sabahın köründe dershaneye gitmek için otobüse binilmiştir. ücret ödenir arkaya doğru ilerlenirken bir direğe tutunulur... zaten uykulusunuzdur sap mı sap tut gitsin işte...
fakat o tuttuğunuz ekmek parası için işe giden bir boyacı abimizin badana fırçasınının sapıdır... olay kaptanın bir süre sonra fren yapmasıyla anlaşılır, sabah sabah herkes güler, uykuları açılır, biz rezil oluruz...
an itibari ile ntv deki müjde ar ın programında metin uca nın anlattığı hikayeye göre ;
efendim bir adam kaza geçiriyor ve çenesi kilitleniyor adamın ağzını açamıyorlar, bir süre sonra adam ağızdan beslenemiyor. bir öneri olarak doktor makattan beslenmeyi sunuyor ve hasta uygulamaya başlıyor. işte hasta makattan yavaş yavaş su almaya falan başlamış, bir süre sonra yemek yemeye devam etmiş her doktora gidişinde doktorun " nasılsın " sorusuna ağzı kapalı olduğu için " ııı " diyerek cevap veriyormuş, bir gün tekrar doktora gittiğinde sürekli yerinde kımıldıyormuş bir türlü duramıyormuş doktor sormuş " ne oldu neyin var ? " hasta da yanındakilere işaret ederek söylemelerini istemiş " sakız çiğniyor doktor bey ".
askerin biri annesine mektup yazmış ve çok çetin şartların olduğunu gösteren fotoğraflar yollamış. göz altları kara, ağızda kasatura, elde koca koca tüfekler namlusu havaya bakıyor. mektup da çok duygusal:
".............................. annecim askerlik çok güzel iyi de ama helikopterden helikoptere atlarken şarjör değiştirmek çok zor anne."**
evde kuzen (bkz: clones) ile birlikte pes oynanmaktadir. ikimizde ayni takimda oynayacagimizdan hangi takimi alayim diye sordum kendisine.
+fark etmez ya istedigini seç.
-iyi o zaman (bkz: liverpool)u alim.
+iyi al fark etmez benim için.
sonra takim secerken (bkz: chelsea) logosunu gördüm ve aldim. chelsea yi aldigimi görmedi ve biz maca başladik. mac 0-0 giderken 90+3 de nihayet (bkz: Drogba) ile golu bulduk.
+Evet işte bu be aslanlarim benim , sevinç nidalariyla işte Liverpool bu...
ona noluyorsa. uyuyamadım daha da. sapık mıdır nedir. içimden gülme krizine girsem de adama uykulu ve anlamamış gözlerle baktım. allah'ım tüm dengesizler beni mi buluyor ne.
mecnuniks313 kişisinin kardeşi mecnuniks312 yaz tatilinde dayısının yanında çalışmaktadır. şükrü usta ve mecnuniks312 posta gazetesi okumaktadır. şükrü usta ikinci sayfada hande ataizi'nin bikinili fotoğrafını görünce:
ş : lan mecnuniks312 varya bunu ormana götürecen iyi bir sevişecen, arkada da güveç kayanayacak of ne güzel olur.
vendetta laptop'u uyku moduna almış, yemek yemeye mutfağa gitmiştir. yemeğini yedikten sonra içeri gelir ve anneyle karşılaşır. anne kişisi domestoslu bezle laptop'un klavyesini silmektedir:
vendetta: anne ne yapıyorsun? o onunla silinmez.
anne: oğlum hep kapağını açık bırakıyorsun çok tozlanmış. ondan sonra virüs bulaştı diye benden para alıyorsun. öyle tozlandırır, kapağı açık bırakırsan virüste bulaşır, domuz gribide olur. *
uçağa binecek tüm yolcuların işlemleri yapılır. yolcular son bekleme salonuna alınır. uçak hareket eder ve gider.
küçük bir ayrıntı ve aksaklık dışında herşey normaldir.
uçakta yolcu yoktur.
geri döner, yolcuları alır ve gider.
gerçek olaydır. yer zaman belirtemem. vururlar beni. *****
arkadaş, sevgilisi ve ben, oturuyoruz. arkadaş dertli. özel bir şey konuşacaklarını söylüyor. gitmeye yelteniyorum ama "kalabilirsin" diyor. sıkıldıklarını fark ediyorum, "lan belki eğlendiririm" diyerek kalıyorum.
arkadaşım, bir ölüm haberi verirmiş gibi konuşmaya başlıyor. cümlenin bitiminde sevgilisi ve ben dumur oluyor, iç yarılma teşhisiyle hastaneye kaldırılıyoruz. arkadaş hala konu üzerinde düşünüyor.
kurduğu cümle aynen şu,
"bizim ne kadar sikik bi ilişkimiz var, aşkım aşkım diyoruz, hani bi bok yok?"
şehirler arası otobüste uyunmaktadır, hemen arkadaki 2 tane kızın kendi aralarındaki konuşmaları:
- nasıl ama iyi dimi?
+ evet ya gerçi biraz kalın olduğu için çekindim başta...
- aynen ben de... ama bi başlayınca yağ gibi kayıyo...
gözler bi anda açılır. koltukların arasındaki o ufak boşluktan kızlara salak salak bakılır. biri elindeki (oldukça kalın olan) bir kitabı kaldırıp "kitap" diyene kadar kafada abuk subuk fanteziler uçuşur.
günün neşeli geçmesini sağlayan, sanıldığından çok daha büyük bir öneme sahip olan olaylardır. sözlük, bugün formatı iplememek ve seni günlük olarak kullanmak niyetindeydim ama kıyamadım, yine formata uydum. minibüste yaşadığım olayları anlatasım var sana. 2 adet. okul çıkışında, minibüse binip geliyorum ben biliyorsun. birinci olay,
sözde gelişmiş bir ilçede yaşadığımızdan ötürü, minibüslerimiz var bizim. otobüs değil öyle, 23 kişi oturabiliyor, 17 kişi ayakta oluyor. ama kucak kucağa oturup fordçuluk yapanları sayarsak, 50 kişiden aşağı almaz şoförler, polisin falan da sikinde olmaz hani. öyle gidersin. okuldan çıktık. birkaç minibüse binmedik, okul dağıldı. öğrenciler bindiler gittiler. sonra "sakindir la bu, boştur la bu!" diyerek, 3 adet öğrenci bir minibüse bindi.
bu öğrenciler bizlerdik. boş olduğunu zannettiğimiz minibüs 23 yaşlı + 3 gençle doluydu ve teker üstünde, ayakta yolculuğumuza başladık. ters istikamette gidiyorduk. minibüs sonradan geri dönüyordu. biz terse giderken, yaşlılar ayaklandılar. korktuk. hepsi birlikte indiler. birkaç öğrencinin, gençlerin kaldığı minibüste, kalan boş yerlere çökmeye niyetlendik. ayakta giderim ben hacı hep. arkadaş oturdu. yanındaki, yani pencere tarafındaki koltuk boştu. şoförün "manyak mısın?" bakışlarına dayanamayarak, oturmaya niyetlendim. arkadaşım cam kenarına kaymak yerine, geçmem için bana yol verdi. çantam fazlasıyla büyüktü ve ortalığı yıkıp geçiyordu. bu arkadaşımız da çelimsizdi...
hayvani bir hamleyle "hiayat!" diyerek, striptiz yaparcasına aha o boruya tutunmak suretiyle yerime geçtim. oturduğum sırada götümde bir hareketlenme, tolga'nın yüzünde hayvani bir gülümseme, hatta bildiğin kahkaha, gözlerinde de gülmekten meydana gelmiş damlalar, yaşlar gördüm. sonra, sağımdaki arkadaşıma baktım, bana yer verene. adam yatar pozisyondaydı ve götümdeki hareketlenme, onun kafasıydı. geçerken çantayla kafasına vurduğum için düşmüş, bir şey söyleyemediğinden haber verememiş, ben de kendisinin üzerine oturmuştum.
anlatınca komik olmadı di mi? evet. ama sağına bakıp çantadan kurtulmaya çalışan, koltukta debelenen bir arkadaş görmek fazlasıyla eğlenceliydi.
gelelim ikincisine...
aynı yolculuğun sonundayız. sınıfımızda az kişi olduğundan ortam çok güzel, herkes birbiriyle samimi. hani gruplaşma falan yok. grup diyorsan, 13 kişi var işte. hal böyle olunca, sınıf içi, arkadaş arası geyikler de çok ve ortak oluyor. bu çantamın altında kalan arkadaş da kedigilleri pek sever, bu yüzden insanların el ve ayaklarına "pati" deme alışkanlığı doğmuştur bizde. örneğin iki kişi bir kitabı okumaya çalışırken, birisi diğerine "çek lan patini göremiyom" der. o hesap.
aynı yerde iniyoruz. üst geçit var, herkes köprü der tabi. köprünün 30 metre kadar ilerisinde de durak var. biz karşıya geçiyoruz indikten sonra, o yüzden köprüde inmek istiyoruz. fakat şoförler genelde "ilerde durak var yeğenim" deyip indirmiyorlar. ha indirseler, beş saniyelik yol için çıstak çıstak kapı açıp kapatacaklar. indirmeseler, biz geriye mal gibi yürüyeceğiz. e durakta inip karşıya geçsek, "ulan üst geçit var salaklar?" diyecekler. anayol çünkü, çok işlek. götün çıkar vallahi. geri yol yürüyüp köprüye çıkınca da "aauhua ne yapıyo la bunlar?" diyorlar.
her neyse. yaklaştık durağa. arkadaş ani bir karar değişikliğiyle, köprü ayağında inme kararı aldı. ineceğimizi söyleyecekti.
Dört arkadaş öğrenci evinde batak oynar... biri uykudan yeni kalkmış, ikisi okuldan gelmiş diğeri de akşam kaldığı kız arkadaşından gelmiştir... oyun başlar...uykudan yeni kalkan bir süre sonra dayanamayıp: Abi ya kimin ayakları kokuyo böle der... Okuldan gelenler birbirine bakar: Bizden değil der... Kız arkadaşından dönen: Bana hiç bakmayın ben bugün 3 kere duş aldım der... oyun gülme krizi yüzenden iptal edilir...
uzun saçlı olan şahsımın başına gelen bir olayı aktarmak isterim. duş'tan çıktıktan sonra, saçlarımı zaptedememem neticesinde, bir bant yardımı ile topluyorum. yine duş aldım ve saçlarımı bandana tarzı band ile topladım. ardından evde dolaşırken babam bu halimi görerek şu sözü söyledi:
sevgilisiyle konuşan arkadaşa pislik yapmak için herkes ya sigara istemekte ya da saçmalamaktadır. o sırada yanımda oturan arkadaştan gelen cümle extacyi çiğnemeden yuttum boğazıma takıldı su verin lan oldu.tüm servis iptal.
anadolunun guzel bir ilinin müstesna bir kasabasının internet kafesindeyim.ama öyle bir kafe ki masa üstünde direk 4 gblik porno dosyası var.içinde de her çeşit film var zenciliden gruba hayvanlı bile var. kafeyi çalıtıran kuzen olduğundan zaman zaman ana makinaya ben deniz geçerdim hatta bazen kafeyi ben kapatırdım. yine kafenin bana kaldığı bir gece saat 1 suları kafeyi kapatmak üzere iken 50 yaşlarında yaşlı bir amca kapıdan girdi.
- selamın aleyküm yeğen. aç bi masa bakem.
- amca kapatacaktım ya jandarma geliyor sorun oluyor sonra.
- len aç amuna gorun candarmasının zaten uzun değil işim 15 dakka falan.
- iyi bakalım arkalarda bi yere geç bari de millet görüp açık sanmasın.
neyse amcamızı oturturuz bilgisayar başına. bilgisayarı açarım. hesabı da açarım ve amca yine seslenir bana:
- yeğen ge bakem buraya...gittim yanına
- buyur amca?
- sikiş filmi var mı açıver bakem.
- * tamam açayım.* seç izle amca.
- atlı köpekli falan oluyor onlardan aç bakem.
- ** tamam...
hayvanlı pornoların oldugu dosya bulunur açılır...amcamız yarım saat boyunca izler izler ve çeker gider.
daha tek haneli yaşların sonlarındayız.akşama düğün vardır ve ailece gidilecektir.
anneden hazırlanın talimatı gelir, abi ve kardeş yeni elbiseleri özene özene giymektedir. her zaman olduğu gibi abi hızlıdır, çabuk giyinip arabaya atlar
yalnız kalan kardeş şıklığını yeterli bulmamıştır, eline keçeli kalemi alıp ayna karşısında kendisine bir guy fawkes sakalı çizmiştir ( bıyıkları yukarı doğru bükülü çizmiş olması en öneml ayrıntı ), saçlarının favorilerini çenesine kadar uzatmıştır. ve en son o da arabanın yanına gelir ve der ki :
-hadi gidelim...
tabi milleti gülmekten kırıp geçirdiği için kimse kızıp bağırmadı da çocuğa, ama "yüzümü silmem" diye tutturunca düğün benim içinde iptal oldu,ikimiz evde kaldık
o günü zihnine kazımış biri olarak ne zaman v for vendetta yı izlesem yada guy fawkes gibi sakal bırakmış birini görsem sebepsiz bi neşelenirim.
kadıköy-beşiktaş iskelesinde banka oturmuş vapuru beklerken yanıma çin, japonya, kore vb. taraflarından geldiğini düşündüğüm bi genç oturdu... çantasını açtı... üzerinde economy of cart curt yazan kitapları çıkarıp çantanın dibine kaçmış mp3 çalarını buldu... kulaklığını taktı... kitaplarını karıştırdı falan derken vapur geldi... çanatsını topladı ve hemen önümde ayakta beklemeye başladı... gencin çantasını kapatmayı unuttuğunu düşünen, memleketimize gelmiş yabancılara karşı gayet duyarlı ve yardımsever ve bir o kadar da şık abimiz gence seslendi... gayet aksanlı olduğunu düşündüğü -ama sadece düşündüğü- ingilizcesiyle ağzını epey de yayarak: 'Your bag is open.' dedi... genç çantasına baktı, adama baktı, çantasını kapattı... hafifçe kafasını öne eğerek babacan bi ses tonuyla 'Eywallah!!!' dedi... etraftakilerle beraber ben de gülmekten yıkıldım tabi...
feysbuk'ta sevilen bir arkadaş, şahsımı kardeşi olarak kaydeder. feysbuk'ta da kardeşler kısmında kayıtlı olan gerçek kardeş * durumu görür ve beklenmedik tepkiyi verir:
+şimdi bu kız bende de mi kardeş olarak görünecek?
50 kuruşunu yere düşürdükten sonra yarım saat arayan insan görmek bu cool bünyeyi orta yerinden yarmıştır. sonra verdim eline 100 dolar kovaladım vallahi, beline yazık yahu.
pazar pazarında kuzenimle gezerken yan taraftaki tezgahın sahibi olan abi 'çocuuk bornozuuu' diye bağırdıktan sonra, kuzenimin yanıma gelip kulağıma 'olm pazarda çocuk pornosu satıyo lan herif' demesi ve pazarın ortasında durup gülmekten gözümden yaş gelmesi.
otobüste uyuklamakta olan bir grup üniversite öğrencisinin yanında oturan(hani şu yüzyüze bakan 4 tane koltuk varya) amca aniden şiddetle hapşurunca, öğrencilerden uykuya dalmış olanın 'ohaaa lannnnn!!!!' diye havaya sıçraması...