turgut uyar

entry1190 galeri92 ses1
    473.
  1. sana bir türkü söyleyeyim
    güzel olmasın gerçek olsun

    '' turgut uyar'ın dizeleriyiz! ''
    1 ...
  2. 474.
  3. lise seviyesinde olan, şairliği yılmaz özdil'in yazarlığı seviyesindeki vasat sol bek.

    şaka şaka, on numara şair. okuyunuz efendim.
    2 ...
  4. 475.
  5. Biliyor musun
    Aşk şiiri yazmaktan bıktım
    Bir gün şöyle bir baktım
    Yazdığım bütün şiirler öyle
    Bir sarsılma, nedir bu
    Bir otuz aşk şiiri daha
    Kendimi hiç suçlamadım

    Peki o zaman ben neden
    Dereceler sokayım koltuğumun altına
    Ateşim varsa zaten
    Ey gözleri maden
    Çünkü aşk bir suçlamadır

    Sonuna kadar yaşanmamışsa
    Bir bardak birada yeni bir deniz
    Ve yağmur
    Eski bir denizde yeni bir ada
    Yaşanmamışsa

    Sözgelimi Galata'dan Afrika'ya gidiyordum
    Korsanları kralları ve bazı ülkeleri
    Ve bütün madenleri
    Ve kendi sonumu
    iyi görmüyordum sonunda
    Her türlü madeni
    Elimde bir sürü kağıtla
    Hazırladım kendimi
    1 ...
  6. 476.
  7. ikinci yenicilerde yer almasına rağmen bence çok fazla sürreyalizme sürüklenmemiştir. anlamdan uzaklaşmaz, aksine anlamı derinleştirir. aşkların, memleketlerin adamıdır. okuyunuz, okutturunuz efenim.
    0 ...
  8. 477.
  9. --spoiler--
    Nedir bir türlü sırrını anlamadık,
    Kimdir bizimle böyle şaka ediyor,
    Hangi cebini karıştırsan yalnızlık.
    --spoiler--
    0 ...
  10. 478.
  11. göğe bakma durağı şiiriyle içime işleyen, okumaktan zevk aldığım büyük şair.
    0 ...
  12. 479.
  13. --spoiler--
    durma kendini hatırlat,
    durma göğe bakalım!
    --spoiler--

    neysene ye uyardığı için teşekkürlerimi borç bilirim :)
    0 ...
  14. 480.
  15. 481.
  16. durduk ve yenilgiden umutlandık. başkaları, başka şeyleri seçtiler. seçsinler.
    1 ...
  17. 482.
  18. nedense aklıma hep ''sevgim acıyor'' şiiri gelen şair. sevgim mi acıyor cidden?
    1 ...
  19. 483.
  20. Ahmet Erhan'ın ölüm gününde doğan sevdiceğim.
    0 ...
  21. 484.
  22. akçaburgazlı yekta'nın mahkeme kararını aldığında söylediği mezmurdur

    önce onların yanında çok iyi yüz gördüm.
    beni kapıdan karşılayıp ağırlarlardı.
    sofralarına konuk ederlerdi.
    onlar iki kişiydi ben birdim.
    bana elmadan sıkılmış soğuk sular sunarlardı. Kapılarını kapım bellemiştim.
    evlerinde oturacak yerim vardı.
    önce onların yanında çok iyi yüz gördüm.
    evleri gürültülü şehirden iki bin ayak uzaktaydı.
    tahtadan yapılmıştı.
    beni kapıdan alırlardı, -hoş geldin- derlerdi, onları sevindirirdim.
    birlikte yaşıyorlardı, çocuksuzdular.
    birinin adı Gülbeyaz'dı, o kadındı, öbürünün adı sinan'dı, o erkekti.
    ben otuzunda yekta'ydım,
    akçaburgazlıyım, oradan geldim,
    herkes bir yerlidir çünkü, ben, yekta bunu pek hoş buluyordum.
    sonra az ışıklı odalarına çıkardık. bana yeniden -hoş geldin yekta, bizi
    sevindirdin senin yanında birçok şeyleri hatırlıyoruz- derlerdi. serin
    örtülü minderlere oturmak için ayakta dururduk. beklerdik, perdeleri
    beyaz nakışlı olurdu. Halıları bütün odanın döşemesini usulca mor mor
    örterdi. patlıcan örnekleri ve turuncu güneşler vardı üstünde.
    birden hepimizin aklına o denizler gelirdi. ayakta durmayı istemezdik. serin
    örtülü minderlere otururduk.
    bana -serin örtülü minderlerimizin üstüne otur- derlerdi.
    bana elmadan sıkılmış soğuk sular sunarlardı. evlerinde oturacak yerim vardı.
    tütün sunarlardı.
    bir dinlenme zamanı kadar birbirimizi duyardık. alışmak için zorluk çekmezdik.
    çünkü karşıt yerlerimiz kalmamıştı bilirdik. girintilerimiz çıkıntılarımız
    uygundu. sussak da ses çıkarmazdık.
    karanlık her yere girerdi. çünkü her yerde gece olur, ben, yekta bunu pek hoş
    buluyordum.
    karanlık, serin örtülü minderleri sarmalayan az ışıklılığı altedemezdi. Çünkü
    biz öyle bellemiştik. halı da az ışıklı kalırdı, onun güneşleri,
    patlıcanları da, minderlerin serinliği de. az ışık, bizim, yani onların ve
    benim, yekta'nın, kaçtığımız yer değildi. birbirimizin ışıktan kaçıracak
    yerlerimiz yoktu. az ışıkta da çok ışıkta da değişmezdik. hep tıpkı
    kalırdık.
    orda buluşmayı severdik yalnız.
    sarı bir kuşları vardı.
    adına kanarya derlerdi. küçük bir kafeste odayı doldururdu.
    «ama ben onların ölümlü, yanılgan insan,
    geçen ve bir daha geri gelmeyen bir rüzgâr
    olduklarını unuttum. »
    çünkü unutmak bana göreydi.
    çünkü ben de ölümlüydüm. Ben, Yekta, bunu pek hoş buluyordum.
    bu unutmak değildi, içinde olmaktı onun.
    önceleri daha iyi mi idi, bilmiyorum.
    gidip geldiğim,
    durulduğum koyu geceler vardı. yıkık değildim.
    yıkılıp yeniden kurulmamıştım ama, yıkık değildim.
    gaz lâmbaları yakardık,
    ensiz çalgılar çalardık geceye.
    tekliğimiz ayışığına boğulur giderdi.
    teker teker üçer kişi olurduk. Öyle de iyiydi.
    ben ona, gülbeyaz kadına, eski yalnızlığımı söylerdim.
    ben söyledikçe eskirdi,
    uzaklaşırdı.
    onunla. gülbeyaz'la bakışır ısınırdık.
    sonra yanılgan insanlığım başladı.
    birinde üç gece dört gündüz orada, evde kaldım.
    üç gece dört gündüz sinan'ın yatağında kaldım.
    gülbeyaz'la Allanın emri olduk.
    ne o beni kandırmıştı,
    ne ben onu baştan çıkarmıştım. ikimiz de bildiklerimizin ötesine,
    bulduklarımızın üstüne çıkmak istemiştik. bir noksanlığı vardı sanıyorduk
    bütün olanların belki. ama aslında bütünlüklerimize bahaneydik. sinan
    uzaktaydı. sinan çemberimizin dışındaydı. sonra ne bulduk.
    süregeldikçe kutsal gibi,
    kesildikçe kirli, utandırıcı.
    ama utancından kaçmayı biliyorduk.
    kutsal gibiliği üç gece dört gündüz kurtlar gibi bizi kovaladı.
    sonunda öyle bulduk.
    utandırıcılığı öbür insanlardan değildi.
    karşılaştırmadan değildi.
    birdenbire kendi boşluğundandı,
    gelip geçen avutuculuğundandı. Beklemesi vardı.
    kanaryayı görmek ayaklarımızı dolaştırıyordu.
    minderler serin değildi artık. ben, yekta, bunu pek hoş bulmuyordum.
    ama dördüncü gecenin yalnız sabahında yine,
    o, gülbeyaz
    benim ilk aklıma gelendi.
    o kıyıdaki denizlerin mavişiydi artık.
    önce ve birden değişen dağlar oldu.
    istemek ve vermek başlamıştı çünkü.
    alamamak başlamıştı çünkü.
    gitgide düzelirdi biliyorduk.
    bunu bekliyorduk.
    yeni yeni yerler bulmuştuk birbirimizde
    onunla, yani gülbeyaz'la ben.
    kaybettiğimizi bir zaman unuttururdu.
    bir zaman yerine yenilerini koyardı
    artık çok ışıktan kaçıyorduk. gizleyecek yerlerimiz olmuştu birbirimizden.
    hem ikimizin ondan, yani sinan'dan, hem birbirimizden.
    yine bir eksikliğimiz tamamlanmıştı galiba. iyice seçemiyorduk ama,
    anlıyorduk. uzun yaz gecelerinin durgunluğunu, geniş yapraklarının salıntısı
    ile tamamlayan gizli bitkiler gibiydik. kaçmamız telâşlı değil
    sevindiriciydi önce. ben o zaman, Tanrının, benim yapıma kattığı tatların,
    bende ötedenberi durmakta olduğunu, daha ötelere kadar da durmakta
    süregideceğini farkettim. bu beni kendi yanımda yüceltiyordu. gülbeyaz benim
    toprağımı işleyen, kazmaydı. günah olamazdı yaptığımız. ben onun çeliğine
    göreydim ancak. biz her şeye inanmıştık. her şey bizi inandırıyordu ama,
    o'nun, gülbeyaz'ın yanına artık,
    serin minderlerde oturmaya gitmiyordum.
    akşamüstleri yakıcı kırlardan suvata inen kır hayvanları gibi gidiyordum.
    kapıları benim çeşmemdi.
    ekmeğimi edindiğim ocaktı.
    bir bu benim dengemi sarsıyordu.
    beni. ateş sıcağında kavuruyordu.
    suvata inen yanık kır hayvanları gibi gitmemeliydim.
    kapısı ekmeğimi edindiğim ocak olmamalıydı.
    benim bu kavurgan sanılarını belki gizlediğimizdendi.
    inandığımı kurtarmalıydım.
    beni bulup çıkaran, ekleyip bütünleyen,
    bu duyguyu -Kurtulursa eğer bu güçlülüktü-
    arı duru etmeliydim, temizlemeliydim.
    önce onlardan çok iyi yüz gördüm.
    beni elimden tutar belliyordum.
    ona, sinan'a -bizi kov- dedim.
    onun kovduğu bizi ödeyecekti.
    onun gözünde kovulmuş olacaktık ama, biz kendimizi kutsanmış belleyecektik.
    o, sinan bizi kovmadı.
    insanların adaletini, yani öcü, aramaya başvurdu.
    bizi yakaladılar.
    yani gülbeyaz'ı ve beni, beni. akçaburgaz'lı yekta'yı. otuzunda.
    yargıçların katına diktiler umudum nerdedir.
    bizim inanarak ettiğimizi yerlere çaldılar, ululuğu nerdedir.
    biz onu bulmuştuk, tükürdüler.
    bizi kirlettiler, yazıklar oldu bize.
    benim donumu ve gülbeyaz'ın donunu
    ve yattığımız yatağın örtüsünü
    yüreksiz kişilere gösterip onları güldürdüler.
    halbuki biz o örtülerde yatarken,
    aklımız en ulu yerlerdeydi gücümüz.
    biz o zaman yaptıklarımızın günahını değil, yüceliğini biliyorduk. bu, iki
    gücün bir yeniye varması, bir yeni yaratmasıydı. bu çiftleşme değil
    tekleşmeydi. tekleşmenin bir yönüydü. yazık bize. o zaman bütün insanlara
    inanıyorduk. yıkmak istediler yıktılar. yazık bize. herkesin bir gün
    ağlayabileceği, herkesin varamadığı için kutsallığını bulamadığı bir yere
    götürüp, yüreksizleri güldürdüler, bizi alçaltıp ağlattılar. yazık bize.
    olsun yaptılar şimdi kime sığınalım.
    nereye gitsek o yıkıntı bizimle artık.
    yeniden kursak korkarız.
    bu yıkıntı toz duman. donumuzu gösterdiler.
    yazık bize şimdi nereyi tutalım.
    hangi yolu belleyip oraya düşelim.
    önceleri onlardan iyi yüz görürdüm
    bana elmadan sıkılmış sular sunarlardı.
    serin minderleri vardı, ben, akçaburgaz'lı yekta, cahil çocuksuz, bunları
    pek hoş bulurdum.
    yanılmadım pişman değilim bu da vardı.
    0 ...
  23. 485.
  24. uçsuz bucaksız bir trendeyim, trenler de bitmez ki.
    ben bütün trenlere vaktinde gid'erim,
    trenlere, işe ve ölmeye. istanbulda.
    ben biraz salakım dedim ya.
    hele ölüme. hele bir dar vakitteyse ölüm,
    ölüm uygundur.
    ve bütün gençler nişanlı ve bütün iyi şairler hüzünlü
    örneğin bir yağmur düşüyorsa
    bir adam işiyorsa tam bana ve ölüme göre.
    bir mermer zamansız ansınıyorsa.

    ağutosun şairidir.
    7 ...
  25. 486.
  26. ben ne güzel işerim güneşe karşı
    arkamda medrese duvarı önümde çarşı

    bir sürekli kaşınmadır yaşadığım
    törelere ve alışkanlığa karşı

    geldim gittim geldim bir şey bulamadım
    üzüldüğüme ve yorulduğuma karşı

    ah aklıma her şey gelir, her şey gelir
    doğan güne karşı batan güne karşı

    sözde kirlettiğimiz bütün her şey duruyor
    bak ne diyorum sana, ele güne karşı

    biz duralım bir sürekliyiz duralım
    durukluğa, tüberkiloza ve uranyuma karşı

    durduk, ateş besledi, kuşları sürekledi
    arkamız medrese duvarı önümüz çarşı

    güneşe güneşe karşı.
    5 ...
  27. 487.
  28. Bugün ölüm yıl dönümü olan büyük şair. "Cuma" isimli şiirinde şöyle yazar;

    "Bir anı bile değilim eski olmaktan"

    Sunak şiirinde de şunu yazar;

    "Şimdi artık neyi hatırlasam bir anı oluyor"

    Cemal Süreya Turgut uyar'ın vefatından sonra "onun ölümünden sonra hepimizi işimizden attılar" demiştir. işte turgut uyar bu kadar büyük bir şairdir. Ve özlenilesidir. Bir akşam durursunuz, veya otobüsle bir yere gidiyorsunuzdur, bir anda aklınıza birkaç dize gelir. "Doğalgaz aboneleri" gelir aklınıza veya "at arabaları"na bakıp düşünürsünüz. Ya da göğe bakacak uygun bir durak ararsınız. Sonra anlarsınız ki göğe bakma durağı mutlu olduğunuz her yerdir....

    Evet, turgut uyar ölmüş diyorlar, üzülüyorum. Onca kelimeyi, dizeyi yazmış biri nasıl ölebilir?
    7 ...
  29. 488.
  30. 489.
  31. son imza gününde büyük saat ini sadece dokuz kişinin imzalattığı, "benim dengemi bozmayınız" diyen şair. ışıklar içinde yatsın.
    2 ...
  32. 490.
  33. En çok da tek başına yaşamadığı için sevilendir, tek başına da ölmediği gibi.

    Turgut uyar, ölen yanlarımızdandır, şefaatini esirgemesin üstümüzden.
    2 ...
  34. 491.
  35. ruhu şad olsun üstadın...söylenebilecek bir çok şey söylenmiştir zaten , iyi ki şiir yazmış olan şairdir.
    2 ...
  36. 492.
  37. yüreği büyük şair. ölmemiştir, dizeleriyle yaşıyor...
    3 ...
  38. 493.
  39. Öldüğü gün. Hepimizi işten attılar. / CemalSüreya.
    Turgut Uyar ölmedi. (d. 4 Ağustos 1927, Ankara - ∞)
    1 ...
  40. 494.
  41. iyi ki varsın güzel şair!
    hep de var olacaksın.

    "Herkesin bir gideni vardır. içinden bir türlü uğurlayamadığı.."
    3 ...
  42. 495.
  43. Hasret bir şey değil, Elâgözlüm
    Ömrümüz böyle olmamalıydı
    Hep aşka durmalıydı çağımız.
    Sevdayı mısra mısra değil
    Ömrümle yaşamalıydım.
    Sonra, sonra gene böyle olmalıydı
    Tadına varmadan çiçeklerin
    Şehirde bir sen, bir de ben, yalınız.
    Yeşil yaprak, alaca gölge, düşen yıldız
    Bir gün en büyüğü karşısında gerçeklerin
    Maceramız yarıda kalmamalıydı...

    -ben turgut'a hep uyar'ım zaten.
    3 ...
  44. 496.
  45. kendisini okuyan, seven ve şiirlerini anlayan bir kadına yıldırım nikahı kıyacağım.

    tanım : ismet özel ile birlikte ikinci yeninin en iyilerindendir.
    6 ...
  46. 497.
  47. " senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    bana dönesin diye bir bir kapattım
    şimdi otobüs gelir biner gideriz
    dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    durma kendini hatırlat
    durma göğe bakalım "

    Üstada saygı mühimdir. iyi ki doğmuş, hayatıma anlam katmış.. Ruhu şad olsun, huzur içinde uyusun.
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük