steven spielberg

entry99 galeri
    99.
  1. Haziran'da vizyona girecek yeni filmi “Disclosure Day / ifşa Günü” için Empire Magazine'e verdiği röportajda Steven Spielberg şunları söylüyor:

    “Son zamanlarda Dune filmlerini çok sevdim. Sadece son zamanların değil, tüm zamanların en sevdiğim bilim-kurgu filmleri arasında yer alıyorlar. Özellikle ikinci film. Bence Dune Part Two , Denis Villeneuve'ün şimdiye kadar yaptığı en iyi film. Üçüncüsünü izlemek için sabırsızlanıyorum. Eminim bana önceden gösterecektir...”

    Spielberg şöyle devam ediyor:

    “Henüz bir korku filmi yönetmedim ve her zaman yönetmek istedim, belki bir gün yaparım. Ama bu isteğimi tatmin eden harika korku filmleri zaten çıktı. Weapons (2025) gibi harika bir korku filmi izlediğimde, kaşınmam gereken bir kaşıntı hissetmiyorum. Weapons'u izliyorum ve bu bana onun kadar korkutucu ya da daha korkutucu bir korku filmi yapma isteği uyandırmıyor. Beni o kadar tamamen tatmin ediyor ki, bir gün gerçekten çok korkutucu bir film yapma arzum bile ortadan kalkıyor.”

    Elbette Steven Spielberg hiç korku filmi yönetmedim derken mütevazı davranıyor. Çünkü kendisini üne kavuşturan JAWS (1975) bir sahil kasabasında dehşet saçan canavar hakkındaydı. Tek farkla: bu su/okyanus canavarı, doğaüstü bir güç değil; doğal/doğadan gelen bir tehditti. Hayvan saldırısı, katil hayvan (büyük beyaz köpekbalığı). Öyle ki JAWS küresel çapta bir okyanus, açık sular, Deniz fobisi yaratan film oldu. gerilim ve macera türlerinin yanı sıra natural-korku bu yüzden.

    Ayrıca ustanın profesyonel kariyerindeki ikinci uzun-metrajı olan ama çok kısıtlı bütçeye sahip TV filmi “Something Evil (1972)” doğaüstü bir korku draması olarak sınıflandırılmıştı zamanında. Ancak bu TV prodüksiyonunun hem hiç sinema salonlarına uğramaması hem de bugünlerde temiz bir sürümüne, yaygın bir gösterimine ulaşmanın bile mümkün olmamasından ötürü o konu dışı kalıyor. Daha çok kariyerinin başındaki, unutulmuş bir korku filmi çabası denebilir.

    Öte yandan resmi yaratıcısı (hikaye/geliştirme, ortak senarist) ve yapımcısı olduğu doğaüstü/paranormal korku türündeki perili ev vari hayalet hikayesi Poltergeist (1982) filmi var. Ama onu Spielberg'ün filmografisi arasında sayamıyoruz. Çünkü Poltergeist, aksine inananlar olsa bile, en nihayetinde Tobe Hooper'ın yönettiği bir filmdi.hatta filmin genel konsepti, ilkin sözlü olarak Hooper'dan çıktı.

    Spielberg'ün diğer bir olayı da korku türünde olmayan filmlerinde “korkutucu” anlar yaratmasında saklı. Misal bilim-kurgu ve aile filmi klasiği olan “E.T. the Extra-Terrestrial (1982)” ironik bir şekilde sanki bir korku filmi gibi açılıyordu. “Jurassic Park”'ta (1993) T-Rex'i ilk gördüğümüz o an bir korku filminden fırlamış gibiydi. Her ne kadar ‘canlı/gerçek çekim (live action)’ filmde karton bir macera ruhu taşısa da “Raiders of the Lost Ark'ın (1981)” finali yine korku filmlerini aratmıyordu. Keza onun ön bölümü olan “indiana Jones and the Temple of Doom (1984)” ise çok daha ileri gider: Hindistan’da tanrılar (Kali Ma) adına insan kurban eden bir yeraltı tarikatı ve bir gencin kalbinin diri diri sökülmesi gibi son derece sert sahneler içermekteydi. Nitekim bu film, içindeki karanlık ve yoğun unsurlar nedeniyle, ABD’de PG ile R arasında yeni bir yaş uyarısı derecelendirmesi olan PG-13 kategorisinin oluşturulmasına doğrudan öncülük etmiştir. hatta derecelendirme kuruluna bunu öneren Spielberg'ün kendiydi, fikir onun. “Close Encounters of the Third Kind (1977)” filminde küçük çocuğun kaçırılışı “ev istilası” temasına uyan bir korku anıydı. “War of the Worlds (2005)” esasen bilim-kurgu ve kozmik felaket (uzaylı istilası) janrında olsa da “JAWS” filminin açık sular için yarattığı fobinin bir benzerini fırtınalı gökyüzü ve yıldırımlar üzerinden yapmaya çalışıyor ve tüm film doğaüstü korku-gerilim unsurlarıyla dolup taşıyordu. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
    1 ...