"şimdi biz haberi nerden verelim derseniz
solgun ama aydınlık olanlardan
bir taraf olanlardan
söğütlerden de olur, kavaklardan da
ve çamlardan
yırtılıp giden adamlardan
ve durup duran adamlardan
içerden, dışardan türkiyeden, almanyadan
ve solgun ama aydınlık olanlardan
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
leyla ile Mecnun'u çok severim ve tabi ki Turgut Uyar'ın dizelerini de. amma ve lakin şunu söylemek isterim ki leyla ile Mecnun'un bağzı ** ergen izleyicileri tarafından twitter da facebook da ayak altı edilmiştir.
"Bütün pencerelerde bekleyen benim,
Ve
O çalmayan bütün telefonlarda,
Aylardır konuşan da.
Kabul.
Bir kez yolda karşılaşalım,
Onunla da avunacağım.
Adımı sesince duymaktan vazgeçtim,
Sesini duysam, susacağım.
Yel esiyor ama
değirmen dönmüyor.
Kuraklık bu,
adın ekmeğe dönüşmüyor.
Acının tarihi şiirine son dönemde sıkı sıkıya sarıldığım şair.
kalın ve karanlık bir çatı merdiveni gibi
giderilmez eksikliğini tanırım onun
suyun bardakta duruşu gibi
bir öfke usul usul büyürken kuytuda
yemyeşil bir çayır görünümündedir
haziran ortasında bir gümüş lüfer
büyülü bir fotoğraf bir gümüş çerçevede
ve evinde hemen hazır bir silâh
böyle kargaşalı günler döneminde
beşer onar koparılan bir takvim sanki
bahara
bunlar güzel şeyler biliyorum
herkes de biliyor kuşkusuz
ama ne kadar güzel ne kadar güzel
serçenin kış günü yemidir
alnı akıtmalı bir atla düğüne gitmek
ayışığı penceresi, bir güzel insan sesi
ama ne kadar güzel
kırda bir oğlak kadar
kışlada bir türkü kadar
rüzgârda kuruyan tülbent kadar
oysa gece tam yarısıdır bir günün
ve daha güçlüdür gündüzden
ben şimdi diyorum ki bir bak şu alanlara
sokaklara köprülere kiremiksiz damlara
taşlara sopalara amanvermez silâhlara
şehir haritasına trafik lâmbasına kan içinde adamlara
kan içinde adamlara
kan umutsuzluktur
ona kendini hazırla
ne kadar yalnız olduğumuzu hep hatırla
açlıkları yoklukları kırımları
-örneğin sensiz olmak ömrümün bir akşamında-
bir bölgeden birine giden orduları uçaklarla
yalanlar ihanetler karmakarışık limanlar
iki şeyin apansız karşı karşıya geldiği dünyada
ben şimdi diyorum ki
buna inanmak gerek
bir susam gibi boyuna sulamak umutsuzluğu
ve direnmek
hep direnmek devam etmek adına
diyorum ki acılığı eksilmesin ağzımızdan
boyuna tükürmek için
boyuna
dünya üzerindeki en lüzumsuz millet olan amerikalıların da dediği gibi "imeyjın" olayında mahir olan gönlü güzel abimiz. mısraları okumaya başladığınız anda şiirin dünyasına girer nesnelere dokunursunuz. hem ne de güzel demiş " düşünüyorum da biz, büyüyerek çocukluk etmişiz."
not: küçücük de olsa politik göndermemi yaptım. şimdi biraz daha rahatım.
Her akşama ayrı bir sabah giyinen şair ama insan... behzat özen veya berkin elvan için kaleme aldığını düşünülen o kadar çok şiiri vardır ki, bilseniz şair olursunuz. işte biri...
Benim bir sevincim var yüzün artık akşam
Bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam
Kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok
Ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam
Bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz
Doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam
Ey Çavlan, bitmeyen temmuz güneşi, ey aslan
Silkin, sakla harmanını, çocuğunu sakla
Ey aslan, suya kaptır kendini ellerin sanki yok
Bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam
Sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil
Bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam