bir insan, bir suçlunun, katilin neler yaşadığını neden merak eder anlayamam. bir de bundan "bu kitap süper" sonucunu çıkaranlar var.
valla ben böyle, üzücü konuları ne kitapta ne filmde ne de gerçek hayatta severim.
komedi, şaka, komiklik bunlar hoş.
raskolnikov' u edebiyatın unutulmaz karakterleri arasına eklemiş başyapıt. 80' li yılların sonu, 90' lı yılların başı gibi de ingilizce çevrilmiş çizgi romanını vermişti bir gazete.
bir başyapıt örneği arıyorsanız hiç düşünmeden önereceğim birkaç eserden birisidir.
kitap çevirmenlerinden mazlum beyhan suç ve ceza'dan "insan dehasının yarattığı en yüce yapıtlardan" diye bahseder.
kendi gözlemlerim üzerine konuşursam asıl karakterimiz raskolnikov, çelişkiler içinde ve kendini ikna edemiyor.
aslında sorunun en can alıcı noktası tefeci kadını öldürmesi değil kendine karşı yaptığı çıkarımın zihninde onu ikna edememesi. raskolnikov makalesinde sıradanlar ve üstünler olarak ikiye ayırdığı insanlardan 'üstün olanların' hedefleri yolunda yaptıkları şey suç işlemek dahi olsa bunun meşru olduğunu düşünür. ne yazık ki düşündüklerini ifade konusunda sıkıntı yaşamasa da duygularını ikna etmek konusunda başarılı olamaz. büyük bir bunalım içerisine girer, yavaş yavaş yitip gitmeye başlar.
fyodor dostoyevskinin başyapıtıdır diyebilirim. oldukça akıcı. benzetmeler, aforizmalar vb. mükemmel. bu kitabı okuduktan sonra gerçek bir kitabın ne olduğunu anlamaya başladım. karakterlerin belli durumlardan dolayı duygu ve düşüncelerini okurken insanın kendini bulmaması mümkün değil. kısacası en küçük nüanslardan da bahsediliyor. bu kitabı okuduktan sonra şunu anladım ki, kaç yüz yıl geriye gidersek gidelim, günümüz insanlarıyla o zamanın insanlarının düşünce ve duygularında hiçbir fark yok. aynı düşünce, aynı duygu. kitaptaki karakterlerin kendi kendine söylediği cümleler bile günümüz insanının kendi kendine söylediği cümlelerle örtüşüyor. okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. kitabın okuyucuya vermeğe çalıştığı mesajsa şudur:
“topluma yararı olmayan bir insanı öldürmek günahtan daha çok sevaptır”.
tabii, dinen sevap mıdır bilemem ama, insan bu fikire hak vermeden de edemiyor.
"Raskolnikov uzaklaşırken düşünüyordu: ''Nerede okumuştum... ölüm cezasına çarptırılmış biri sehpaya çıkmadan bir saat önce şöyle söylüyor, ya da düşünüyordu: 'Yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde ancak iki ayağımı koyabileceğim kadar daracık bir yerde yaşayacak olsaydım, dört bir yanım uçurumlarla, okyanuslarla çevrili olsaydı, fırtınalar, zifiri karanlık olsaydı her yanım, kimsecikler olmasaydı yanımda, o daracık yerde öylece bir ömür, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamak isterdim... Evet, şimdi ölmektense, öyle yaşamak isterdim! Yaşayabilsem, yalnızca yaşayabilsem, yaşayabilsem! Nasıl olursa olsun, yaşasam!..' Ne yaman bir gerçek! Tanrım, ne yüce bir gerçek bu! Ne alçak bir yaratık şu insanoğlu! Bu nedenle ona alçak diyen de alçaktır...
roman, konusunu üçüncü sayfa gibi gazete haberinden alıyor. o dönem fazla hayal ürünü ve insanları kötü gösterdiği için tu kaka bulunmuş olan romanda, suça meyilli bir gelecek görülmüştür. buna benzer romanlar yazan dostoyevski de, diğer kitaplarında benzer konulara değindiğinden, sovyetler birliği'nin pozitif insan idealine ters düşmüş bir profil sunduğu için de aykırı görülmüştür. ama şu gerçeği kabul edebiliriz ki, okuyanların yakından tanıdığı sayısız karamazov'lar ve sayısız raskolnikov'lar bugün çevremizde dolanıyorlar, belki yakın belki uzak.
Dostoyevski edebiyat alanında büyük bir deha olmasına rağmen, toplumsal ve siyasal düşünceleri son derece tutarsız, tutucu bir yazardır. Kendisi manevi babası olarak adlandırdığı Rus çarının sıkı bir hayranı, Ortodoksluğa ve Slavlığa aşırı tutkulu, yaşadığı devrim öncesi Rusya'da aydınları ve öğrencileri etkileyen Marksizm, Anarşizm gibi kitle ideolojilerine, Nihilizm gibi ahlakı reddeden ideolojilere tamamiyle karşı, Karamazov Kardeşler'i yazmadan önce Nihilistlere büyük bir ders vereceğini söyleyen sıkı bir ahlakçıydı.
Dostoyevski insan ruhunun derinliklerini, modernizmin yarattığı sorunları önceden gören büyük bir yazardı. Kahramanlarının bir çoğu, bir düşünceyi, ideolojiyi temsil eden, evrensel ülkülerin peşinden koşan karakterler değildir. Tersine iç güdüleri ve takıntılarıyla ile hareket eden, kendi dünyasında yaşayan, dışlanmış, yanlız, umutsuz ve her zaman kaybetmeye mahküm karakterlerdir. Sürekli bir tren istasyonunda bekleyen ve istasyona gelen hiçbir trene binmeyen karakterlerdir. Bu karakterler sosyalleşmeye, dış dünyayla ilişki kurmaya çalıştığı ölçüde toplum tarafından dışlanır ve kendi iç dünyalarına geri itilirler (Yeraltından Notlar). Gerçeklik Dostoyevski karakterlerinin kafasında kurguladığı ve kendisinin yaşadığı bir kurmacadır. (Yeraltından Notlar'da ve Beyaz Geceler'de yaşanan her şeyin, kahramanın kafasında geçtiği ve gerçekleşmediğine yönelik bir çok eleştiri yazısı var)
Dostoyevski'nin yapıtlarında kahramanlar sürekli başarısızlıktan, hastalıktan ve hayattan korkarlar ve hayattan çok ölüme yakındırlar. Bu temalar varoluşçuların en çok sorunsallaştırdığı konular olduğu için, Dostoyevski bir çok eleştirmen tarafından "Hristiyan Varoluşçu" yazar olarak adlandırılır. O yüzden Yeraltından Notlar'ın Nietzsche'nin baş ucu kitaplarından birisi olmamasına şaşırmamak lazım.
Dostoyevski inançlı bir Hristiyandı. Hristiyan inancına göre herkes doğuştan suçlu olduğu ve vaftizle günahlarından arındırıldığı için hayatı boyunca bu suçluluk düşüncesini üzerinden atamamış, Karamazov Kardeşler'de belirttiği gibi bir dönem manastıra dahi kapanmıştır. Bunda kronik bir sara hastası olması ve onun yarattığı tuhaf duygu durumunu da eklemek lazım.
Aslında Dostoyevski gençliğinde Rusya'da etkili olan devrimci düşüncelerden etkilenmiş ve devrimci bir gruba katılmıştı ama Çar tarafından yakalanıp ölüme mahkum edilmiş ve tam infaz edileceği sırada Çar onu affetmiş ve cezasını çekmek için Sibirya'ya sürülmüştü. Ama bu olay Dostoyevski'nin devrimci-sosyalist düşüncelerden uzaklaşıp muhafazakarlığa ve mistizime kaymasına neden olacaktır.
Suç ve Ceza'ya gelince, acaba Dünya Edebiyatı'nın bu baş yapıtının Dostoyevski'nin kumar borcu yüzünden yazıldığını kaç kişi bilir? Dostoyevski kumar oynamak için yayın evinden borç para alır ve karşılık olarak onlara roman yazacağını söyler. Çünkü beş kuruş parası yoktur. Tüm parasını kumarda kaybedince oturup Suç ve Ceza'yı yazar. Hayat işte *
Dostoyevski büyük bir Balzac hayranıydı. Balzac'ın Goriot Baba'sını Rusça'dan çevirmiştir. Bir çok eleştirmen Raskolnikov'u çağının Rastignac'ı (Goriot Bab'daki baş karakter) olarak tabir ederi. Dostoyevski, hayranı olduğu Balzac'ın Goriot Baba daki kahramanların, para karşılığı birisini zevk için öldürüp öldürmeyeceği tartışmasını, Suç ve Ceza'da merkeze koyar. Suç ve Ceza'da Raskolnikov'un hiç bir plan yapmadan işlediği tefeci cinayetinden sonra, işlediği suçu nasıl karşıladığı işlenir. Raskolnikov tefeciyi öldürdükten sonra, üzerinde artan ahlaki baskıyı kaldıramaz ve cinayeti işlediği yere geri dönerek olayın baş şüphelisi konumuna düşer.
Çünkü Dostoyevski'ye göre insanı yargılayan en büyük merci, mahkeme değil, insanın vicdanıdır.