steven spielberg

entry99 galeri298
    65.
  1. Amerikan Sineması ve medyası Yahudilerin tekelinde olmasa bu kadar Oskar kazanamazdı ama yine ünlü olurdu. Buram buram Amerikan propagandası kokan Er Ryan'ı kurtarmak filminin o muhteşem ilk on beş dakikası bile adama hakkını teslim etmeyi gerektirir. filmleri tarzım değil belki ama Yahudi düşmanlığı yapmaya da gerek yok.
    0 ...
  2. 66.
  3. 67.
  4. teknik anlamda başarılı bir yönetmen olabilir ama bu onu gerçek bir sanatçı ve iyi bir yönetmen yapmaz. tarihi filmleri objektif olarak yansıtamayan bir yönetmen sanatçı olamaz. yaşanmış olayları taraflı anlatarak milyonlarca insanı manipüle etmek için sinemayı kullanan bir yönetmen sanatçı değildir. çektiği tüm filmlerin alt metninde abartılı bir amerika propogandası mutlaka vardır. özellikle çektiği tüm tarihi filmlerde insanları manipüle etmek için abartılı senaryoları ve gerçekle alakası olmayan durumları bilinçli olarak perdeye yansıtır.

    insanların bu adamı bu kadar taktir etmesinin sebebi, teknik anlamda kaliteli ürünler ortaya koymasıdır. ama bir ürünün kaliteli olması onu iyi ve güzel yapmaz; kola ne kadar güzel olursa olsun zararlıdır, bir tütün ne kadar kaliteli olursa olsun sigara sağlığa zararlıdır, walter white'ın ürettiği meth ne kadar harika olursa olsun meth ölümcül bir uyuşturucudur ve bir spielberg filmi ne kadar ihtişamlı olursa olsun; milyonlarca dolar para ve binlerce saatlik emekler harcanarak kitleleri manipüle etmek amacıyla oluşturulmuş bir tür zehirdir, şimdiye kadar multi milyonlarca insanın beynini ve zihnini zehirlemiştir ve bunu yaparken müşterilerine keyif aldığı yanılgısını yaşatmıştır. bu ve benzer hollywood filmleri, bilgi kirliliği ve vicdan sömürüsü yaparak insanları istismar etmektedir ve bunun gibi ürünler dünyadaki en tehlikeli maddelerdendir.

    bu bağlamda spielberg sanatçı olamaz. o sadece fabrikada seri üretimle çok kaliteli arabalar üreten, yüksek maaliyetli ürünleri insanların göz zevkine göre üretme işini iyi yürüten milyarder bir fabrikatördür sadece.

    usta ve zanaatkar bir yönetmen olarak insanların gözünü doldurmayı her zaman bilmiştir.
    ama insanların gönlünü ve zihnini sadece zehirle doldurmuştur.

    ve hiç kuşkusuz sağlığa verilen zarar, zihne verilen zarardan daha önemsizdir.
    0 ...
  5. 79.
  6. arı kovanına çomak sokmuş yönetmendir. bakalım başına neler gelecek.
    netflix'e savaş açtı gibi bir basın söylemi var. peki doğru mu ? tabi ki hayır... doğru olan sinema'nın da tıpkı müzik piyasası gibi seri üretimde olup, kar hırsı ile yok edilmemesi.

    unutmayın aynı tartışma müzik sektörü için olmuş, sanat eserlerinin kopyalanıp bedavaya dağıtılıyor olması hem emeğin hiçe sayılması hemde kalitenin düşmesi demekti. öyle de olmadı mı ? oldu.
    bakın bugün pop müziğin haline, rock müziğin haline bir bakın... amerikan rap'i bile iğrenç bir noktada.
    zaten sinemada ki teknolojik dokunuşların sinemanın ruhuna iyi gelmediği şu dönemde, anti depresanla ayakta duran sinemanın kalbine hançer sokuluyor.
    1 ...
  7. 80.
  8. henüz 23 yaşında jaws filmini çekmiş, büyük bir başarı ve şöhretle kariyerine başlamış yönetmen.

    jaws filminden 2 sene önce televizyon icin yaptığı duel filmi de pek fazla ses getirmiş aynı zamanda.

    jurassic park ve lincoln ise diğer başyapıtları.
    3 ...
  9. 81.
  10. Michael jackson'un liberian girl klibinde karşımıza çıkan yönetmen.
    1 ...
  11. 82.
  12. 83.
  13. 84.
  14. yönetmenliğe çocuk yaşta iken babasının hediye ettiği 8 mm kamera ile çektiği kısa filmlerle merak salan amerikalı, yahudi asıllı yönetmen. çocukken çektiği kısa filmleri evde akşam misafirlere gösterir, babasına mısır sattırırmış. bence bugün başarılı bir yönetmen ise, babasına çok şey borçlu olduğu kesin.

    biz de küçükken bir arkadaşın öküz gibi video kasete kayıt yapan kocaman bir kamerası vardı onunla kısa film çekip evde babamlara izletmiştik. "işiniz gücünüz itlik amına koyim" demişti babam. ondan sonra bizden niye büyük yönetmen çıkmıyor... ya ne olacaktı?
    1 ...
  15. 85.
  16. 86.
  17. kızını fuhuş ve uyuşturucu mafyasının eline düşürmüş narsist müptezel...
    0 ...
  18. 87.
  19. ismi bir yerden tanidik geliyor ama... cikaramiyorum.
    0 ...
  20. 88.
  21. Steven Spielberg hem “B movie konseptine sahip ama icra olarak A kalite, eğlendirici, kaçışçı (gerçeklikten kaçış), geniş kitlelere yönelik/ticari (blockbuster), gösteri ve deneyim odaklı, (büyük bütçeli) etkinlik filmleri (bkz: Raiders of the Lost Ark)” hem “geçmişte Dünya'yı derinden sarsmış can alıcı hadiseler, sosyal meseleler, gerçek yaşam trajedileri gibi (ciddi) bir derdi olan, entelektüel kaygıları ticari kaygıdan üstün gelen, kişisel tutku projesi, karakter odaklı tarihi dramalar/prestij sineması (bkz: Schindler s List)” hem de “ana akım duyarlılıklar ile sanatsal kaygıları buluşturan, bir yandan ticari sinemanın o geniş kitlelere hitap eden gösteri ve eğlence vaadini yerine getirirken diğer yandan da ufuk-açıcı, düşündürücü, metaforik anlatımlar kuran filmler (bkz: minority report)” yapabilmekteki yeteneği ve başarısıyla ünlüdür. Farkı tam olarak burada yatar.

    modern pinocchio hikayesi gibi başlayıp insanlık, sevgi, yalnızlık ve varoluş üzerine distopik bir meditasyona dönüşen, Stanley Kubrick mirası ai artificial intelligence (2001) filmini de atlayamayız.

    Steven Spielberg, tıpkı bir orkestra şefinin senfoniden sonra jazz'a aynı ustalıkla yönelmesi gibi, bazen aynı yıl içinde, bazen de birbirini peşi sıra takip eden yıllarda farklı kulvardaki filmleriyle izleyiciyi şaşırtır. Yaptığı tam olarak hem teknik virtüözlüğünü hem de duygusal yelpazesinin inanılmaz genişliğini göstermektir, öyle ki bu sayede tek bir yönetmenin çok kısa sürede, ana akım eğlenceden ağır tarihsel drama geçiş yapabildiği nadir örneklerden biri olmuştur.

    Aynı yıl (1993) gösterime giren Spielberg'ün Jurassic Park ve Schindler s List filmlerinden yola çıkarsak her ikisinin de kısaca "Geleneksel Sinema/Klasik Anlatı Sineması" örneği olması (yani Aristotelesçi dramatik modelden ilhamla yapısal açıdan serim, düğüm, çatışma, doruk noktası ve çözüm aşamalarından oluşan, olay örgüsünün kendi içinde mantıksal, tutarlı, anlaşılabilir bir sebep-sonuç zinciri şeklinde ilerlediği/her sahnenin bir sonrakini tetiklediği, ahlaki pozisyonun ve karakter motivasyonlarının net olduğu, özdeşleşme/bağ kurma, empatik hikaye anlatımı, güçlü/dramatik müzik ve 'ödüllendirici/arındırıcı son' ya da bir tür çözülme) hiçbir şeyi değiştirmemekte. Çünkü hedef kitleleri ve amaçladıkları (kaygıları) farklı bir kere.

    Bilindiği gibi aynı gramerle, tamamen farklı cümleler kurulabilir.bilim-kurgu/macera türündeki canavar filmi (dinozorlar) jurassic park (1993), gerçekte olanaksız olanı (ya da artık var olmayanı) perdede mümkün kılarak seyirciyi heyecanlandırmak, eğlendirmek (zihnen kaçırmak) ve büyülemek ister; biyografik/tarihi drama türündeki Schindler s List (1993) ise tarihsel gerçeklerden yola çıkarak seyirciyi sarsmak, zorlamak, tanık yapmak ve düşündürmek (bu defa kaçırmamak) ister.Birinde tatmin edici kapanış, diğerinde bilinçli olarak eksik/acı veren son vardır. Biri renkli, diğeri neredeyse tamamen siyah-beyaz estetiktir.Kamera dili; birinde kinetik ve dinamik, diğerinde gözlemci ve çoğu zaman mesafeli. Daha da uzatabiliriz.

    Sanat sadece biçimi parçalamak değildir.Formu ustalıkla kullanmak da bir sanattır. Sanat, formu bozarak yapıldığı gibi formu ustaca işleyerek de yapılabilir. Empati üretmek, katharsis yaratmak ve izleyiciyi duygusal olarak dönüştürmek küçümsenecek, hafife alınacak ya da kolay bir estetik başarı değildir. 'Dili icat etmedi. Ama çok iyi konuşuyor.' Spielberg, klasik anlatı sinemasının en “rafine” uygulayıcılarından biri olagelmiştir.

    Meslektaşı ve dostu Francis Ford Coppola onun hakkında çok doğru olan şu yorumu yapar;

    “Steven, hem ticari işler yapabilmesi hem de sanatsal eserler ortaya koyabilmesi bakımından adeta kutsanmış biridir. Bu yüzden onu hep bir nevi George Gershwin’e benzetirim. çünkü Gershwin hem bir Broadway müzikali yazabiliyor hem de 'Concerto in F' gibi bir eser besteleyebiliyordu; yani ikisini de yapabiliyordu. Bunu başarabilen insan sayısı çok azdır. Steven da bunu yapabiliyor. Ve bu doğuştan gelen bir yetenek olmalı...”

    Bu Amerikalı film yönetmeni ve yapımcısı bir yandan çok yetenekli, ne istediğini çok iyi bilen, işbilir bir eğlenceci diğer yandan da oldukça yaratıcı, kişisel tutkularının peşinden giden, derdi olan bir sinema yapan ve duygusal derinliğe sahip güçlü bir (görsel) hikaye anlatıcısıdır.

    Takıntılı olduğu belli başlı tür ve temalar olsa da Steven Spielberg türden türe atlar, çok yönlüdür. El atmadığı bir Western kaldı sayılır. Birkaç istisna dışında da neredeyse her türün altından başarıyla kalkmasını bildi.

    O, mükemmelliyetçilik saplantılı bir filmci hiç olmamıştır. Hatta kusurları bile sever.

    Spielberg'ün izleyicilere yol gösterme, seyircinin zihinlerini ve duygularını kontrol etmede ise gerçekten esrarengiz bir yeteneği var.

    Onun filmlerinde aksiyon, karakterin başına gelenlerle ilgili değil; karakterin olan bitenlerle ne yaptığı ile ilgilidir.

    Steven (Allan) Spielberg, kökleri doğu avrupa (Ukrayna-Polonya) Yahudileri'ne uzanan orta-sınıf bir aileden ve Amerikan banliyö hayatından gelerek Amerikan Rüyası'nı gerçekleştirmiş biridir. Hal böyleyken o neden ve nasıl "anti-Amerikan" olsun ki?! Spielberg'ün filmlerinde vatansever duygulara rastlanılsa bile bu, "olmayacak işlerin peşinde koşan (romantik) bir vatanseverlik değildir," indiana Jones and the Raiders of the Lost Ark (1981) senaristi Lawrence Kasdan böyle söylemekte onun için. Bir eleştirmen ise onun yaklaşımını şu şekilde özetler; "O, Munich (2005) filminde olduğu gibi, teröre karşı savaşı destekliyor; ama bundan (yöntemlerinden) rahatsız da oluyor. Onun filmlerinde her iki bakış açısına da yer var. Spielberg, tipik bir aydının Hollywood'daki yansımasıdır..."

    Buradan çıkan sonuç şudur; onun sinemasında Amerikan kurumlarına ve ideallerine duyulan bir güven vardır. Ancak bu körü körüne bir yüceltme değildir. Mücadele haklı olabilir; ama yöntemleri sorgulanmalıdır. Saving Private Ryan (1998) filmine bakıldığında, Amerikan ordusuna duyulan güven hissedilir.Fakat savaş yüceltilmez.aksine savaşın kanlı, travmatik ve insani yıkımı vurgulanır.Kahramanlık romantize edilmez; görevler sorgulanır: “Bu kadar hayat, bir kişi için feda edilmeli mi?” O bir filmci olarak ne saf bir propagandist, ne de sistem karşıtı bir aktivisttir.

    steven spielberg, kamerayı çok doğru yerlere koyar ve ustalıkla hareket ettirir, dramatik hareketlerine rağmen kamerasını "görünmez" kılmayı da başarır.

    spielberg’ün yönetmenlik tarzında öne çıkan tekniklerden biri "oner shot" (ya da kısaca oner) olarak bilinen kesintisiz, tek çekimlerdir. oner, sahnenin dramatik yapısını, karakterlerin mekandaki bloklamasını (blocking) ve olay akışını tek bir kesintisiz kamera hareketiyle anlatır. plan sekanslar gibi süre olarak abartılı, aşırı uzun ya da şov amaçlı değil, daha kısa ama oldukça işlevseldir. izleyici çoğu zaman kesme olmadığını fark etmez bile.çünkü öncelik gösteriş değil, anlatıdır. spielberg bunu aksiyon ya da şovdan ziyade merak uyandırmak, seyircinin karakterlerle duygusal bağ kurmasını ve hikayeye dalmasını sağlamak için kullanır. tek bir çekimde neyi gösterip neyi göstermeyeceğini bilmek ve doğru zamanda (aktaracağı daha fazla bir şey kalmadığını hissettiği anda) kesme yapmak. spielberg'ün oner shot sahneleri genellikle tek bir çekimde birden fazla kompozisyona sahiptir. bu, kamera hareketleri ve oyuncu blokajının birleşimiyle sağlanır. örneğin, bir sahne bir genel çekimle başlayıp, ardından orta plana ve yakın plana geçebilir, tüm bunlar kesintisiz bir hareketle gerçekleşebilir.

    Steven spielberg, kamera hareketi ile oyuncu koreografisini senkronize etmekte (blocking) tam anlamıyla bir ustadır. blocking, sahnedeki oyuncuların nerede duracağı, ne zaman hareket edeceği, hangi jestleri yapacağı ve kameranın bu hareketleri nasıl izleyeceği gibi unsurların önceden titizlikle planlandığı bir süreçtir. spielberg, bu teknikle hem karakterler arası ilişkiyi hem de mekansal algıyı çok etkili biçimde kurar. Kameranın karakterlerle birlikte hareket etmesi, izleyicinin kendini olayın içinde hissetmesini sağlar. Seyirci adeta sahnenin bir parçası haline gelir. öte yandan maksadı hareketli kamera ve alan derinliğini kullanarak 'oyuncu merkezli dramatik anlatım'ı oluşturmaktır. Her blocking örneği bir "oner" değildir; Spielberg, bloklamayı hem kesintisiz çekimlerde hem de kesmeli sahnelerde kullanır.

    "l_" şeklindeki kamera ve oyuncu hareketleri: Temelinde, kameranın ve/veya oyuncuların sahnede "l_" şeklinde hareket etmesi yatar. sinematik anlatımda küçük detayların ne kadar büyük farklar yaratabildiğini gösteren harika bir örnektir. Genellikle kamera, bir sahneye yatay veya dikey bir hareketle başlar ve ardından 90 derecelik keskin bir dönüşle farklı bir eksene geçer. yeri gelir oyuncular da sahne içinde benzer "l_" şekilleri çizerek konumlanır veya hareket eder. Böylece sahneler asla durağan kalmaz. Sürekli hareket, izleyiciyi canlı tutar ve anlatıma dinamizm katar.Tek bir kesintisiz çekimde bile farklı açılar ve derinlik hissi yaratır. Bu, seyirciye sahnenin tüm coğrafyasını çok daha iyi hissettirir.

    Sonuç: "Spielberg oner" ve "Spielberg face" gibi terimlerin sinema dilinde yer almasının kesinlikle haklı bir sebebi var. Onu ve sinemasını hafife alanlar hiçbir şey bilmiyor...
    0 ...
  22. 89.
  23. 90.
  24. 91.
  25. Bize gökyüzüne bakmayı öğretmiş Usta Yönetmen-yapımcı Steven Spielberg'ün 2026 haziran'ında vizyona girecek, henüz adı ve kesin detayları belirsiz, yalnızca kariyerinin başında yaptığı Close Encounters of the Third Kind (1977) ile E.T. the Extra-Terrestrial (1982) arasında olacağı söylenen bilim-kurgu/gizem türündeki, UFO fenomenine dair yeni filminin reklam panosu New York'ta ortaya çıktı. ”Herşey açığa çıkacak“ sloganını taşıyor.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2462058/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2462880/+

    Edit: malum projenin adı Disclosure Day (#47749326)
    https://youtu.be/EViY7ZBbs4s?si=JA3lz7M9Z5DGvEe7
    1 ...
  26. 92.
  27. 93.
  28. Chloé Zhao'nun yazıp yönettiği (hikaye ve karakterleri kurmaca olmayan Maggie O'Farrell romanına dayanan) hamnet (2025) filmiyle 98. Oscar ödülleri'nde ortak yapımcı Steven Spielberg, en iyi film dalında toplamda 14. Adaylığını aldı. Spielberg'ün kendi yönetmediği bir filmle yapımcı olarak bu kategorideki ise 3. Oscar adaylığıdır. Diğer ikisi Letters from iwo Jima (2006, yön. Clint Eastwood) ve Maestro (2023, yön. Bradley Cooper) idi.

    Böylece 79 yaşındaki Spielberg, en iyi film (Best Picture) dalında Oscar'a en fazla aday gösterilen yapımcı olarak ününü pekiştiriyor. Bu bir rekor.

    'En iyi film'de Oscar'a aday olduğu 14 yapım için https://galeri.uludagsozluk.com/r/2468581/+ (içlerinden 11 tanesinin yönetmeni de aynı zamanda kendidir, yapımcı olarak ise Schindler s List ile 1 galibiyeti bulunuyor.)

    aslında “Jaws“ (1975) ile “Raiders of the Lost Ark“ (1981) gibi yönetmenliğini yaptığı başka 2 film daha Oscarlar'da "en iyi film" dalında yarışsa da bu filmlerin yapımcısı Spielberg değildi, o yüzden onları 14 film arasında saymıyoruz.

    usta filmcinin Best Picture dalında en fazla Oscar adaylığına sahip isim olmasını, 2009’dan itibaren akademinin bu kategoride aday gösterilecek filmlerin sayısını 5’ten 10’a çıkarmasıyla ilişkilendirenler elbette çıkacaktır. buna dair çeşitli gerekçeler öne sürülebilir. Ancak hangi açıklama yapılırsa yapılsın, ortada değişmeyen bir realite var: bu rekor Spielberg’e ait ve şu an itibarıyla bu sayıya yaklaşabilmiş başka bir yapımcı yok. Sistem değişmiş olabilir, ama o genişleyen alanı neredeyse istisnasız dolduran tek kişi hala Spielberg.
    0 ...
  29. 94.
  30. 79 yaşındaki efsanevi, usta film yönetmeni ve yapımcısı Steven Spielberg, uzun kariyerinde ilk Grammy Ödülü’nü kazandı ve böylece dört büyük Amerikan ödülünün (Emmy, Grammy, Oscar, Tony) sahibi olarak EGOT statüsüne ulaştı. Rekabetçi kategoride EGOT statüsüne ulaşan 22. kişi olarak bu başarıyı gösterebilen çok az sayıdaki seçkin insan arasına katıldı. Öyle ki 4 Emmy, 3 Oscar, 1 Tony ve artık 1 de Grammy ödülü kazananıdır https://galeri.uludagsozluk.com/r/2470860/+.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2470849/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2470850/+

    Spielberg’ün bu Grammy’si “Best Music Film” (En iyi Müzik Filmi) kategorisinden ve “Music by John Williams” belgeseli ile geldi. Yapımcısı olduğu belgesel, Spielberg’ün 50 yılı aşkın süredir birlikte çalıştığı dâhi besteci John Williams’ın kariyerine odaklanıyor. Williams, pek çok Spielberg klasiğinin unutulmaz müziklerini yaptı.

    Steven Spielberg, kazandığı Grammy için yayımladığı açıklamada şöyle dedi:
    “Bu ödül benim için çok şey ifade ediyor. Bu, 50 yılı aşkın süredir bildiğim bir şeyi doğruluyor: John Williams’ın kültür ve müzik üzerindeki etkisi ölçülemez ve onun sanatsal mirası eşsizdir. Laurent’in (yönetmen Laurent Bouzereau) bu güzel filmiyle ilişkilendirildiğim için gurur duyuyorum...”
    0 ...
  31. 95.
  32. Kotu filmi yok denecek kadar azdir.
    1 ...
  33. 96.
  34. Türden türe atlayan, çok yönlü Steven Spielberg Haziran 2026'da vizyona girecek, uzaylı-insan karşılaşmasına/UFO fenomenine dair, kendi orijinal fikrine dayanan, hem yönetmenliğini hem de ortak yapımcılığını üstlendiği yeni filmi “Disclosure Day / ifşa Günü” ardından bir sonraki projesinin ilk Western filmi olabileceğini ima etti: muhteşem bir Western fikri geliştirdiğini, atların ve silahların olduğu; ama klişelerden uzak, kıç tekmeleyen bir şey olduğunu söyledi.

    Bu yılın sonunda 80 yaşına girecek olan Spielberg, ayrıca yakın zaman önce ABD eski başkanı Obama'nın, “uzaylılar gerçek!” açıklamasının kendisini heyecanlandırdığını, bunun yaklaşan filmi Disclosure Day için harika bir şey olduğunu söyledi ve şunu ekledi:
    “sizlerden daha fazlasını bilmesem de şu anda yeryüzünde yalnız olmadığımız sinsi şüphesine çok daha güçlü bir şekilde inanıyorum, bu yüzden bu filmi (Disclosure Day) yaptım (gülüşmeler)...”
    0 ...
  35. 97.
  36. Albert Einstein'dan bu yana gelen en parlak teorik fizikçi ve kozmolog olarak kabul edilen ingiliz bilim insanıdır...
    0 ...
  37. 98.
  38. 99.
  39. Haziran'da vizyona girecek yeni filmi “Disclosure Day / ifşa Günü” için Empire Magazine'e verdiği röportajda Steven Spielberg şunları söylüyor:

    “Son zamanlarda Dune filmlerini çok sevdim. Sadece son zamanların değil, tüm zamanların en sevdiğim bilim-kurgu filmleri arasında yer alıyorlar. Özellikle ikinci film. Bence Dune Part Two , Denis Villeneuve'ün şimdiye kadar yaptığı en iyi film. Üçüncüsünü izlemek için sabırsızlanıyorum. Eminim bana önceden gösterecektir...”

    Spielberg şöyle devam ediyor:

    “Henüz bir korku filmi yönetmedim ve her zaman yönetmek istedim, belki bir gün yaparım. Ama bu isteğimi tatmin eden harika korku filmleri zaten çıktı. Weapons (2025) gibi harika bir korku filmi izlediğimde, kaşınmam gereken bir kaşıntı hissetmiyorum. Weapons'u izliyorum ve bu bana onun kadar korkutucu ya da daha korkutucu bir korku filmi yapma isteği uyandırmıyor. Beni o kadar tamamen tatmin ediyor ki, bir gün gerçekten çok korkutucu bir film yapma arzum bile ortadan kalkıyor.”

    Elbette Steven Spielberg hiç korku filmi yönetmedim derken mütevazı davranıyor. Çünkü kendisini üne kavuşturan JAWS (1975) bir sahil kasabasında dehşet saçan canavar hakkındaydı. Tek farkla: bu su/okyanus canavarı, doğaüstü bir güç değil; doğal/doğadan gelen bir tehditti. Hayvan saldırısı, katil hayvan (büyük beyaz köpekbalığı). Öyle ki JAWS küresel çapta bir okyanus, açık sular, Deniz fobisi yaratan film oldu. gerilim ve macera türlerinin yanı sıra natural-korku bu yüzden.

    Ayrıca ustanın profesyonel kariyerindeki ikinci uzun-metrajı olan ama çok kısıtlı bütçeye sahip TV filmi “Something Evil (1972)” doğaüstü bir korku draması olarak sınıflandırılmıştı zamanında. Ancak bu TV prodüksiyonunun hem hiç sinema salonlarına uğramaması hem de bugünlerde temiz bir sürümüne, yaygın bir gösterimine ulaşmanın bile mümkün olmamasından ötürü o konu dışı kalıyor. Daha çok kariyerinin başındaki, unutulmuş bir korku filmi çabası denebilir.

    Öte yandan resmi yaratıcısı (hikaye/geliştirme, ortak senarist) ve yapımcısı olduğu doğaüstü/paranormal korku türündeki perili ev vari hayalet hikayesi Poltergeist (1982) filmi var. Ama onu Spielberg'ün filmografisi arasında sayamıyoruz. Çünkü Poltergeist, aksine inananlar olsa bile, en nihayetinde Tobe Hooper'ın yönettiği bir filmdi.hatta filmin genel konsepti, ilkin sözlü olarak Hooper'dan çıktı.

    Spielberg'ün diğer bir olayı da korku türünde olmayan filmlerinde “korkutucu” anlar yaratmasında saklı. Misal bilim-kurgu ve aile filmi klasiği olan “E.T. the Extra-Terrestrial (1982)” ironik bir şekilde sanki bir korku filmi gibi açılıyordu. “Jurassic Park”'ta (1993) T-Rex'i ilk gördüğümüz o an bir korku filminden fırlamış gibiydi. Her ne kadar ‘canlı/gerçek çekim (live action)’ filmde karton bir macera ruhu taşısa da “Raiders of the Lost Ark'ın (1981)” finali yine korku filmlerini aratmıyordu. Keza onun ön bölümü olan “indiana Jones and the Temple of Doom (1984)” ise çok daha ileri gider: Hindistan’da tanrılar (Kali Ma) adına insan kurban eden bir yeraltı tarikatı ve bir gencin kalbinin diri diri sökülmesi gibi son derece sert sahneler içermekteydi. Nitekim bu film, içindeki karanlık ve yoğun unsurlar nedeniyle, ABD’de PG ile R arasında yeni bir yaş uyarısı derecelendirmesi olan PG-13 kategorisinin oluşturulmasına doğrudan öncülük etmiştir. hatta derecelendirme kuruluna bunu öneren Spielberg'ün kendiydi, fikir onun. “Close Encounters of the Third Kind (1977)” filminde küçük çocuğun kaçırılışı “ev istilası” temasına uyan bir korku anıydı. “War of the Worlds (2005)” esasen bilim-kurgu ve kozmik felaket (uzaylı istilası) janrında olsa da “JAWS” filminin açık sular için yarattığı fobinin bir benzerini fırtınalı gökyüzü ve yıldırımlar üzerinden yapmaya çalışıyor ve tüm film doğaüstü korku-gerilim unsurlarıyla dolup taşıyordu. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük