sabah uyandığında saat 6 sularıydı. sessiz yollar yavaş yavaş araba sesleriyle uyanmaya başlamıştı. fırından yeni çıkmış ekmek kokularını duyar gibiydi. yüzünü yıkadı ve üzerini değişti. daha önceden gidilmesini planladıkları yere gitmeliydi. son bir kez saatine baktı ve telefonu çaldı..
telefonda ki ses robert'a aitti. yeni bir cinayetin olmasıdan korkuyordu.
+ evet robert.
- marsilya'ın günneydoğusunda bir cinayet daha. saat 3 sularında işlenmiş.
telefondaki ses bekledi..
- bezu orda mısın ?
+ seni dinliyorum robert.
- her neyse. öldürülüş şekli hemen hemen aynı olduğundan ''bizimki'' olduğundan şüpheleniyoruz.
+ demek ki o robert..
- yalnız buraya gelsen iyi olacak bezu. görmen gereken çok ilginç şeyler var bu kadında..
bu bir psikolojik deneydi. ikinci milattan 3000 sene sonra insan beyniyle ilgili önemli aşamalar kaydedilmişti. bu deneyle beraber bilinçaltı konusunda yeni bulgulara ulaşılacaktı. sayı devasaydı; 5000 denek üzerinde yapılan bir psikolojik deneydi bu. 5000 kalem, 5000 beyin, heyecanla beklenen sonuç.
çarpık özgürlük anlayışı ve söylemleriyle büyütülmüş bünyeler, kirli cümleler düşüyorlardı beyaz zeminli sayfalara. ruhunu nefsine, şeytana ve ideolojisine satmış, bir dili özgür bırakılmış beyinler, bilinçaltına yerleştirilen pislikleri kusmaya başlamışlardı.
deney başarılı bulunmuştu kötü adamlarca. çok az sayıda uyumsuz karakterler olmakla beraber, binlerce mankurt; çağa uygun bir şekilde beyin ve ruh da monte edilmiş android sahibi olmanın hazzını yaşıyorlardı.
"kalk, kalk" dedi biri. "artık sabah oldu lan" cümlesi çınlandı kulaklarında.
bir sonraki ses ise kendi içinden geldi:
- hayır , hayır. bütün bunlar rüya olamaz, olmamalı!!!
yine sıradan günlerinden birini yaşayacağını düşünerek çıkmıştı dışarı. halbuki bu sefer her şey daha farklı olacaktı, nereden bilebilirdi.
caddeden karşıya geçip iş yerine doğru ilerledi sertap.
yazık ki o sağ elinde siyah deri çantasını taşıyan o adam sertap'ı defalarca öldürmüştü. ve bir kez daha... o pembe mutluluğu soldurmuştu. sertap'ın bir şekilde kendisine gelmesi gerekiyordu. eline aldığı ufak bir çantayla küçük bir yolculuğa çıkmıştı. onu görmeyeceği, duymayacağı ve hissetmeyeceği bir yolculuğa...
her şey ne kadar da boş ve kasvetliydi. içindeki duyguları tam anlamıyla hissediyor, ama dışarıya atamıyordu. içinde biriken duygu karmaşası, onu gerçekten de bir bilinmeyene mi sürüklüyordu?
bu karmaşa onu adeta 2 bilinmeyenli tek denkleme dönüştürdü. yapacağı tek şey vardı. bilinmeyene değer vermek. bu yüzden sokaktaki gördüğü bilmediği bir adamın dudaklarına yapıştı. bu yaşam felsefesi sertap ı kötü yola düşürmüştü.
her yolun sonu bir yere mutlaka varırdı. ya mutluluğa, ya mutsuzluğa. ama kimse yola çıkarken nereye varacağını bilemezdi. insana bu yolda yürüme mecalini veren ise bir parça yürekte yeşermiş umuttu. serap, yüreğinde yeşeren bir parça umuduna sırtını dayadı.