benim tutunamayanları okumaya karar verişim, her yerde kitap hakkında çıkan yorumları ve anekdotları görmemle başladı. öncelikle kitap hakkındaki yorumları okudum. herkesin vay hayatımı değiştirdi, yok şöyle en güzel kitap, vay böyle türk edebiyatının en iyi kitabı tarzı yorumlarından da gaza gelerek kitabı okumaya başladım. kitap modern yaşamın içinde kişinin yaşadığı yalnızlığı ve kayboluşu anlatıyor (postmodernizm ile). şimdi reyis amca bu postmodernizm de ne dersek, aslında postmodernizm; kısaca, kabaca ve en boktan tabiriyle, insanın içinde yaşadığı dünyayı gerçek dünya imiş gibi yansıtması ve yaşamasıdır (kendince). dolayısı ile gerçek yaşamdan bir hayli uzaktır da. sadece verilen mesaj ve anlatılan (anlatılmak istenen) gerçektir. bu kitapta da dediklerim geçerli. kitap gerçekten insanı etkiliyor ve psikolojik betimlemeleri çok iyi ve çok ağır aslında. ama bu kitabın, hayatımı değiştirdi diyecek kadar ciddi bir yorum yaptırmasını çok saçma buluyorum. bu kitap ancak ve ancak kendisini, insanlara yalnızlık psikolojisi içinde gösteren, bu psikolojiyi seven ve her zaman kendisini bu psikolojiye iten insanların hayatını değiştirebilir gibi geliyor bana. ve bu değişimin süresi gece kapıya sırtını dönüp duvara bakarken uyuya kaldıktan sonra sabah uyanana kadar sürer en fazla. çünkü bu kitap için hayatımı değiştirdi tarzı ciddi yorum yapabilecek insanlar zaten her şeyden etkilenip, bu durumlara göre hayatına yön vermeye çalıştıktan sonra başarısız olan insanlardır. en fazla bürünecekleri şey bir melankoli havasıdır ki, bu durumu da kendilerine yenik düşüp anında ezerler. ya da (selim işıktan gaza gelen turgut özben gibi) büyük kitaplıklara bakıp, bütün kitapları okumaya karar verirler aniden. ne yazık ki bu da, en fazla uyumadan önce okunan ve hemen uyku getiren kitaplar gibidir. en fazla 11. sayfaya kadar sürer. gel gelelim kitabın başından sonuna kadar bir gizem havasında olan olrice. olric kitabın baş kahramanlarından olan turgut özbenin hayalinde yarattığı ve çeliştiği(sözde) bir hayal ürünü. ve kitabı okuduktan sonra şunu fark ettim ki, olric ile ilgili bir yazı veya bir anekdot paylaşan kişilerin en az %90ı bu kitabı okumamış olup dahası olric hakkında ve de kitap hakkından en ufak bir bilgisi bile olmayan insanlar. hatta hiç kitapta olmayan ve olricin söylemediği şeyleri olric söylemiş gibi gösteren insanlar bile var. bu durum kitabı okuyup saçma sapan triplere girmekten bile daha kötü gerçekten. bu da bizim kişilik manasında nasıl bireyler olduğumuzu açıklıyor. ve bütün bunları yapmak bile bir beklentinin ürünü.