Steven Spielberg hem “B movie konseptine sahip ama icra olarak A kalite, eğlendirici, kaçışçı (gerçeklikten kaçış), geniş kitlelere yönelik/ticari (blockbuster), gösteri ve deneyim odaklı, (büyük bütçeli) etkinlik filmleri (bkz: Raiders of the Lost Ark)” hem “geçmişte Dünya'yı derinden sarsmış can alıcı hadiseler, sosyal meseleler, gerçek yaşam trajedileri gibi (ciddi) bir derdi olan, entelektüel kaygıları ticari kaygıdan üstün gelen, kişisel tutku projesi, karakter odaklı tarihi dramalar/prestij sineması (bkz: Schindler s List)” hem de “ana akım duyarlılıklar ile sanatsal kaygıları buluşturan, bir yandan ticari sinemanın o geniş kitlelere hitap eden gösteri ve eğlence vaadini yerine getirirken diğer yandan da ufuk-açıcı, düşündürücü, metaforik anlatımlar kuran filmler (bkz: minority report)” yapabilmekteki yeteneği ve başarısıyla ünlüdür. Farkı tam olarak burada yatar.
modern pinocchio hikayesi gibi başlayıp insanlık, sevgi, yalnızlık ve varoluş üzerine distopik bir meditasyona dönüşen, Stanley Kubrick mirası aiartificial intelligence (2001) filmini de atlayamayız.
Steven Spielberg, tıpkı bir orkestra şefinin senfoniden sonra jazz'a aynı ustalıkla yönelmesi gibi, bazen aynı yıl içinde, bazen de birbirini peşi sıra takip eden yıllarda farklı kulvardaki filmleriyle izleyiciyi şaşırtır. Yaptığı tam olarak hem teknik virtüözlüğünü hem de duygusal yelpazesinin inanılmaz genişliğini göstermektir, öyle ki bu sayede tek bir yönetmenin çok kısa sürede, ana akım eğlenceden ağır tarihsel drama geçiş yapabildiği nadir örneklerden biri olmuştur.
Aynı yıl (1993) gösterime giren Spielberg'ün Jurassic Park ve Schindler s List filmlerinden yola çıkarsak her ikisinin de kısaca "Geleneksel Sinema/Klasik Anlatı Sineması" örneği olması (yani Aristotelesçi dramatik modelden ilhamla yapısal açıdan serim, düğüm, çatışma, doruk noktası ve çözüm aşamalarından oluşan, olay örgüsünün kendi içinde mantıksal, tutarlı, anlaşılabilir bir sebep-sonuç zinciri şeklinde ilerlediği/her sahnenin bir sonrakini tetiklediği, ahlaki pozisyonun ve karakter motivasyonlarının net olduğu, özdeşleşme/bağ kurma, empatik hikaye anlatımı, güçlü/dramatik müzik ve 'ödüllendirici/arındırıcı son' ya da bir tür çözülme) hiçbir şeyi değiştirmemekte. Çünkü hedef kitleleri ve amaçladıkları (kaygıları) farklı bir kere.
Bilindiği gibi aynı gramerle, tamamen farklı cümleler kurulabilir.bilim-kurgu/macera türündeki canavar filmi (dinozorlar) jurassic park (1993), gerçekte olanaksız olanı (ya da artık var olmayanı) perdede mümkün kılarak seyirciyi heyecanlandırmak, eğlendirmek (zihnen kaçırmak) ve büyülemek ister; biyografik/tarihi drama türündeki Schindler s List (1993) ise tarihsel gerçeklerden yola çıkarak seyirciyi sarsmak, zorlamak, tanık yapmak ve düşündürmek (bu defa kaçırmamak) ister.Birinde tatmin edici kapanış, diğerinde bilinçli olarak eksik/acı veren son vardır. Biri renkli, diğeri neredeyse tamamen siyah-beyaz estetiktir.Kamera dili; birinde kinetik ve dinamik, diğerinde gözlemci ve çoğu zaman mesafeli. Daha da uzatabiliriz.
Sanat sadece biçimi parçalamak değildir.Formu ustalıkla kullanmak da bir sanattır. Sanat, formu bozarak yapıldığı gibi formu ustaca işleyerek de yapılabilir. Empati üretmek, katharsis yaratmak ve izleyiciyi duygusal olarak dönüştürmek küçümsenecek, hafife alınacak ya da kolay bir estetik başarı değildir. 'Dili icat etmedi. Ama çok iyi konuşuyor.' Spielberg, klasik anlatı sinemasının en “rafine” uygulayıcılarından biri olagelmiştir.
Meslektaşı ve dostu Francis Ford Coppola onun hakkında çok doğru olan şu yorumu yapar;
“Steven, hem ticari işler yapabilmesi hem de sanatsal eserler ortaya koyabilmesi bakımından adeta kutsanmış biridir. Bu yüzden onu hep bir nevi George Gershwin’e benzetirim. çünkü Gershwin hem bir Broadway müzikali yazabiliyor hem de 'Concerto in F' gibi bir eser besteleyebiliyordu; yani ikisini de yapabiliyordu. Bunu başarabilen insan sayısı çok azdır. Steven da bunu yapabiliyor. Ve bu doğuştan gelen bir yetenek olmalı...”
Bu Amerikalı film yönetmeni ve yapımcısı bir yandan çok yetenekli, ne istediğini çok iyi bilen, işbilir bir eğlenceci diğer yandan da oldukça yaratıcı, kişisel tutkularının peşinden giden, derdi olan bir sinema yapan ve duygusal derinliğe sahip güçlü bir (görsel) hikaye anlatıcısıdır.
Takıntılı olduğu belli başlı tür ve temalar olsa da Steven Spielberg türden türe atlar, çok yönlüdür. El atmadığı bir Western kaldı sayılır. Birkaç istisna dışında da neredeyse her türün altından başarıyla kalkmasını bildi.
O, mükemmelliyetçilik saplantılı bir filmci hiç olmamıştır. Hatta kusurları bile sever.
Spielberg'ün izleyicilere yol gösterme, seyircinin zihinlerini ve duygularını kontrol etmede ise gerçekten esrarengiz bir yeteneği var.
Onun filmlerinde aksiyon, karakterin başına gelenlerle ilgili değil; karakterin olan bitenlerle ne yaptığı ile ilgilidir.
Steven (Allan) Spielberg, kökleri doğu avrupa (Ukrayna-Polonya) Yahudileri'ne uzanan orta-sınıf bir aileden ve Amerikan banliyö hayatından gelerek Amerikan Rüyası'nı gerçekleştirmiş biridir. Hal böyleyken o neden ve nasıl "anti-Amerikan" olsun ki?! Spielberg'ün filmlerinde vatansever duygulara rastlanılsa bile bu, "olmayacak işlerin peşinde koşan (romantik) bir vatanseverlik değildir," indiana Jones and the Raiders of the Lost Ark (1981) senaristi Lawrence Kasdan böyle söylemekte onun için. Bir eleştirmen ise onun yaklaşımını şu şekilde özetler; "O, Munich (2005) filminde olduğu gibi, teröre karşı savaşı destekliyor; ama bundan (yöntemlerinden) rahatsız da oluyor. Onun filmlerinde her iki bakış açısına da yer var. Spielberg, tipik bir aydının Hollywood'daki yansımasıdır..."
Buradan çıkan sonuç şudur; onun sinemasında Amerikan kurumlarına ve ideallerine duyulan bir güven vardır. Ancak bu körü körüne bir yüceltme değildir. Mücadele haklı olabilir; ama yöntemleri sorgulanmalıdır. Saving Private Ryan (1998) filmine bakıldığında, Amerikan ordusuna duyulan güven hissedilir.Fakat savaş yüceltilmez.aksine savaşın kanlı, travmatik ve insani yıkımı vurgulanır.Kahramanlık romantize edilmez; görevler sorgulanır: “Bu kadar hayat, bir kişi için feda edilmeli mi?” O bir filmci olarak ne saf bir propagandist, ne de sistem karşıtı bir aktivisttir.
steven spielberg, kamerayı çok doğru yerlere koyar ve ustalıkla hareket ettirir, dramatik hareketlerine rağmen kamerasını "görünmez" kılmayı da başarır.
spielberg’ün yönetmenlik tarzında öne çıkan tekniklerden biri "oner shot" (ya da kısaca oner) olarak bilinen kesintisiz, tek çekimlerdir. oner, sahnenin dramatik yapısını, karakterlerin mekandaki bloklamasını (blocking) ve olay akışını tek bir kesintisiz kamera hareketiyle anlatır. plan sekanslar gibi süre olarak abartılı, aşırı uzun ya da şov amaçlı değil, daha kısa ama oldukça işlevseldir. izleyici çoğu zaman kesme olmadığını fark etmez bile.çünkü öncelik gösteriş değil, anlatıdır. spielberg bunu aksiyon ya da şovdan ziyade merak uyandırmak, seyircinin karakterlerle duygusal bağ kurmasını ve hikayeye dalmasını sağlamak için kullanır. tek bir çekimde neyi gösterip neyi göstermeyeceğini bilmek ve doğru zamanda (aktaracağı daha fazla bir şey kalmadığını hissettiği anda) kesme yapmak. spielberg'ün oner shot sahneleri genellikle tek bir çekimde birden fazla kompozisyona sahiptir. bu, kamera hareketleri ve oyuncu blokajının birleşimiyle sağlanır. örneğin, bir sahne bir genel çekimle başlayıp, ardından orta plana ve yakın plana geçebilir, tüm bunlar kesintisiz bir hareketle gerçekleşebilir.
Steven spielberg, kamera hareketi ile oyuncu koreografisini senkronize etmekte (blocking) tam anlamıyla bir ustadır. blocking, sahnedeki oyuncuların nerede duracağı, ne zaman hareket edeceği, hangi jestleri yapacağı ve kameranın bu hareketleri nasıl izleyeceği gibi unsurların önceden titizlikle planlandığı bir süreçtir. spielberg, bu teknikle hem karakterler arası ilişkiyi hem de mekansal algıyı çok etkili biçimde kurar. Kameranın karakterlerle birlikte hareket etmesi, izleyicinin kendini olayın içinde hissetmesini sağlar. Seyirci adeta sahnenin bir parçası haline gelir. öte yandan maksadı hareketli kamera ve alan derinliğini kullanarak 'oyuncu merkezli dramatik anlatım'ı oluşturmaktır. Her blocking örneği bir "oner" değildir; Spielberg, bloklamayı hem kesintisiz çekimlerde hem de kesmeli sahnelerde kullanır.
"l_" şeklindeki kamera ve oyuncu hareketleri: Temelinde, kameranın ve/veya oyuncuların sahnede "l_" şeklinde hareket etmesi yatar. sinematik anlatımda küçük detayların ne kadar büyük farklar yaratabildiğini gösteren harika bir örnektir. Genellikle kamera, bir sahneye yatay veya dikey bir hareketle başlar ve ardından 90 derecelik keskin bir dönüşle farklı bir eksene geçer. yeri gelir oyuncular da sahne içinde benzer "l_" şekilleri çizerek konumlanır veya hareket eder. Böylece sahneler asla durağan kalmaz. Sürekli hareket, izleyiciyi canlı tutar ve anlatıma dinamizm katar.Tek bir kesintisiz çekimde bile farklı açılar ve derinlik hissi yaratır. Bu, seyirciye sahnenin tüm coğrafyasını çok daha iyi hissettirir.
Sonuç: "Spielberg oner" ve "Spielberg face" gibi terimlerin sinema dilinde yer almasının kesinlikle haklı bir sebebi var. Onu ve sinemasını hafife alanlar hiçbir şey bilmiyor...