Yol geçen hanı gibi ipini sapını koparan burada Suriyeli,ıraklı,afgan vize yok ya amına koyim gelen geçen burada ülke zaten seviyesizlikten dökülüyor şimdi hepten berbat.
türkiye...
yaşadığımız ülke...
şimdi yaşamaktan utandığım ülke...
az önce 10.02.2016 tarihinde saat 21.15 te yaşadığım bir şeyi paylaşmak istiyorum.
annemle market alışverişinden döndük ve asansöre bindiğimizde kola almayı unuttuğumu söyleyip apartmanın altındaki bakkala gittim. mutlu şeyler izleyip yudumlayacağım kolanın şu an bana zehir gibi geleceğini bilemedim...
bakkaldan dönerken apartmanın girişindeki 9-10 yaşlarında bir erkek çocuk kapının evlerinden otomatik açılmasını bekliyordu. bende kapıya doğru gelirken annesi pencereden; ''saliiiih hadi oğlum üşütme hemen gel'' diye bağırdı. bu güzel an için yüzümde bir tebessüm oluştu ve tam kapıya geldiğimde annesi (pencereden benim yürüğüm mesafeyi düşünüp ayarlamış) saliiihh oğlum asansöre sakın başka birisiyle binme demesiyle beraber o tebessüm dolu yüzüm öylece kalakaldı ve içim derin bir acıyla yanmaya başladı.
salih ise ben üzülmeyim diye ''üff anne yaaa'' diyebildi sadece yavrucuğum... ben ise utancımdan çocuğun yüzüne bakamadım. (onlara nasıl böyle bir ülke bırakacağız diye)
o an salih'in annesine kızdım, komşusuna neden güvenmez diye. tek başıma diğer asansöre binerken bu sefer şiddetle kendime kızdım.
salih'in annesi çok haklıydı aslında. bu ülkede artık insanların güvenilmez olduğunu biliyordu, çünkü bu ülkede yetişkin insanlara tecavüzü geçtim artık çocuklara, kedilere ya da genel olarak söylersek; susturabildikleri tüm canlılara tecavüz ediyorlar. tecavüz etmekle kalmıyorlar yaşam haklarını ellerinden alıp vahşice katlediyorlar. öldürüyorlar.
ben artık bu ülkede yitirilen duygulardan, yitirilen insanlıktan, yitirilen ahlaktan dolayı yaşamak istemiyorum ama maalesef bir şey yapamıyorum. zeki demirkubuz'un da dediği gibi ;
Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum.
bu ülkeyi biz insanlar kötüleştirdik. bizden sonraki nesillere bu kötü ülkeyi bizler bırakacağız. ve hiç bir şey düzelmeyecek gibi görünüyor. en çok üzüldüğüm ise ufacık umut dolu düşünceler besleyen salih gibi çocukların neler ile karşılacakları.
bari çocuklarımız güzel şeylerle karşılaşsınlar, mutlu hayatlar yaşasınlar. yemin ederim kendimden geçtim. bu yavrucuklar mutlu olsun, en büyük dileğim ve dualarım budur.
insanların başkalarına zarar vermeden sahip olduğu alışkanlıkların arka plana itilmeye, film izlemenin ve şiir okumanın altında bile başka anlamlar aranmaya, batıdan uzaklaşılıp doğuya yakınlaşma çabalarının arttırılmaya başlanmasıyla daha da yorucu hale gelen ülke. her geçen gün daha çok insan google" de " vize ", " beyin göçü ", " göç " kelimelerini arıyor ve tamamen haksız da değiller.
Çocukluğumdan beri yurtdışına gidip gelen, sonrasında belki de hayattaki tek doğru işimi yaparak güney koreli yarim ile hayatımı birlestirdigim şu günlerde bakıyorum da tansu çiller döneminden sonra büyük bir saygınlık ve itibar yıkımına uğrayan zavallı ve güzel ülkemdir türkiye.
Gurur ile, göğsümü gererek türküm dediğim günlerden öyle günlere geldim ki; türkçe konuştuğumu duyan polis tarafından kuşkuyla bakılıyorum. (bkz: avustralya)
Güney Kore'ye, Japonya'ya zibil gibi yağmaya yeltenen vasifsizlar çulsuz kaldıklarında uyusturucu işine girmeye çalışıp, polise enselenince politik sığınma talebinde bulundukları için 2018 yılında japonya tarafından ülkemize çok sıkı bir vize politikası getirilecek. Uzakdoğu artık bize sempati ile bakmıyor.
Avrupa'da ırkçılık hortlarken zaten onları konuşmamıza pek lüzum yok. ırkçı saldirilar ve şiddet basınımız tarafından ısrarla görmezden geliniyor.
Ülkemizi pençesine alan cehalet ve dış politikadaki büyük hatalarımız bizi afganistan, pakistan eksenine itmiş vaziyette. Yedi sene önce "Türkiye malezya olur mu?" diyerek kara kara düşünen insanımız o ülkenin, 2016 yılında eğitim ve refah alanında aldığı yolu görse en hafif tabirle ağlayacaktır.
Fakat, Üretmeyen, bilim ile fen ile alakası olmayan milletimiz "piyon" ara üretim elemanı olarak hayatını sürdürdüğü, kendisine birşey katmadan bağnazlığını beslediği sürece bizden adam olmaz. Çalışan asansorlerde, madenlerde ölür gider. Olanlar "işin fıtratı" denilerek geçiştirilir. Ölenin yakınları ve arkadaşları "hülooğ" senfonisine devam eder.
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yarattığı mucize maalesef küllerinden doğacak gibi gözükmüyor. Bunda hepimizin katkısı var...