"kızım koş babanın belinde fıtık tespit edildi, çabuk eve gel kömürlükteki odunları kes. baban akşam hastahane'den taburcu olacak,üşümesin! yoksa tekrar hastahane masraflarıyla uğraşmayalım" der ve bihter evin yolunu tutar. yolda sinirli sinirli kendisi ile konuşur. "ah bihter ah okumadın üniversiteyi, şimdi hamallık yap bakalım, amına koyim böyle hayatın."
kestirmeden koştum . bir de baktım ne göreyim , limuzin yerine bir fayton !! içindeki güzel de benim güzelim değil. güzel bile değil lan beterin teki valla. ıyy midem bulandı hemen koştum sahile kustum. sonra düşündüm. ankarada sahilin ne işi var ? hayır benim ankarada ne işim var ?
meğer ben ankara'da değil adana'daymışım. hemen koştum otobüse atladım, ankara'ya gittim. kömürlüğe daldım, bir de ne göreyim! annem ve tanımadığım bir adam sevişiyorlar, ne oluyor lan burada diye sordum ve...
*bu arada hastanedeki gavat kim o zaman diye çemkirdim.
-o senin amcan nuri yavrum. baban kuru yük gemisi kaptanıydı, sonra somali açıklarında gemisini korsanlar ele geçirdi. yıllar süren esir hayatında, seni amcan nuri alço büyüttü.
ve nuri çıkarıp kırbacı inleyen geceye iki sert vuruş daha yaptı. bu sırada karşı apartmanın kapısından bir sincap fırlayıverdi. nuri sincabın ne işi var bu kaotik ortamda diye düşünürken, kız rüzgar gibi kayıp gitti ara sokaklardan.
artık t.c merkez bankası da işin içindeydi. kimin eli kimin cebinde ekonomisi halkın yaşam gücünü düşürmüş, düşünmeyen, hareket edemeyen ve birbirlerine kin dolu gözlerle bakan nefret sözcüklerini ağızları köpürürcesine bağıran birer bilinmez canlı haline getirmişti. borsa yükseliyor, dolar yükseliyor, faizler iniyor ve böylece ihracata dayalı büyüme hamlesi tam hızıyla devam ediyordu. derken merkez bankası ani bir kararla api işlemlerini durdurdu, buna çok kızan bankalar ellerinde ki hazine bonolarını hızla elden çıkarma yarışına girdiler. bu arada merkez bankası başkanı acil bir kararla evinden ayrılıp merkez bankası yolunu tutmuştur bile, ayakkabılarını çıkarır ve "selamun aleyküm" diyerek oval masanın etrafında toplanmış kravatsız, açık renk takım elbiseli adam dolu toplantı odasına girer..
kboal, heyecandan elleri titreyerek, facebook fotoğraflarına tıkladı. fotoğrafları anlatılamaz bir merakla görmek istiyordu. açtı ve çirkin bir kızla karşılaştı. bu arada, çaylak olur muyuz diye korkmuyor da değildi.
alayı aslında horon alayıydı ve içlerini hüznün karanlığı ve damarlarını boşlukla dolduran bir kasvet, ve...
Ve o, korkunçluğu danıştay tarafından iptal edilemeyen, Eski kabilelerin bile adını anmakta korktuğu 'bahsedilmeyen' dediği, korkudan t9 sözlüklerinde bile yer verilmeyen: ajdar! insan zihninin üretebileceği en güçlü, en saklı kalmış dehşeti.
gecenin karanlığında, gazozcu nuri, karşısına çıkan bu ajdar yaratığı ile nasıl başa çıkacağını bilemedi. sonra elindeki eterli bezle birden üstüne atladı ama ajdar yaratığı çoktan muz atarak nuriyi etkisiz hale getirmişti. muz çarpması sonucu bayılan nuri artık ilahi adaletin elindeydi. ajdar yaratığı nuriden onca yılın acısını alacaktı hemde o biçim...
bu yeter artık çığlığından etkilenen holden caulfield şehr i hüzün ün çıkışındaki çavdar tarlasına gitmeye karar verdi ve rüyasında gördüğü teoman denen şahsın birgün geleceği ümidiyle çocukların yanına doğru ağır ağır yürümeye başladı.
ardından yine yollara koyuldu. ama aklı hala götüne yediği tekmedeydi. bunun intikamını mutlaka almalıydı. işte tam o sırada aklına müthiş bir fikir geldi..
ama bu müthiş fikri gerçekleştirmesi için bol miktarda parası olması gerekiyordu. bu para da kendisinde olmadığından bu fikri başka baharlara kalmıştı.
yine de vazgeçmedi ve soluğu cihangir'deki dostunun evinde aldı. başı ağrıyordu... öyle ki, evdeki ışıklar buğulanmaya dostunun söyledikleri boğuklaşmaya başlamıştı.