doğal güzellikleri bol olan, nerdeyse tüm kıtaların ortasında duran, stratejik önemi olan, yeni yeni gelişmeye başlamış ve kendini aşmış bir ülkedir artık. geleceği parlaktır, geleceğin süper güç olmaya aday ülkelerindendir ve bu yüzden bazılarının korkulu rüyasıdır ve engellemeye çalışıyorlardır. ama allah' ın izniyle inşallah başaramayacaklardır.
halkın çoklu kesimlerinin birbirlerinden kopmasını sağlayabilecek en etkili şey, ideolojik fikirlerdir.
çok fikirli bir ulus hayal, başlarda ideal gibi gözükse de; bunu kullanabilecek zümrelerin işleri kolaylaşır.
sosyolojik işgal, tamamen halk üzerinden yapılır. halkın bundan haberi olmaz.
çünkü önemli olan, her kesimin kendini haklı görmesidir.
türkiye, konumu gereği en belirgin hedef durumundadır.
tarih boyunca emperyalizm ve batının türkler ile mücadelesi, değişik safhalarda sürmüştür.
yirmi birinci yüzyılda savaşların soyut hal alması ile birlikte, değişik ideolojili devletlerde sarsıntılar başlamıştır.
bu kavga ve çatışmalar, psikolojik/sosyolojik/stratejik/siyasal olarak incelenebilir.
haklı olma psikolojisi, insana dair en büyük zaaftır.
azmettirme ve yönlendirme, bu zaaf sonucunda gerçekleşir.
insan, haksızlığını kolaylıkla kabullenmez.
dolayısıyla, halk arası kargaşaya sebep olmanın en etkili tohumu; ideolojik çatışmalardır.
''sen sağ, ben sol!'' düşüncesi de, buradan gelmektedir.
insanlar, farksızdırlar.
fakat, ''sağ veya sol'' sıfatlarına layık görülüyorlar ise; düşünülecek bir konu vardır.
bunlar kimin işine yarar?
gezi parkı eylemlerinden bu yana, halk arasında soyut kurallar oluştu.
''ya eylemi destekleyeceksin, ya da iktidarı!''
böyle yapmak zorundasın, çünkü çizilen senaryoda başka rol yok.
vizyonu dar olan halk, ispatlanma güdüsünün açlığı ile; kendini diğerlerinden ayırdı.
ayrı bir zümre oluşturdu.
diğer zümrelere karşı, savaş pozisyonu aldı.
her biri kendini haklı görüyordu.
peki ya hepsi haksız olsalardı?
gezi parkı eylemleri ile birlikte, başbakan ve kendisinin tabiriyle ''faiz lobisi'', ayrı kutuplarda olarak gösterildi.
buna göre koç ailesi babacan bir tavırla halkın yanında olacaktı, iktidar ise halkı kışkırtan provakatör durumundaydı.
sol görüşlü terör örgütleri bir koldan, polisler bir koldan sokağa salındı.
halkı kaosa sürüklemenin yolu, onlara somut bir kanıt göstermekti.
genç insanlar öldü, örgütlerden kimse söz etmedi.
eleştirilerin toplandığı tek yer, iktidardı.
koç ailesi, prestijini artırdı.
eylemlerin ortasında, önemli bir olay oldu.
medyada hiçbir şekilde yankılanmadı.
bilderberg konferansı, 7 haziran 2013'de yapıldı.
bu konferansa kimler katıldı?
başbakan yardımcısı ali babacan,
koç holding'den mustafa koç,
sabancı holding'den haluk dinçer ve
cumhuriyet halk partisi'nden şafak pavey.
halka zıt kutupta olarak gösterilen bu kişiler, hangi amaç doğrultusunda bir araya geliyorlardı?
bu, neden medyada yankı bulmuyordu?
olaylar neden bu konferanstan sonra alevlendi?
bu soruların hiçbiri sorulmadı.
akıllara da getirilmedi.
gezi parkı eylemlerinden bu yana, birçok yanlış sonuç ortaya çıktı.
sol görüşlü örgütler (dhkp-c vs.) kahraman konumuna getirildi.
koç ailesi'ne övgüler yağdı.
herkes iktidar karşısında birleşti.
polis ve halkın arası açıldı.
bu çatışmalar yüzünden, bazı kişiler hayatlarını kaybetti.
olaylar ısınmış ve patlamak üzere iken, fazla uzağımızda olmayan bir olay meydana geldi.
mısır'da askeri darbe.
benzer bir senaryoyu, mısır'da da görebiliriz.
müslüman kardeşler isimli siyonist taşeronu olan zümreden gelen muhammed mursi; yine siyonist destekli general sisi tarafından devrildi.
halk, bu iki zümreden birini seçmeye zorlandı.
çatışmalar sonucu, onlarca insan öldü.
orta doğu kahramanı durumunda olan başbakan, kendi halkını umursamıyor gibi gözükerek; mısır'da ölenler için ağladı.
burada amaç tamamen halkın kışkırtılmasıydı.
başarılı oldu ve halk, padişahlığını ilan etme vaziyetine gelen başbakana karşı yoğun cephe aldı.
bugün, sol örgütlerin kullandığı bir genç daha hayatını kaybetti.
bu senaryoda ölen kukla insanlardan biri oldu.
bu olay sonucu, polis suçlandı.
''polis suçlu değil, suçlu olan dhkp-c'dir!'' diyenler, iktidar yanlısı olmakla itham edildi.
çünkü senaryo bu idi.
iki kutuplu türkiye.
giderek gerginleşen gündemi ile 1980'lerdeki karmaşaya doğru koşan güzel ülkedir. bu o kadar kirli bir oyun ki sussak bu topraklara ihanet etmiş olacağız, yazsak ''ötekileştirdi'' diyecekler. bir başlangıç olacak bu ülkede, tabi her başlangıcın bedelleri olur. bu bedel ise o kadar ağır olacak ki, altında kalacak çok kesim var.
ben bu ülke adına bir şeyler yapılması gerektiğini hep savundum, herkesin yaptığı gibi. artık imkanlar geniş, insanlara ulaşmak kolay. şimdi kalemimle, kendimce olan bilgimle tecrübemle bu ülke çocuklarına bir şeyler verme amacındayım aynı zamanda öğrenme sürecim bitmedi ve bitmeyecek de. şimdi elimde kalem var, ancak yeri geldiğinde kalemimi bırakıp bu topraklar için elime silah almayı, almam gerektiğini de iyi biliyorum; ayrıca antimilitarizmin denen olgunun pasif halkları eşekleştirme projesi olduğunu da.
çünkü geçmişin esaslı ve dürüst kamu oyu önderleri ve kendisinin toplumuna karşı sorumlu olduğunu düşünen her yazar, çize, düşünür ve ya herhangi biri önce bilgiyle yani kalemle, yeri geldiğinde ise kılıçla mücadele vermekten geri durmamıştır.
rabbimden dileğim elimizden kalemler kitaplar düşmesin. elimiz kılıçlara, silahlara gitmesin. işin içine mecburiyet girerse bu topraklarda onurumla ölmeyi diliyorum allah'tan. çünkü bu ülke gerçekten feci bir şekilde olsa da ölmeye değer.
allah sonumuzu hayretsin.
hayatta elde ettiği her şeyi asker olmasına borçlu olan (tabi ki sadece bu değil ama asıl dönüm noktası bu), ömrü cephelerde geçmiş, savaşın acı yüzünü görmüş olan lideri "yurtta sulh cihanda sulh" derken
günümüzde onun koltuğunda oturanların (ki bunlar ve çocukları 5 aylık kısa dönem askerlik için bile türlü dalavereler çevirir) "suriye'ye müdahele imkanı maalesef ortadan kalktı" http://t24.com.tr/haber/b...lik-bir-saldiridir/239340 zihniyetinde olduğu, komşusu ve müslüman bir devlete abd ile bir olup haçlı seferi düzenlemek için çırpınan, bu olmayınca terör listelerinde kayıtlı örgütlere övünerek yardım eden (daha sonra abd kızınca bunda bile çark eden), ne idüğü belirsiz başıbozukları suriye'nin evlatları olarak tanımlayan, bu it sürüsüne para, mühimmat ve lojistik destek sağlayan bir ülke haline dönüşmüştür.
başımıza örülen çorabın ne zaman farkına varacağız acaba?
28 şubat'larda, o rivayet edilen balyoz'larda ayışığı planlarında bile son bir iki senedir gördüğü dezenformasyonu görmüş müdür merak ettiğim ülkem.
ankara'nın göbeğinde duvara roket atabilen ama kırmızı bültenle falan "arananlar", otpor, zello falan hatta, hatay'da yaşananlar, gezi baskınında üzerinde fiyat etiketi duran bıçaklar, camide içtiler goygoyu, bu gece beşiktaş'ın başına gelenler falan...
"Fahişeler vardır, namustan bahseder. Kanaatini ve kalemini satmışlar vardır, vicdandan dem vurur. Vurguncular vardır, ağızlarından fazîlet sözü düşmez. Çifte pasaportlular vardır vatan diye haykırır. Palikaryalar vardır, kahramanlık iddia eder. Bazı iyi niyet sahipleri de bunların hepsine inanır. Gel de bu insanların arasında huzur içinde yaşa."
kuzey ırak'a gidip kürdistan bayrağı altında resim çektiren kürt iş adamının kaymağını yediği, altındaki türk işçinin ise gözlerimin önünde ezildiği ülke. vay benim ülkem ne hallere gelmiş, neler olmuş bize.
toplumunun tarihte ki gözü pekliği ile tanınır. çünkü bu coğrafyanın bir ruhu vardır. bu nedenle yüzyıllardır dışarıdan ele geçirilememiş ama günümüzde can çekişen ülke. akbabaların içeriden ve dışarıdan sinsice toplum vicdanının ve benliğinin ölümünü gözlediği, değerli coğrafya parçası.
türkistan olsaydı da böyle olur muydu bilmem ama ye'mek bizim ülkemizin isminin bile kaderi olmuş.
türki'ye.
gelen yiyor, giden yiyor.
komşusu açken tok yatan bizden değildir, diyen de bizim.
köylü milletin efendisidir, diyen de.
gelmiş geçmiş tüm iyi niyetli insanlar da.
ama bu kadar da olmaz be kardeşim.
insan yaptığını yer, ihtiyaç fazlasını imkanı olmayanlara dağıtır anlarım da.
fazlasıyla yeyip, olmayanlara da dağıttığını söylemek ama bunu gerçekleştirememek nasıl bir şerefsizliktir çözemedim.
şu bir tarafına su kaçırdığımın memleketinde sudan çıkmış balık gibi temiz yüzlü bir insan görmektir tek derdim.
özgürlüklerim ve hak ettiklerim yaşama sebebim.
hak'ka hizmet ettiğini dolaylı yoldan belirtmek amacıyla hizmet edildiği vurgulanan ''halk''ın huzurunu görebilmek en önemli amacım.
dört dörtlük ne var ki.
sen de yarım kalasın.
şansına küs.
önüne koyulanı ye.
fazlasını isteme.
şehitler toprağıdır. bu şehitlerin sorumluları, şehit olmalarına sebep olanlar bu toprak üzerinde yaşıyor halen. insanın canı acıyor. elbet bu şerefli toprağın üzerindeki namertler bertaraf olacak bir gün.
ülkemin adı türkiye ama içindekiler hala türk olamamış insanımsılarla dolu. bazıları bir karış vatan toprağı ararken, bazılarının bölmeye çalıştığı güzel ülkem ama olsun gerekirse biz bir daha savaşır mihrakları temizlemeyi çok iyi biliriz.