gerçek bir dost bulmanın imkansızlaştığı günümüzde selim ışık ve turgutçuğum özben gibi içten dostlar kazandıran roman. öyle bir romandır ki; ümitsizliğe düşmekten korkuyorum zira böyle bir durumda yakamı bırakmayacak, derdimi bine katlayacaktır. selim ışık'ın günseli'ye bıraktığı mektup ise ayrı bir dert, ayrı bir yaradır. kitaba başlarken bazı kısımlarını bir deftere geçireyim dedim ancak okudukça farkına vardım ki bütün kitap hatırlamak ve tekrar okumak isteyeceğim cümleler niteliğinde. not almadan, altını çizmeden akıcılığını bozmadan okunması tavsiye edilir.
"Ne olur tutma artık beni hece vezniyle
Allahın, senin ve tüm sevenlerin izniyle
Çözülsün zincirlerim, tutulan kol çalışsın.
Bir espri uğruna harcatmayın, alışsın
Selim Işık insana. Söylesin şarkısını
Kesintisiz, acemi. Oblomov hırkasını
Çıkarsın bedeninden. Ey ölü ruh! kıyam et!
Beğendin mi Süleyman? Beğenmedim, devam et.
tutunmanın ahlaksız bir davranış olduğuna inandıran oğuz atay eseri
iç monolog ve bilinç akışı tekniğinin mükemmel kullanıldığı eser.
oğuz atay'ın yaşadığı dönemlerde anlaşılmayan romanlarındandır. hatta dönemin de ''aklına ne gelmişse yazmış'' tarzı eleştirilere maruz kalmıştır. ölümünden sonra ise onlarca yazarı etkilemiştir. günümüzde de binlerce kişinin duygularına tercüman olan, dünya edebiyatının bir şaheseri olarak görülen eserdir.
Hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu. demiştir. ama yaşadığı dönemde alınmamıştır. ölümünden sonra nihayet anlaşılmıştır ama ölümünden sonra..
okudum diyenlerin yarısı yarım bırakmıştır, bitirenlerin yarısı da anlamamıştır. deneysel bir kitaptır, türk edebiyatında o ana kadar pek girişilmemiş bir işe girişmiştir oğuz atay.
bu kitaba okuduğum en güzel kitap diyen kişi hemen akabinde simyacı da çok güzel diyorsa tutunamayanlardan bir halt anlamamıştır mesela.
türk halkının psikolojik eşiğidir. bu kitabı okuyan direkt entel sayılır, okumamış olana ezik muamelesi yapılır. yalnız ilginç olan okumayana ezik diyenin de kitabı okumamış olmasıdır. kararsızlık, entelektüellik, eziklik ve rezil olmak arasında gidip gidip geldiğimiz, okunduğu söylenip de okunmayan ender kitaplardandır. eline başka kitap almamış, dünya ve türk edebiyatından bihaber, sırf "tutunamayanlar" okuyup entel ayağında olan bazı cahil tipler vardır ki evlat olsalar sevilmezler.
okuyup okuyup olric li selim olduğum kitaptır.
-hiç bir yer neresidir olric.
+doğru yerdir efendimiz.
-gidecek miyiz?
+vardık efendimiz.
Gibi bir diyalog hatırlatır.
Dünyaya bir daha gelişinde
Çocuk ve korkusuz yaşamak ister sürekli.
Büyümek, yalnız tutunanlara gerekli. - Şarkılardan.
'' Nerminle bekleriz bir dahaki sefere. Geliriz dedik ya, uzatmayın. Bir daha otele inmek yok. Olur, uçakla doğru size ineriz. Binayı başınıza yıkarız.''
istersem tadıma doyum olmaz. Her zaman böyle değilim ne yazık ki. Bazen ne kötü olurum bilsen. Bu akşam senin şerefine iyilerimi giydim.
''Çıkar üstündekileri, kurtul bu düzenden. olmaz Selim, çırılçıplak kalırım sonra. Tutunacak bir yer bulamam sonra. Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı. Tek tek koparılması kolay olan milyonlarca iplikle bağlı.''
Bu cümleleri okudukça insana Oğuz Atay'la sohbet etmenin nasıl bir his olabileceğini merak ettirir.
tutunamamanın, dışlanmanın, yalnızlığa itilmenin yada kabullenmenin gurununun birgün ayaklar altına alınıp olric'i ortalık malı yapanların olacağını, bunların tırnağı kırılınca hayata küsenler ve tutunamayan olmayı hakedeceğini sananların okuyacağını bilseydi, "hayatının romanını" yazmazdı belki de.
ne diyorsun bu işe desem, "adam olmadığı için, insanlığa vekalet ediyordum." derdin biliyorum oğuz abi.
zamanı gelmeden okunmaması gereken bir kitapdır zannımca. ben mesela bu kitabı 7 sene önce almıştım bu yaz 7 günde okuyup bitirdim. kitabın yaprakları sararmıştı artık.
çok büyük bir etki yapmadı bende. bildiğim, duyumsadığım şeylerdi yazılanlar. bu yorum kitabı kötü yapmıyor elbette ama belli bir yaştan sonra insan bir şeylerin farkında oluyor zaten.
tavsiyem odur ki dereyi geçerken okunmasın bu kitap. insan kendini kaptırırsa sonra ortalarda "abi tutunamadım şu hayata" diye gezen ergen sürüsü görüyoruz. olm daha yaşın santimin kadar anca var, neye tutunamadın be yavrum?
oğuz atayın yayımlamadan evvel, fikrini almak için yusuf atılgana bir nüshasını gönderdiği kitabının ismi.
rivayet odur ki yusuf atılgan ataya kitap hakkında geri dönmez ve yıllar sonra atayın cenazesinde atayın eşi pakize hanım yusuf atılgana rahmetlinin, kitap hakkında fikrini çok merak ettiğini ve cevap vermeyince çok üzüldüğünü belirtir. atılganın verdiği cevap düşündürücüdür;" bu kadar etkileyici ve güçlü bir roman hakkında ne söylesem eksik kalırdı.
--spoiler--
- Esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu, sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerin sanıp yaşarken, hepinize hayrandık. Sizler olmadan yaşayabileceğimizi blmiyorduk.
- Tarih bir tahriftem ibarettir. Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir, ama görülürken değil.
- Bir yerde söz biter: iki kişi karşılıklı kendini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler ble eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki aklın orada kalsın.
- Ben, balon muyum çocukları sevindirecek? Kimseyi sevindirecek halim yok.
- Sahte cennet, bu akşamki programını gururla sunar!
- Bu adamı dışarı çıkarın; çürümüş et kokuyor.
- Tevfik Fikret! Kış şiirleri söyle. Yüreğim kızdı. Kafam kızdı. Kar altında biçareler, soğuk düşünceler, ete değen çeliğin serinliği. Zavallı ruh! işlediğin günahlar ne kadar büyük ki gecenin bu saatinde dolaşıyorsun. Nereden gelip nereye gidiyorsun?
- Ey zavallı ruh. Nedir bu yaptığın rezalet? Nereye sığar? Görelim gel bu rezaletleri ve onları doğuran tembel arzuları ve karında yerleşen kafanın azdırdığı iştahları ve onunla birlikte teşebbüse geçen eli ve temizleyelim bu yaşamak için geldiğimiz dünyadan kalın arzuları. inceleri kalsın yalnız.
- Bunları düşünüp, karşılıklı oyunlar oynamakla harcadığımız enerjiyle kimbilir kaç tane elektrik santralı çalışırdı?
- Ne anlamsız bir yaşantı. Dolabın kapağında bir yazı: yangında ilk kurtarılacak eşya. Onu değil beni kurtarın.
- Bat dünya bat! Talih! iki gözün kör olsun da piyango bileti sat! Midem yanıyor: içkiden ilk kurtarılacak mide. Yangından ilk kurtarılacak ilk mide. Benim midem. Benim kalbim.
- Şimdi yanımda olsaydın, bütün bu meseleleri tartışsaydık. Birçok meseleyi askıda bırakıp gittin. Beni bıraktın bu makinenin çarkları arasında. Ben de dişlilere ceketimi kaptırdım. Eteğimin ucundan bağlandım bu düzene. Ceketi çıkarmadan olmaz. Ceket çıkarma talimatı da verilmedi daha. Çıkar üstündekileri, kurtul bu düzenden. Olmaz Selim: çırılçıplak kalırım sonra. Tutunacak yer bulamam sonra. Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı. Tek tek koparılması kolay olan milyonlarca iplikle bağlı. Kör talih!
- Yumuşakçalardan ve aynı zamanda kabuğu en sert olanlardan.
- Dinlendim. Güçlüyüm. Bedenimi önemsiz bir yaşantıya kaptırmakla aklımı korudum. Boşuna geçen zaman yoktur.
"Ucuz yaşantıların asıl kahramanı ucuz şövalye romanlarının nesli tükenmiş temsilcisi ben bunu nasıl yapacağım ? ucuz geçmişimi nasıl inkar edeceğim ? son aylarda kurmuş olduğumuz yumuşakçalar krallığının nimetlerini nasıl terk edeceğim ?" (s. 314)
"Mahkemede suçlu sandalyesine bilerek ya da işledikleri suçları bilmek zahmetine katlanacak kadar bile düşünmediklerinden bilmeyerek, eziyet eden, hor gören, aşağılayan, ihmal eden, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, ıstırabı paylaşmayan, insanlar arasına duvarlar çeken, küçümseyen, çaresiz bırakan, ( ) arkadaşlık dostluk sevgi ile uzatacakları sıcak bir elleri olmayanlar yani elsiz gözsüz akılsız kalpsiz ve kansız gerçek sakatlar yani onlar onlar onlar onlar onlar karşımıza oturacaklar. "(s.195-196)
"Beni bıraktın bu makinenin çarkları arasında ben de dişlilere ceketimi kaptırdım. Eteğimin ucundan bağlandım bu düzene. Ceketi çıkarmadan olmaz. Ceket çıkarma talimatı da verilmedi daha. Çıkar üstündekileri kurtul bu düzenden. Olmaz Selim: çırılçıplak kalırım sonra. Tutunacak bir yer bulamam sonra. Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı." (s.275)
"Artık onun için hepsinden önemli olan benden adımdan adımın güzelliğinden bahsederdi. Günseli Günseli seli seli Selim Selim derdi gülerdik evet içinden gelen bir coşkunlukla gülerdi güldürmek için beni neler yapmazdı aşk sanat okulunun birinci sınıfında bir öğrenciyim bana kafamdaki bütün güzellikleri birleştirmek için bildiğim bütün güzellikleri seninle yaşayabilmek için neler verdiğini bir bilsen derdi bunu başarabilecek miyim bütün okuduklarımı düşündüklerimi hissettiklerimi anlatmalıyım onların senin gözlerindeki yansımalarını bilmeliyim hayır hepsini yeni baştan okumalıyım düşünmeliyim senden önce ve senden sonra seninle neler oluyor onu bilmeliyim hayır hiçbir şey bilmemeliyim bilmek kelimesini sözlükten çıkarmalıyım satırların arasına sıkışıp aşka kapalı kaldığım devirlerde kaçırdığım güzellikleri yakalamalıyım evet kendime hesap sormalıyım evet geçmişte tek başıma güzelliğini hissedemediğim hayır hissettiğimi bilmediğim bütün yaşantımın içindeki birikimleri seninle senin güzelliğinle birleştirmeliyim evet onların da bir hikmeti vardı onlar da senin dışında yaşanmış değildi her şeyin birdenbire bir anlam kazanmasının büyüsünü sezmeliyim Allahım ne kadar çok işim var ben gidiyorum müsaadenizle sizi sevmek için eve gidiyorum gözlerime bakardı" (s.423)
Gerçekten de rahatsız oluyordu. diyor Esat. Aynı zamanda bütün yazarlar gibi olmak, bir anda hepsine birden benzemek onu yoruyordu. (s.358)
Hepsinin yer aldığı bir roman yazacağım ve burunlarından getireceğim.