ne güzel yemekler oysaki, ee biz onlar gibi boğazda palamut yiyerek büyümedik ki" dedi
    biz diğer arkadaşlar yolun ortasında durduk. birbirimize baktık. yaran cümle geldi.
    "palamut mu?" *
    2 ...
  20. 1799.
  21. Avukatlık stajı yaptığım Kütahya adliyesinde başıma gelen olaydır. Yerel haberlerde bile çıktı. Adliye tuvaletinde hacet giderildikten sonra kapıyı açamıyorum, anahtar boşa dönüyor. Kimseye rezil olmayayım diye yardım da çağıramıyorum. Kapının üstündeki aralığı gözüme kestirdim; sığarım ya ben buraya, koridora atlarım kimse gelmeden ne olacak ki dedim. Yukarıya tırmanıp göbek üstü o araya girdim. Ama bir yere kadar. Orada, tavanla kapının üstü arasına sıkışıp kaldım. Gelenleri duyunca geri ineyim dedimse de nafile. Derken içeri üç adam girdi. Kardeş ne arıyon sen orada faslı uzun sürmeden itiraf ettim; içeride kaldım ve buradan geçerim düşüncesi ile burada sıkıştım kaldım. O zaman biz seni buraya doğru assılalım dediler. Onlar oraya doğru beni çekince ben tam arayı ortaladım ve hepten adam akıllı sıkıştım. Bu böyle olmayacak itfaiye çağıralim dediler. Itfaiye geldi, duvarı kesiyor. Tüm adliye orada, Başsavcı indi geldi, ben enkaz altında kalmış gibi beyaza bürünmüş bir vasiyetteyim.. neyse oradan tahliye edildim ve altı ay boyunca beni her görenin kahkahaları ile geldim gittim o menhus metruk binaya.
    Bu da böyle bir anımdır. Daha kimseye anlatmadım da a dostlar.
    23 ...
  22. 1798.
  23. bizim muhabbet kuşu çok şükür demeyi öğrenmiş. geçenlerde de kızandaydı azmış yani kısa lafın uzunu. arkadaşın eline konuyor erkek muhabbet kuşu arkadaşın parmağına yapışmış becermekle meşgul ve bir yandan öğrendiği "çok şükür çok şükür" kelimelerini söyleyince yarım yarım yarıldık tabi ki.... efsane bir anıdır.
    5 ...
  24. 1797.
  25. bu hikaye yarar mı yarmaz mı bilmiyorum. lakin aynı ile vaki gerçekleşen bu olay yarmaktan çok bir adamı da tanıtacak size. insan soramadan edemiyor bu adam cennetlik mi yoksa değil mi diye ?

    bir iş yemeği için gece geç saatlere kadar tünel civarındaki bir restaronda yeyip içtikten sonra eve dönüş için karaköy vapur iskelesine indim. Fakat son vapur gece 12 de kalkmış. Vapur yok ama benim gibi vapur iskelesine gelenler için hemen orada kadıköy için dolmuş yapan taksiler var. Tabi taksi de dolmadan kalkmıyor. Ben de bir sigara yakıp son dördüncüyü beklemeye başladım. bu sırada vapur iskelesinin hemen karşısındaki restoranlardan birinden üç-dört adet çöp kovasını çıkardılar ve bir başka taksinin bagajına koydular dikkatlice. Arkasından bir adam çıktı ki ağır sarhoş durumda. Taksiciler ( bizim dolmuş taksinin şoförü dahil ) hemen tek sıra oldular adamın önünde. Adam da her birine 50-100 bahşiş verdi ve daha sonra çöp kutularının yüklendiği taksiye bindi ve gitti.

    adam zengin belli. Taksicileri de seviyor bu da belli. ağır alkolik bu da belli ama kalanını çözmek için taksiye binip yola koyulmayı beklemek lazımmış zira açıklamalar taksi şoföründen geldi.

    - abi bu adam kim biliyor musun? bu adam yukarıdaki evlerin sahibi. ( istanbullu olmayanlar bilmiyor olabilir. karaköy'de yukarıdaki ev demek genel ev demek. adam meşhur manukyan'ın varislerinden biriymiş. genelevlerin işletmeciliği buna kalmış. muhtemelen daha başka pek çok mülk ile birlikte) her akşam buradaki meyhanede akşam yemeğini yer sonra da taksi ile beykoz'a gider. sıra kimde ise ona biner ama kalanlara da bahşişini verir.
    Bir gün gene benim taksiye bindi bu fakat çok sarhoş. bana dedi ki arabayı ben kullancam. ben de "abi yakarsın beni heryerde çevirme var." filan dedim ama beni dinlemedi geçti direksiyonun başına. neyse tam beşiktaştan köprü çıkışına geldik şaak diye çevirme. bu arabadan indi ben de panik halde ruhsatı filan arıyorum. yani cezayı adam öder de benim derdim arabayı bağlamasınlar. neyse ben ruhsatı buldum indim arabadan abicim bir de ne göreyim. polisler tek sıra olmuş adam hepsine tek tek tutam tutam 200 lük banknotlar veriyor. polis de bıraktı bizi tabi.

    peki çöp kovaları ?

    - abi adam gece meyhaneden çıkmadan önce 100 kilo filan bonfile pirzola kaburga karışık ızgara yaptırır. bu adamın evinin sokağına 500 metre filan kalınca köpekler keser yolumuzu. sonra hep beraber koşarak taksiyi takip ederler. evin önünde bir arsa var oraya döker bu etleri köpekler de bayram yapar.

    her akşam mı?

    -evet abi her akşam.
    5 ...
  26. 1796.
  27. yeğenim yaş:6.
    sigara paketimin üzerinde yatakta birbirine sırtını dönmüş çifti görür.
    aaa uğur can abi bunlar sigara içtikleri için mi birbirine küsmüş der.
    1 ...
  28. 1795.
  29. normalde hiç sevmememe * rağmen, "ulan bi radyo dinleyim" diyerek açtım. Radyo vatan olduğunu sonradan öğrendiğim istasyonu dinlemeye başladım. Vj :

    evet, parayı hangi millet bulmuştur? Diye sordum. Süremiz bitti maalesef. bilenlere garantisiyle kutusuyla s4 gönderiyoruz, bilemeyenlere de elvan dalton'dan geliyor; boru sana girmiş çalışıyor.
    2 ...
  30. 1794.
  31. geçen hafta eskiden bir süre beraber çalıştığımız bir arkadaşın nikahına gittim. zeytinburnu belediyesi nikah salonununda olduğunu bir de saatini hatırlıyorum ayıp olmasın diye gittim.
    iki üç tane salon var kimseyi tanımadığım için arkadaşın " zaten kimim kimsem yok" demesinden cesaretle 10 kişinin olduğu salona girdim oturdum insanların yanına. selamımızı verdikten sonra bir kaç kişiyle muhabbet ederken gelinle damat geldi. lan bir baktım bizim damat değil bu alkış kıyamet çıkamadım, nikah kıyıldı bozuntuya vermeyeyim dedim derken takı töreni var dediler zaten 10 kişiler bisey takar çıkarım ayıp olmasın dedim, sıraya girdim takımı taktım, gelinle damada mutluluklar diledim bir de. tam çıkıcam artık biri kolumdan tuttu " hadi hep beraber fotoğraf çekilelim" diye. fotoğraf çekiliyoruz ama nasıl kaptırdıysam kendimi adamlarla kol kolayız falan. şimdi herkes soruyordur birbirine bu kim lan acaba diye ehee.
    bütün merasim bittikten sonra amcanın biri " otogar tarafından giden varsa bizi de atıversin" dedi birde onları otogara bıraktım.
    fotoğrafı hemen verdiler saolsunlar çerçevelettim.
    bunlar hep toruna neyin hatıra işte.
    56 ...
  32. 1793.
  33. yurtdışına gitme planları yaptığını bildiğiniz en yakın arkadaşınızın, telefonda konuşurken seni bir yarım saat sonra arayayım mı deyip kapattıktan 1 ay sonra ingiltere'den arayıp, kusura bakma seni arayamadım demesi. insan bir vedalaşır da gider, o kadar mı değerimiz yok be kadın!
    4 ...
  34. 1792.
  35. ofisteki mühendis kız arkadaş: t
    fabrikaya mal getiren şoför: r

    r: t hanım fabrikaya geldim hemen boşaltıp çıkayım geç kalmadan.
    t: tamam r usta beş dakkaya boşaltacağım seni.

    odada önce kısa bir sessizlik sonra kahkahalar.
    4 ...
  36. 1791.
  37. bir arkadaşım anlatmıştı.
    kadıköy süreya sinemasında yaşanmış bir olay.
    93-94 yılları.
    terör doruk noktasında.
    maçlardan önce istiklal marşının okunmaya filan başlandığı yıllar.

    Neyse efendim insanlar filmini seyrederken birileri de aralarında patlamış mısır paylaşıyorlar.
    hışır hışır sesler çıkıyor tabi.
    arkada rahatsız olan iki tip var.
    anne ve kızı.
    kız tiki anne ise hafiften kokona ( chp kadın kolları hesabı)
    kız annesine şöyle bir şey söylüyor;
    - ay ben amerikadayken böyle sinema terbiyesi olmayan insanları atıyorlar hemen dışarı !

    önde mısır yiyen adam da duyuyor bunu dönüyor arkasına bağırarak
    - kadeşim burası türkiye beğenmiyorsan siktir git amerikaya

    daha arkalarda olayın ne olduğunu bilmeyen ama birilerinin birilerini türkiyeden kovduğunu düşünen bir başkası da ön taraf sesleniyor ;
    -ya sevin ya terkedin ulaann

    bir iki slogandan sonra bir gurup insan da başlıyor onuncu yıl marşını filan okumaya.

    film kesiliyor ışıklar yakılıyor ve ana kız yuhlamalar altında salondan çıkarılıyorlar.
    18 ...
  38. 1790.
  39. ilkokuldayken yeşilay haftasında öğretmenimizin anlattığı sigaranın zararları
    sonra o kararmış ciğer görüntüleri beni o kadar etkilemişti ki eve gidince
    günde 2 paket sigara içen babama ağlayarak, sigarayı bırakmasını yoksa öleceğini söyledim.
    babam beni dinleyip sigaranın elbette zararlı olduğunu ama kaderin önüne de geçilemeyeceğini
    o yüzden endişelenmemem gerektiğini anlatıp beni nasıl etkilediyse artık
    babalar gününde babama bir paket samsun almışlığım var. * *
    15 ...
  40. 1789.
  41. 1788.
  42. ben: b
    arkadaş 1: x
    arkadaş 2: y

    geçenlerde oynanan galatasaray maçından konu açılır.

    x: kalede melo vardı zaten yoktu ki kaleciniz.
    y: ( "kaleciniz" lafını yanlış anlar) karadeniz mi?
    b: melo karadenizli miymiş?!?!?!

    hala dalga geçiyorlar. bıkmadılar. evet. *
    0 ...
  43. 1787.
  44. ev arkadasim : e
    ben: o

    o- biji serok apo! (birden aklima taklidi bagirarak söyledim)

    e- bilgisayar kapali zaten.

    dakikalarca güldüm.
    1 ...
  45. 1786.
  46. 1785.
  47. arkadaşlarla bir kac gündür haril varil ev ariyoruz, emlakciya gidiyoruz, ev geziyoruz. ucumuzde utangaciz ve evi gezdikten sonra atmaca bakisli emlakcilar bize soru dolu gözlerle baktiktan sonra içimizden biri ehi güzelmiş biz haber verelim diyene kadar emlakci bize bakiyo biz eve bakiyoruz ev bize bakiyor sonra ehi iyi günler deyip kaciyoruz. dun ise farklı bir emlak bürosuna gittik çünkü emlakci bildiğin mafya hatta bir (bkz: bingöllü kenan) bir (bkz: sedat peker) bizde birşey diyemedik bindik emlakcinin otosuna ev görmek için yola koyulduk, önde iki maganda arkada 3 kiz. yolda giderken emlakci 1 in telefonu caldi, efandimmm şekerimm dedi telefondaki erkek sesine. iste ne olduysa ondan sonra başladı bende ya da ondan sonra bitti bilemiyorum. ben yavaştan minik iniltilerle ve yavru domuz sesi cikararak gülmeye basladim. allah ta beni zaten bu amaç için yaratmis gulmemem gereken yerlerde guleyim diye. yavru domuz gülme efekti yerini yaban domuzu seslerine birakmis iyice şiddetlenerek gülmeye devam etmeye baslamistim. ve artik durduramiyorum arkadaşlar beni cimdikliyolar, sesimi bastiriyorlar ama yok efendim imkani yok, adamlarda bi killandilar, yapacak birşey yok durduramiyoruz. o andan sonra mafya artik bendim adamlar psikopat lan bu der gibi bakmaya başladılar, evi gösterdiler iii tamam güzel diyip koşarak evden ciktik. bu hikayede yarilan benim. çünkü ne zaman boyle gülme moduna girsem etrafimdaki insanlar astim krizi gecirdigimi saniyorlar. zaten gulerken nefes alamadigim için beynim oksijen alamiyor, vücutsal fonksiyonlarim değişik halet-i ruhiyelere gark oluyor. beni guldurdugu için pişman olan insanlara buradan selamlarimi iletiyorum. oo noldu yardi mi??

    edit: sizi yarsin diye yazmadim b'olum.

    edit2: gittik o emlakcilardan tuttuk yeni evimizi. senet falan da imzaladik inşallah gotumuzde o senetler havai fişek gibi patlamaz.
    8 ...
© 2026 uludağ sözlük