tutunamayanlar

entry766 galeri20 ses1
    416.
  1. gelmiş geçmiş en boktan kitap. 4 yıldır okuyorum, hala 23. sayfadayım amk! böyle nalet kitap olmaz olsun!
    2 ...
  2. 415.
  3. 414.
  4. kitapla alakası olmayan uydurma sözlerle incitilen eserdir.

    bu konuda ekşi sözlükte açılmış bulunan "internette oğuz atay'a izafe edilen korkunç sözler" başlığının okunmasını oldukça yararlı buluyorum. o başlığı açan ve ısrarla tespitlerine devam eden arkadaşı tanımıyorum ama ona ulaşabilmek, ona şöyle sıkıca bir sarılabilmek isterdim. ne güzel insanmışsın sen.

    bütün bu saçmalıkları uydurma cüretini gösteren ........ varlıklarla, aynı havayı soluduğumu bilmek bile beni rahatsız ediyor. "Onlar"a ne diyeceğimi bilemiyorum.
    1 ...
  5. 413.
  6. oğuz atay' ın okuduğum, anladığım ustalık eseri.
    1 ...
  7. 412.
  8. bir aralar feysbuk ve tivitir gibi sitelerde herkesin alinti yapmasiyla gereksiz bir populeriteye ulasmasi beni uzmus olan kitap. herkes okusun bu kitabi herkes anlasin ama okumayan alintilar yapip her lafa olric karistirmasin kardes. basitlestirilip sakiz olacak kitap degil bu. bu kitabi sevmekten ote bir sey yasiyorum cunku bundan daha fazla begenecegim kitabin olmayacagina eminim. 2 yil once bir arkadasimin hunharca tavsiye etmesiyle okumustum hala arada acar okurum. cunku ben yazmisim gibi hissediyorum. kafamdan gecmis olan cumleleri okumustum bu kitapta ve okurken begeniyle karisik saskinlik yasamistim. her kitapta altini cizdigim cumleler olur, bu kitapta sayfalari isaretliyordum. neyse uzatmayayim bu boyle devam eder. cok seviyorum sozluk. degerini anlamayan biri alintlar yapinca kiskanmam bu yuzden.
    1 ...
  9. 411.
  10. hakan günday beyfendinin az adlı eserinde derda adlı erkek karakterin hayatının anlamı. kalbi sökülerek yerine konulan kitap.
    0 ...
  11. 410.
  12. daha etkili bir okuma yapabilmek için nurdan gürbilek hanımefendinin incelemelerinin de okunması gereken roman.
    1 ...
  13. 409.
  14. tutunmanıza yardımcı olabilecek kitaptır.
    okuyun, okutunuz.
    0 ...
  15. 408.
  16. 36 liradır 36 lira. okumayalım diye ellerinden geleni yapıyorlar herhal.
    2 ...
  17. 407.
  18. oğuz atay'ın başyapıtı - kaynak;

    ölmek bile, kendilerine böyle bir görev verilenlerin işidir. 31
    yazık; insanlar düşüncelerimize uygun biçimler almıyor. 32
    hayat, düşünceleri tutan bir hapishanedir. 32
    her yapıda, alttaki bir tabakada yapılan küçük bir hatayı bile, onun üstüne koyacağınız daha iyi tabakalarla örtemezsiniz. 44
    bazı günler konuşamazdı insan. 45
    belki, kendine bile, bir açıklama yapması gereksizdi. 45
    bu hayatın dışında sürekli hiçbir şey yapamayacağını anlar gibi oldu bir an için. 47
    ikimiz olduktan sonra, bütün bu hüzünler, sıcak bir yaklaşma için bahanedir... 48
    yazık ki erkekler, şımartıldıkları zaman nerede durmaları gerektiğini çoğu zaman bilemezler. kadının hatırlatmasıysa, utanç verici bir uyarmadır onlar için. ya da bazıları için öyledir. 48
    kendisine saygı duyulmasını istiyordum. 50
    kültür, sadece bazı isimleri hatırlamaktan ibaret değildir... kültür, bu isimleri yerli yerinde ve başka isimlerle münasebetini bilerek kullanmak demektir. 54
    halbuki vermesini bilmeyenler anlamayacaklardır. 61
    yalnız konuşulan kelimeler, konuşulan kelimeler. gerisi insana kalıyor. 64
    insanlar kendi söyledikleriyle ilgilidir çoğu zaman. 64
    dil, yaşayışımızın aynasıdır. 64
    napolyon gibi gururla söyleyebiliriz: 'bizim asaletimiz, bizimle başlar. 66
    ben kendime ihanet etmiyorum. 66
    elle tutulan şeylerle düşünebilir, elle tutulan şeyleri sevebilirsiniz yalnız. siz a ve b'den değil, üç erkek ve beş kadından anlarsınız ancak. 67
    sen, yalın düşüncelere alışıksın sadece. hayatın asıl tadı, gerçek tuzu olan ikinci dereceden bilinmeyen güzelliklerin farkında değilsin. 71
    gündelik işlerle uğraşamam ben. 72
    insan, kendini beğenmeden yaşayamaz. kendini beğenirse, diğer insanlar onun hayatını cehenneme çevirmeye çalışırlar. bunun için insan, hem kendini beğenmeli hem de beğenmemelidir. 74
    kötülükten ancak kötülük çıkar. bayağılık insan ruhunu öldürür. 76
    elbette, çok gelişmiş milletler, kötülükten de birşeyler çıkarıp, onu az gelişmiş milletlere ihrac etmek yolunu bilmektedirler. kötülüğü rasyonalize edip, ya da sanat eserlerinde dondurup, hayata ait bir canlılık bulmaktadırlar kötülükte. 76
    avrupalıların en büyük meziyeti, pratik yönlerinin kuvvetli oluşu ve türklerin, arapların ve çinlilerin birçok buluşunu kendilerine mal ederek kullanılır hale getirmeleridir. 78
    hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz. ahlak düşkünleri gibi doğru yoldan sapıyoruz. bütün kurtuluş yollarını kapıyoruz. 80
    bırak devam etsin rezil gidişim. 80
    bir de ne görsün: hayatta, bilmediği çeşitten acılar da var! 80
    hiçbir sınır tanımadığımı söylemek haksızlık olacaktır. 81
    artık seni daha iyi tanıyorum; daha önce bilmediğime yanıyorum. 81
    çok çatmamalıyım kaşlarımı, çok da gülmemeliyim: ikisi de zararlıymış. 84
    her zaman, birisi sizden önce davranır. oysa gelip geçici biridir bu. 87
    bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yaklaştıran? aramızdaki boşluğu nasıl doldurmalıyım? sen olmadan seninasıl öğrenmeliyim. 89
    başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. 94
    kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez. 94
    birleşecek kişiler önce birleşecek güçte olmalıdırlar; önce bu duruma gelmelidirler. 95
    kendi sorunlarını çözemeyen bir kişinin, kusurlarının acısını başkalarına çektirmeye hakkı yoktur. 95
    kişisel sorunları tek başına çözme eyilimini de gereksiz bir aşırılığa götürmemelidiri insan. 95
    keimeleri, daha önce, öyle kötü yerlerde kullanmış oluyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa. seslerin başka türlü bir dokunulmazlığı var. 110
    bir dostun varlığı güzel bir şeydir; fakat bir dosta ihtiyaç duymadan yaşayabilmektir önemli olan. 111
    iyi olamadık, bari kötü olalım, dediler. 154
    sonsuzluk da ölüm kadar ürkütücü bir gerçektir. sonsuzluk yalnız allah'ın dayanabileceği bir güçlüktür. 155
    benimle bir yerde, yanılıyor kişi; bu yeri ben de bilmiyorum. 187
    ben, ben diye tutturuyorum; yazdıklarımı okuyunca da utanıyorum kendimden. 189
    bütün büyük bireyler yalnızdır. 194
    oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaklardır. her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. 201
    hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir. 202
    zaten hiçbir zaman kelimelerin anlamını doğru dürüst bilemedim. 216
    kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. 225
    tarih bir tahriften ibarettir. tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bütün gördüğümüz bir rüyadır. bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir; ama görülürken değil. 231
    bir yerde söz biter: iki kişi karşılıklı kendini tekrarlamaya başlar. yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. hemen kaçacaksın ki aklın orada kalsın. 246
    yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. 254
    her şeyi duyuyoruz, hiçbir şeyi bilemiyoruz. 277
    kumarcı için her oyun birdir. 277
    insan, her şeyi göze aldığı bir anda hırsıyla başbaşa kalıyor. 282
    yapma: ezeli ve ebedi cevap. 282
    bazı duyguları ifade etmek ne kadar da zor. 284
    ne garip bir milletiz... bizi kim anlayacak? 295
    kimse kimsenin ne olduğunu bilemez. 296
    insanlar, yalnız kitaplarda şaşırırlar. 297
    insan kutsal yerlere bile bazen ne kadar hırsla girer. 304
    meselelerden kaçıyoruz. 318
    en yakın arkadaşlarımızdan olduk: açıklayamıyoruz. oblomov gibi geviş getiriyoruz hayallerle. 318
    değişmek, kendine yabancılaşmak demekti. 319
    ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? 321
    başkaları da birçok şeyler saklarla insanlardan: gene de bir şey kalmaz kendilerine. 322
    verdiğiyle kalır insan. 323
    bütün 'şey' ayrıntılarda değil midir zaten? 323
    ayrıntılarda ele vermez mi insan kendini? 323
    anlatamadığım bir 'şey' yüzünden kimseyi suçlayamam. içimdeki düzenle ilgiliydi huzursuzluğum. dışımdaki düzenle bir ilgisi yok. 324
    bazen, eksik karşılıklar da fazlaları kadar tehlikelidir. 325
    hiçbir şey yok olamaz durup dururken. 328
    beklenmedik hiçbir şey olmaz. hiçbir zaman beklenmedik bir olayla karşılaşmaz insan. olaylara rastlamamak için sen yolunu değiştirdin. 340
    boşuna geçen zaman yoktur. 341
    tabiat, sırlarını bakmasını bilene açıklarmış. 349
    yaşamaktan korkmazsak göreceğiz. 351
    cesareti yalnız kafamızda mı yaşayacağız? 357
    yüzde yüz saf olan bir şey kendinin aynıdır. 360
    hiçbir şeyi atamazdın: hepsinin birer hikmeti vardı. 363
    dokunduğun her şeye kendini koydun, içini verdin. acımadan her şeyi selim'likle doldurdun. 363
    her insanın kendine özgü düşünceleri gizli kalmalıydı: yalnız kendi bilmeliydi bunları. 367
    asıl ayrıntılara girmelisin. neyin önemli olduğunu bilemezsin. 368
    masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını farkedemiyorum. 370
    biliyorum, kitaplar da beni aamdan saymıyorlar. 371
    onları öfkeme layık bulmuyorum. öfkem bana ait bir şey. yakın hissetmediğim birine nasıl gösteririm onu. 371
    yaşamak, ölmek gibi değil. 379
    insanın içinden geçenlerdaha önemli değil mi? daha gerçek değil mi? 387
    önüne gelen nimetleri değerlendirmesini bilmeyenlerin, seni, senden başka türlü bir insan yapmak isteyenlerin arasına düşmüşsün. 387
    herkesin bir işi gücü var, bugüne kadar bellediğibir usul var. herkesin bir yataktan kalkışı, bir yemek yiyişi var. senden akıllıları var, senden yaşlıları var, senden tecrübeileri var. bu kadar adamın düşünemediğini sen mi buldun? 388
    yeni tanışmanın verdiği şaşkınlıktan olacak: değerini bilemedik o anların. 390
    ilk çekingenlikler ne kadar tatlıdır. oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır. bütün gücüyle büyüyü bozmak, buzları kırmak için uğraşır. 391
    hep önsözlerde kalıyorum. 393
    hayatım, hayatımın romanıdır. 398
    bir kere doğduk, yaşayacağız. 399
    yrıda kalan bir sözün peşinden kimse gitmiyordu. 403
    anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. 403
    susmak da konuşmak kadar tehlikeli oluyordu artık. dalgınlık suskunluğu artırıyordu. 407
    oysa, herkes anlatmak için birini arar. 445
    sahte olmaktansa yaşamamak iyidir turgut. 447
    doludizgin gitmek istiyordum. 447
    korkuyoruz. düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. insan olmaktan korkuyoruz. insana benzetirsek, onlara acımaktan korkuyoruz. işin içine bir kere acıma girerse, ondan bir daha kurtulamamaktan korkuyoruz. 453
    yeni sözler, yeni yaşantılar bulacağımı sanıyordum. 453
    yalnız istemesini biliyorsunuz. 454
    siz başlamayı bile göze alamadınız. 454
    yaşamak her gün girilen bir imtihan olursa buna kimse dayanamaz... 473
    beni birgün unutacaksan birgün bırakıp gideceksen boşuna yorma, boş yere mağaradan çıkarma, beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni... 473
    beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim... 473
    sonu gelmez benim gibiler için hiçbir şeyin sonu iyi gelmez. 473
    güneş girmeyen eve bizler gireriz benim gibi görünüşü zararsız olanları da vardır asıl onlar tehlikelidir insanı kalbinden sokarlar... 474
    beni tanıdığın kadarıyla seviyorsun bir bilsen bilmediklerinin yanında ne kadar az yer tutuyro... 495
    madem ki geldin bu dünyaya alışmalısın... 497
    insan çok kere şakaya getirip neler söyler neler... 498
    düşünmek, hayatı ne karmaşık bir biçime sokuyor. 553
    her gün açıklanamayanlar biraz daha artıyor. 553
    hayat tehlikelerle dolu. fakat yanlış yollardan her zaman dönülebilir. yeter ki insan, kendisine verilen fırsatı zamanında kullanabilsin. 554
    bazı durumları anlatmak ne kadar zor. 558
    dünya bir penceredir; her gelen öldü geçti. 558
    kaybettiğim bütün eski alışkanlıklarımın beni sardığını hissediyorum şimdi. 563
    insan bütün geçmişini, düşünme ve çağrışım alışkanlıklarını birkaç kilometrede atamıyor. 571
    oysa, bazı insanlar vardır; en çamurlu yerlerden bile kolalı beyaz gömleklerini ve açık renk pantolonlarını kirletmeden çıkarla. 572
    her zihniyetin bir dili var. 575
    kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır. kitaplar ve çiçekler özel bir itina isteyen varlıklardır. 576
    iyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir. 576
    yazarlar birbirlerini değil de yazmayı seviyorlar galiba. 578
    yaşarken, ne sıkıcı ve soluk insanlarla birlikte geçiriyoruz ömrümüzü. hiç olöazsa öldükten sonra, aralarında bulunmaktan zevk alacağımız insanlarla yaşasaydık. 579
    iyiyi kötüden ayırmasını öğrenmek istiyorum. uğraştı da beceremedi desinler. 580
    zararı yok, gülünç olalım. bir yere varalım da ne olursak olalım. 580
    ben, benim gibi olanlardan hiç hoşlanmamışımdır. 582
    henüz yerini nasıl dolduracağımızı bilemediğimizbir organ, bu para denen şey. 582
    aydınlardan başka hiçbir kalabalık kendi hakkında yazılan eserleri okuyacak sabrı gösteremez. 584
    alice'nin dünyasında kahramanlar bir konunun içinden çıkamayınca, hemen başka bir konuya geçerler. biz de öyle yapalım. 585
    öğrenmek istersen iyiyle fenayı, seyreyle bir kenardan yalan dünyayı. 585
    esen rüzgara göre biçim değiştiriyorum. 586
    insan gerçekten anlayamıyor; anlatabiliyor ancak. 587
    güldürmek isterken gülünç olmak. ancak benim başıma gelir böyle acıklı durumlar. 591
    bu ülkede zamanın nasıl geçtiğini anlamak için bir ölçü yok elimizde. 602
    neden bana yaşamasını öğretmediler?neden bana, bizden bu kadar gerisini sen bulup çıkaracaksın dedikleri zaman isyan etmedim? hayata atılmak gibi bir çılgınlığı nasıl yaptım? insanların dünyasına atılmayı nasıl göze aldım? 607
    meselelerin derinine inince beklemediğini bulamazsan yıkılırsın. 608
    bana yaşamasını öğretmediler. daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler. 611
    insan, kendi bulurmuş doğru yolu. 611
    montaigne, kötü davranışlardan, istemediğiniz için kaçının, diyor; beceremediğiniz için değil. 612
    yalnız bir kere yaşanıyormuş. 614
    tolstoy, düşündüklerinizi yazmaya değer bulmuyorsanız yazmayın, diyor. 618
    ölüme doğru bile insan çekingen ve tedbirli oluyor. 625
    en kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. 626
    çıkarını düşünen insan, fakir de olsa, aynı derecede kötüdür. 628
    birçok insan uzaktan bile sevimli değil. 628
    yıllardır, çocukluğumdan beni büyüleyen kitapları, dergilerdeki yazıları yeniden gözden geçirmedim; buna cesaret edemedim. eski büyünün bozulacağından korktum. 646
    düğümler, istenildiği anda çözülmüyor. bir söylemekle açılmıyor kapılar. 667
    yenilginin bile tadına varamıyor insan. bütünüyle teslim olmanın keyfini süremiyor. 667
    öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar: kapının ortasındaki küçük pencereden bakıp da kim o demeseler. sonra hemen içeri alsalar beni. ben anlatmak istesem bile, hemen sustursalar: biz her şeyi biliyoruz. 667
    sizin de hürriyetiniz, başkalarının hürriyetinin başladığı yerde mi bitiyor? 668
    her zaman olduğu gibi dışında kalıyorum düzenin. bu benim kaderim. 668
    herkes görünüşünü koruyor. isteklerini dışa vurmuyor. öyle alışmışlar. kendilerini öyle alıştıranlara da kimse karşı çıkmıyor; bir bildikleri vardır elbette. 669
    geri istiyorum hapsettiğiniz duygularımı, düşüncelerimi. 670
    hiç bitmeyecek yarım yamalak yaşantıların özlemi var içimde. 684
    insanın, kendisi gibi olmak istemediği zamanlar da varmış. 689
    benim değişme gücüme kimse inanmadı. sonunda ben de inanmadım. işte can sıkıcı biri oldum sonunda gerçekten. 689
    belki de, bana verilmeyen bir görevi, aptalca bir heyecanla ortaya atılarak yüklenmek zorunda kaldım. 692
    anlamak başka şey, kabul etmek başka. 709
    kitabın -ya da notların - anlattığı hikaye dışında, bir insan gibi ayrı bir macerası var bence. 717
    bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor.

    http://nazferniba.net/ede...t/kitap/kktutunamayan.htm
    7 ...
  19. 406.
  20. cogu kimselerin anlamayip balon diye niitelendirdigi, icinden tek bir cumleyi bile anlayabilmis insanlarin da bas ucu kitabi yaptigi saheserdir. kolay degildir tutunamayanlari okumak. her bunye kaldirmaz. agir gelir. on alistirma olarak aylak adam in okunmasi gerekir.
    5 ...
  21. 405.
  22. balondur.
    öyle aman aman bir kitap, başucu romanı, şahane bir eser, insana yeni ufuklar açan bir kitap değildir.
    bir adamın ölen arkadaşına duyduğu özlem ve sevgi, alışılmışın dışında şizofrenk bir dille ele alınmaktadır.
    kitapta kopukluklar olmakta, kafanız iyice karışmakta, diyalogların kimler arasında geçtiği dahi karışmakta. bu yüzden okuduğunuzdan hiçbir şey anlamayacaksınız. hatta ilk 100 sayfasına gelmeniz belki de günler sürecek sırf bu karmaşadan dolayı. ancak bitirdiğinizde diyeceğiniz şey "nasıl yav? bu kitap nasıl herkesin başucu kitabıymış? neresini anlamışlar da başucu kitabı olmuş bu kitap? neresi 'adeta bir şaheser!'miş bu kitabın?" diyip sinirlenecek ve elinizdeki kitabı yerlere atmak isteyeceksiniz. ama bunu yapmak istemenizdeki amaç buna "şahane!" diyenlerin canlarını yakmak için olacak. ama nihayetinde kitaplara-isterse böyle balon kitaplar olsun- değer verdiğiniz için yapamayacaksınız.

    siz siz olun, tavsiyelere kendinizi kaptırmayın. sonra böyle hüsranla sonuçlanıyor.

    not: neredeyse sayısız kitap okudum. neyin mükemmel kiap olabileceğini biliyorum en azından. "ah, bu cahil, ca(ğ)nım şaheseri mi kötülemiş?! al sana eksiyi, embesil!" diyip de kendinizi yormayın.
    4 ...
  23. 404.
  24. Turk edebiyati'nin magnum opus'u. Totalde uc kez okumaya tesebbus edip birinde basarili oldum. Bu kitabi anlamlandirabilmek icin, basucu kitabi yapabilmek icin bazi konularda pismek gerekiyormus cunku. Sirf populer diye okumaya kalkarsaniz 250. sayfada birakmaniz muhtemel. Ilk 250 sayfa tamamen sabirla ilerliyor zaten. Ozellikle Oguz Atay okumaya Tutunamayanlar'dan baslamissaniz ve dilini bilmiyorsaniz, o 250 sayfa tamamiyla iskencedir. Ha o aralarda inanilmaz aforizmalar var, siklikla altini cizersiniz ama kitap hicbir sekilde akmaz. Sonrasinda kitapla butunlesirsiniz zaten. Eger gercek bir "tutunamayan" gibi hissettiginiz bir donemdeyseniz ozellikle, sizofreni belirtileri bile gorulmeye baslar. Gunluk hayatta Olric'le konusuyor gibi hissedebilirsiniz abartip.
    Bir de facebookta dilden dile dolasan, kitabin varligindan habersiz Olric hayranlarinin paylastigi sozler kitaptan cok uzak. Kitabi okurken farkedeceksiniz, "aaa ben bunu facebookta okumustum" dediginiz sozlerin facebookta okudugunuz sozlerle alakasi yoktur. Kitapta okumak lazimdir. Selim'i Olric'I Turgutcugum Ozben'i tanimadan hicbir sey ifade etmez bunlar. Yani kitabin populerligi sizi yaniltmasin. Gunumuz bestseller'lariyla kiyaslanamaz bile.
    "Gercek bir 'tutunamayan' olarak hissettiginiz bir donemde mutlaka okuyunuz, sabirla efenim.
    2 ...
  25. 403.
  26. 402.
  27. '' Önce kelime vardı '' diye başlıyor Yohanna' ya göre incil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık... Kelimenin bittiği yerden başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.
    2 ...
  28. 401.
  29. çok değişik bir kitap. 75 sayfa hiç noktalama işareti olmayan bölüm bile büyük bir ilgiyle okunabiliyor. 724 sayfanın içinde altını çizdiğim bölümleri buraya yazmak isterdim ama üşeniyorum. bundan sonra foucault sarkacı'na başlayıp kombo yapacağım.
    3 ...
  30. 400.
  31. okumasi gercekten cok zor olan kitap. en azindan ilk ucyuz sayfa cok sabirli olmaniz lazim, alistiktan sonra ise hizli bir sekilde akip gidiyor. su anda dortyuzuncu sayfadayim ve hedefim haftasonuna kadar bitirmek. su ana kadar en cok begendigim kisim ise "kopegin hikayesi" oldu.

    --spoiler--
    "baktim toplanmislar, homurdanip duruyorlar. daha hirslari gecmemis. cavus ortalarinda. belden yukarisi ciplak: karninin ustune bir kucuk kopek dayamis. bu kopegin hikayesi de ayri bir vahset. kasabadan yola cikarken cavusun kucaginda bir kopek. guldum: 'hirsiz gelirse bundan mi korkacak selman? 'yok, bey' dedi. 'dag basi bu. belli olmaz: insan ac kalir. yemek icin sakliyorum bu kopegi.' boyle adamlar iste...

    --spoiler--
    3 ...
  32. 399.
  33. --spoiler--
    Kutu gibi bir eve yerleşiyoruz seninle kendi yağımızda kavruluyoruz tencerenin dibini tutmadan pişiyoruz kendi zevkimize göre düşüyoruz her tarafı tavana kadar aplikler dört bir yanı sarıyor tavandan sarkan lamba tam yemek masasının üstüne isabet ediyor kendi başımızın çaresine bakıyoruz kendi bacağımızdan asılıyoruz yatak odasına güllü perdeler asıyoruz ben çarşıdan patlıcan alıyorum sen ortalığa bakıyorsun resmini dairemde masamın üstüne koyuyorum sen de resmimi tuvaletinin üstüne yerleştiriyorsun yatağımızın yanında kitaplarımız duruyor senin komodinin üstünde seninkiler duruyor benim komodinim üstünde benimkiler duruyor ışıklarımız da gece lambalarımız da ayrı fakat kalplerimiz bir çarpıyor sen dört ben altı sayfa okuyunca uykumuz geliyor aynı anda birbirimize doğru dönüyoruz öpüşüyoruz aynı anda Fransızlar gibi iyi geceler diliyoruz Amerikanlar gibi birbirimize arkamızı dönüyoruz sabaha tekrar buluşmak üzere ayrılıyoruz büfenin üstüne hiçbir şey koymuyoruz radyonun üstüne hiçbir şey koymuyoruz çünkü diğer küçük burjuvalar gibi görmemiş değiliz onlardan farkımızı biliyoruz gene de söylemiyoruz birbirimize bilmiyormuş gibi yapıyoruz sehpa örtüsü de kullanmıyoruz ama bunları hesaplayarak değil içimizden öyle geldiği için yapıyoruz onlardan farkımızı belirtmeye tenezzül etmiyoruz mutfaktaki kavanozların üstünde tuzbiberşekerkahve yazmıyor nedense öyle kavanozları almak gelmiyor içimizden yolda yürürken sanki o anda aklımıza gelmiş gibi bir dükkana girip sana bir ayakkabı alıveriyoruz akşam ben kapıdan içeri girer girmez öpüşmüyoruz 5 dakika sonra öpüşüyoruz her gün ayrı bir zamanda öpüşüyoruz ne zaman ne yapacağımız belli olmuyor serseri bir küçük burjuva ailesiyiz ne kabul günümüz var ne de belirli toplanma günlerimiz dedikodu da yapmıyoruz yemekten sonra koltuklarımıza oturuyoruz öyle kimsenin belli bir koltuğu yok kim ne bulursa onun üstüne oturuyor kimseyi çekiştirmiyoruz saat on ikiye yaklaştığı halde yarın erken kalkacaksın yatsan iyi olur demiyorsun bana başıboş bir hayat sürüyoruz ben her sabah daireye gidiyorum fakat nasıl oluyorsa gidişim kimsenin gidişine benzemiyor serseri bir memurum evden durağa tam bir sokak serserisi gibi yürüyorum ne otobüse binişimde ne biletçiye para uzatışımda ne dairede masamın başında oturuşumda hiçbirinde beylik bir durum yok olamıyor istesek de burjuvalaşamıyoruz onlar gibi düşünemiyoruz yatakta birbirimize şiirler okuyoruz kitapları tartışıyoruz dünya umrumuzda değil anahtarı paspasın altına koymuyoruz kaç kere içeride unuttuk da çilingir getirmek gerekti hesabımızı bilmiyoruz paramız olduğu halde ayın sonunu getiremiyoruz Avrupa gezileri için para biriktiremiyoruz çocuklarımız oluyor üst üste istediğimizden değil istemediğimizden de değil tedbir de almıyoruz olmasın diye doktora falan da gitmiyoruz bununla uğraşacak değiliz ya hiçbir şeyimizi beğenmiyor dostlarımız bize öğütler veriyorlar ne onlara ne de büyüklerimize aldırıyoruz kayınpederlerimize kaynanalarımıza saygıda kusur ediyoruz çocukların terbiyelerini bozuyorlar onları şımartıyorlar diye üzülmüyoruz eğitimleriyle de uğraşmıyoruz üstünkörü bir terbiye veriyoruz akşamları derslerine çalıştırmıyoruz okula gidip öğretmenleriyle konuşmuyoruz hangi biriyle uğraşalım tam altı tane tam
    --spoiler--

    mükemmel bir birliktelik tasviri içeren kitap.
    3 ...
  34. 398.
  35. dün alıp bugün başladığım kitap.
    2 ...
  36. 397.
  37. içimde tuhaf alışılmadık bir huzur var. her akşam iş çıkışında geçtiğim caddelerde gördüğüm yüzler bir başka bu akşam. herkes ben dahil mutlu. belki uzun yorucu bir işin sonuna gelmiş olmak, amansız bir hastalığın ölen son hücresiyle hayata yeniden başlamak, sevdiğimiz insanın bizi sevmesi, tuttuğumuz takımın galip gelmesi, sevdiğimiz yazarın yeni kitabının çıkmasına iki gün kalması, ruhumuzu okşayan bir müzik…
    geç saatlerde metroda pek insan olmaz, benim gibi işinden geç çıkan insanlar, belki arkadaşlarıyla biraz eğlenip eve geç kalmamak için son otobüse yetişmeye çalışanlar vardır.
    metro hareket ettiğinde kitabımı çıkarmış tuhaf âlemlerde yüzüyordum. sonra yanımdaki genç kız çantasından yıpranmış bir tutunamayanlar çıkardı. gözlerimi kendi kitabımdan alıp kızın yüzünde biraz dinlendirdikten sonra elindeki tutunamayanlarda sabitledim. fark etti. ne düşündü acaba? elindeki kitabın benim hayatımı değiştirdiğini, en derin hüzünlerimin ve en uç sevinçlerimin kaynağı olduğunu biliyor muydu? kitabımı kapayıp çantama koydum. henüz kitabın başlarındaydı. doksan altıncı sayfa. kitabın sırtındaki numaradan bir kütüphaneden aldığını anladım. daha önce onlarca kez okunmuş, cümlelerinin altı çizilmiş, sayfaları bükülmüş, hatta yer yer yemek lekelerinin bulunduğu bir kitaptı. heyecanlanmıştım. bu muydu bu akşamki mutluluk sanrımın sebebi?
    istasyonları bir bir geçerken kızın kulağındaki kulaklık dikkatimi çekti, dikkatlice kulak kabarttığımda hiçte hafif olmayan bir müzik çalıyordu. sinirlendim. hem zaten kitabı sıkılarak, istemeye istemeye okuyordu, sürekli şarkı değiştiriyordu elindeki telefondan. zorla mı okutuyorlardı. kim niye yapsındı bunu. turgut, selim, süleyman kargı, günseli en çokta olric, onlarda sıkılıyorlar mıydı şu kızcağızın elinde. hâlbuki ne sevinmiştim o kitabın çantadan çıkarılıp açılışına. neredeyse alkışlayıp sarılacaktım. ne yani şimdi bu kız sıkılıyor muydu? yüzüne baktım ne bir acı, ne bir tebessüm. belli ki kulağındaki müzik daha ilgi çekiciydi. hiç utanmıyordu üstelik. elindeki cümlelerin ağırlığından o kadar habersizdi ki. çekilen acıya o kadar yabancıydı ki içinde olduğu girdabın farkında bile değildi. arada bir kitabı kapayıp müziği değiştirmesine daha fazla dayanamadım. yavaşça; siz ne yapmaya çalışıyorsunuz dedim. gözlerini bana çevirip kulaklığını çıkardı. buyurun anlamadım der gibi baktı. duymazsın tabi, o müziği bir kapat hele dedim. (içimden)… yo sizde demedim dedim. terlemiştim ve gözüm seğiriyordu. şaşkın bir surat ifadesiyle tekrar kulaklığını takıp tutunamayanları okumaya başladı. artık dayanamıyordum. o kadar sıkılıyordu ki, sıkıntısını gözümle görebiliyordum. belli ki ödevdi bu kitap. ah şu kitabı ödev diye okutan hocalar tez elden kızılay meydanında sallandırılmalı ki ibret olsun. baktım metro son istasyondan önceki istasyona girmek üzere, hazırlandım. kapı açılır açılmaz kızın elinden kitabı kapıp çıktım metrodan. kısa bir çığlık attı kız ama peşimden gelmedi. niye gelsin, kurtarmıştım onu. kitap elimde çıktım istasyondan. gittim bir banka oturdum, rastgele bir sayfa açıp okumaya başladım. içimde metroya binmeden önce hissettiğim huzur vardı, bir hastalıktan kurtulmuşum da hayata yeniden daha bir şevkle başlamışım gibi…
    1 ...
  38. 396.
  39. simgeleşmiş bir kitap örneğidir.

    benim tutunamayanlar’ı okumaya karar verişim, her yerde kitap hakkında çıkan yorumları ve anekdotları görmemle başladı. öncelikle kitap hakkındaki yorumları okudum. herkesin vay hayatımı değiştirdi, yok şöyle en güzel kitap, vay böyle türk edebiyatının en iyi kitabı tarzı yorumlarından da gaza gelerek kitabı okumaya başladım. kitap modern yaşamın içinde kişinin yaşadığı yalnızlığı ve kayboluşu anlatıyor (postmodernizm ile). şimdi reyis amca bu postmodernizm de ne dersek, aslında postmodernizm; kısaca, kabaca ve en boktan tabiriyle, insanın içinde yaşadığı dünyayı gerçek dünya imiş gibi yansıtması ve yaşamasıdır (kendince). dolayısı ile gerçek yaşamdan bir hayli uzaktır da. sadece verilen mesaj ve anlatılan (anlatılmak istenen) gerçektir. bu kitapta da dediklerim geçerli. kitap gerçekten insanı etkiliyor ve psikolojik betimlemeleri çok iyi ve çok ağır aslında. ama bu kitabın, hayatımı değiştirdi diyecek kadar ciddi bir yorum yaptırmasını çok saçma buluyorum. bu kitap ancak ve ancak kendisini, insanlara yalnızlık psikolojisi içinde gösteren, bu psikolojiyi seven ve her zaman kendisini bu psikolojiye iten insanların hayatını değiştirebilir gibi geliyor bana. ve bu değişimin süresi gece kapıya sırtını dönüp duvara bakarken uyuya kaldıktan sonra sabah uyanana kadar sürer en fazla. çünkü bu kitap için hayatımı değiştirdi tarzı ciddi yorum yapabilecek insanlar zaten her şeyden etkilenip, bu durumlara göre hayatına yön vermeye çalıştıktan sonra başarısız olan insanlardır. en fazla bürünecekleri şey bir melankoli havasıdır ki, bu durumu da kendilerine yenik düşüp anında ezerler. ya da (selim işık’tan gaza gelen turgut özben gibi) büyük kitaplıklara bakıp, bütün kitapları okumaya karar verirler aniden. ne yazık ki bu da, en fazla uyumadan önce okunan ve hemen uyku getiren kitaplar gibidir. en fazla 11. sayfaya kadar sürer. gel gelelim kitabın başından sonuna kadar bir gizem havasında olan olric’e. olric kitabın baş kahramanlarından olan turgut özben’in hayalinde yarattığı ve çeliştiği(sözde) bir hayal ürünü. ve kitabı okuduktan sonra şunu fark ettim ki, olric ile ilgili bir yazı veya bir anekdot paylaşan kişilerin en az %90’ı bu kitabı okumamış olup dahası olric hakkında ve de kitap hakkından en ufak bir bilgisi bile olmayan insanlar. hatta hiç kitapta olmayan ve olric’in söylemediği şeyleri olric söylemiş gibi gösteren insanlar bile var. bu durum kitabı okuyup saçma sapan triplere girmekten bile daha kötü gerçekten. bu da bizim kişilik manasında nasıl bireyler olduğumuzu açıklıyor. ve bütün bunları yapmak bile bir beklentinin ürünü.
    2 ...
  40. 395.
  41. bazen hiç bir sik anlamadığınız bazen de tek bir cümleyle bütün hikayeyi kavradığınız oğuz atay eseridir. bir insan bunu nasıl yazar ki arkadaş. sanki 15 kişi bir araya gelmişte öyle yazmış. okumayın efendim. ben önermiyorum. o şeref bizde kalsın.
    4 ...
  42. 394.
  43. "duygulanır gülümserdi beni yıkın artık günseli
    derdi üstünüze çökmeden yıkın beni yerime cam mozaik
    cepheli bir apartman yaptırırsınız size iki daire on bin lira
    da para verirler geçinir gidersiniz çok beklemeyin sonra üstümden
    yol geçirirler belediyeden metelik alamazsınız fena
    mı iki daire birinde oturursunuz birini kiraya verirsiniz üst
    katımda oturun alt katımı kiraya verin sağlığımda bir işe
    yaramadım hiç olmazsa enkazımdan birşeyler kazanırsınız
    eski bir ahşap ev olmak hoşuma giderdi yıkıcıya verirsiniz
    kalıntılarımı derdi oradan da birkaç kuruş geçer elinize
    adamlar gelirler kapılarımı camlarımı tahtalarımı birer birer
    sökerler tuğlalarım bile işe yarar işe yaramayan kısımlarımı
    da bir kamyona koyar götürürler o kısımlarım bile bir işe
    yarar bir çukuru doldurur sonra bir dozer gelir bir düzeltir
    al sana yeni bir arsa sağlığımda iyi kötü taraflarımı yıkıcıların
    yaptığı gibi ayıklayabilseydin belki içimde oturulabilirdi
    fakat masrafa değmez hangi tarafımı tamir ettireceksiniz yıkıp
    yeniden yapmak daha ucuza gelir"
    (syf 527)
    2 ...
  44. 393.
  45. okuyanların yarısının bir halt anlamadığından emin olduğum deneysel bir yapıt.

    bu kitap yazıldığı dönemde çok eleştiri almış, gerek okuyucular gerekse eleştirmenler tarafından kabul görmemiştir. e bu ülkenin kültür seviyesi belliyken ne değişti de eleştirmenlerin bile burun kıvırdıkları kitap herkes tarafından bu kadar anlaşılıp sevildi.
    bu kitap bir mihenk taşıdır türk edebiyatı için. o zamana kadar kullanılan anlatım tekniğinin dışına çıkılmış ve çok katmanlı bir yapıda yazılmış ilk kitaptır. dolayısıyla üzerinden 100 yılda geçse bu özelliğinden dolayı ayrı bir yeri hep olacaktır edebiyat tarihimizde, ama bu kitap kesinlikle türk edebiyatının en iyi kitabı filan değildir. dediğim gibi deneysel bir kitaptır, oğuz atay' ın ilk denemesidir. okuyucularından bazıları için özel olmasını, dolayısıyla türk edebiyatının en iyi kitabı olarak gösterilmesini saygıyla karşılarım ve anlarım, ama her okuyan mı en iyi kitap der arkadaş ya? orhan pamuk, ''ermeniler katledildi'' dedi diye nobel aldı cümlesini dillrine pelesenk edenler gelmişler bana tutunamayanları anlatıp övüyorlar filan. sen tutunamayanlar' ı anlayacak bir adam olsaydın orhan pamuk' un neden nobel aldığını da anlardın. orhan pamuk, oğuz atay' ın tutunamayanlar ile başlattığı dönemi bir üst noktaya taşımıştır. bu teknikte türk romancılar içinde nirvanaya ulaşmış bir adamdır orhan pamuk.
    o yüzden hiç boşuna kendinizi kandırmayın. tutunamayanlar kitabı öyle müzik eşliğinde, kafede filan okunarak anlaşılacak, çözümlenecek bir kitap değildir. kaldı ki bir kitabı iyi yapan şey de altı çizilecek cümle sayısının fazlalığı değildir. paulo coelho kitaplarına bayılan biri -hiç kusura bakmasın ama- bir bok anlamaz tutunamayanlardan. orhan pamuk, oğuz atay gibi adamları anlamak için bir birikim gerekir.
    ne oğuz atay' ı, ne orhan pamuk' u ne de tutunamayanlar' ı burada yazacağım birkaç cümle ile anlatmam mümkün değil zaten. sadece referans olması amacıyla bir isim önerebilirim size. onu bir okuyun ve sonra karar verin bu kadar insanın tutunamayanlar hayranı olup olmayacağına.

    (bkz: yıldız ecevit)
    3 ...
  46. 392.
  47. kesinlikle oğuz atay'ın bizzat kendi. "tehlikeli oyunlar"da da kendinden izler bulmak mümkün ama, bu kitap alenen kendisi. bütün karakterleriyle üstelik. tutunamayanlar'ı okuyun, bi de diğer oğuz atay kitaplarını, "bir bilim adamının romanı" dahil. ne demek istediğimi anlayacaksınız. bu kitap bambaşka bi kafayla yazılmış, yazarın kendi kafasıyla.

    edit: ahmet altan'ın "tehlikeli masalları" ile karıştırmışım. doğrusu "tehlikeli oyunlar". uyarı için kucuk istavritin oykusu'ne teşekürler. ödeştik.
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük