ilk defa gidenler için cok sıkıntı olabilir burası.
sırf sipariş verememekten korktuğu için starbucksa gitmek istemeyen tanıdıklarım var.
daha iyisi, daha iyi bir ortam için (bkz: kahve dünyası)
boğaziçi üniversitesinde yakın zaman önce açılmış ama açıldığına pişman edilmiş olan, sınıflar arası farkı daha da tetikleyen, lüks ötesi, küresel şirket.
etiler şubesinde müşterilerinin ne sipariş verdiklerini anlamak için tercüman gerektiren mekan.
ağızlarını yaya yaya öyle bir konuşuyorlar ki çoğu zaman kasiyer eleman anlamıyor. hele bunu koca koca kelli felli
kart adamlar yapınca daha bir komik oluyor. demek tikiliğin yaşı yokmuş.
Not: güzel mekan
isim olarak kendi seçtikleri lakapları veren kişileri görebileceğiniz mekan.
rapunzel, badboy, pokahontas gibi...*
- arkadaşlar ne içiyorsa ben de aynından alayım lütfen...
+ gırande karamel apaçiyaato...
izmir bornova'ya kıyasla konuşuyorum, çay çok ucuzdur burda. küçük park'ta da burada da büyük çay 2.5 liradır. fakat bunların büyük çayı yarım litre kadar vardır, dolayısıyla benim gibi tek bardak çayı çaydan saymayan tipler için süper ucuza gelir.
bu kahveciyi eskişehirde esparka açanın ağzına tükürmek istiyorum. ben sevgilimle ne güzel kahve dünyasında takılıyordum, şimdi her kahve içeceğimizde tatlı yiyeceğimizde, lan starbaks diye tutturmaz umarım şeklinde düşünceler oluşuyor.
hayatımda bir kere gittiğim kahvesi güzel olan yapmacık mekandır. zaten erkekler için bir ortamda kadın-kız oranı ile ortamın yapmacıklığı doğru orantılıdır, muhtemelen bu yüzden en iyi arkadaşlıklar askerde kurulur neyse konumuzdan sapmayalım.
ulan bu starbucks'da kahve isimleri olsun, kasiyerin boy seçeneklerini ingilizce söylemesi olsun sinir ediyor beni. bu ne özentidir arkadaş, batılı olmak deyimini g.tünden anlamanın en bariz örneğidir bana göre. aman ingilizce söyledin havan oldu, hele karşı taraf bir an kaldıysa güldün, eğlendin değil mi ibne seni...
evet sizde bu tür yapmacık hareketlerden, ingilizce konuşma yavşaklığından huylanıyor musunuz, yanaşın yanıma kendi tuzaklarına düşüreceğiz onları.
***
google translate'e giriyor ve boy seçeneklerinin italyanca yada fransızcasına bakıyoruz hatta ben bakıp yazayım.(italyan kahvesi daha meşhur olduğu için italyanca tavsiyemdir)
italyanca;
büyük - grange
orta - medio
küçük - piccolo
starbucks'a gidip alıcağımız kahveyi seçiyoruz ve işte o an geldi, kasiyer bize ingilizce olarak boy seçeneklerini küçümseyici bakış ifadesi ile hızlı bir şekilde sayıyor ve biz öyle ortalarsan böyle çakarlar ifademiz ile cevap veriyoruz 'piccolo' bunu dediğimiz anda kasiyer kalıyor tabi(tam bu anda öcün dozuna göre kahve boyutunu tekrar edebiliriz 'piccolo') daha sonra özür dileyip boy seçeneğimizi ingilizce söylüyoruz, yan tarafa kahve almaya giderken de kasiyere malsın, bir bok birliğin yok bakışı atmayı ihmal etmiyoruz.
***
yöntem bu sayın sözlük yazarları, alalım öçümüzü.
not: kobedb.
not2: eksileyen arkadaşım italyancayı beğenmediysen fransızca söyle sende. :)
sırf fotoğraf çekinmek için gidenleri bile tanıyorum. her an her yerinde flaş patlayan, self servisi olan, sosyalist geçinen arkadaşlarınızı orda gördüğünüzde kıçınızla sosyalistliğine güldüğünüz, bir de garson çağırmak gibi bir gaflete düşersen bir daha gitmek istemeyeceğin anlamsız mekan.
vakti zamanında aldığım termosuyla bugün hayatımın en düzgün omletini yaptığım an kendisine minnettar kaldım. bir dahakine krep yapmayı düşünüyorum.
ayrıca frappuccino dünyanın en güzel şeylerinden biri olabilir.
gitmediğim gitmeyi de düşünmediğim mekandır. mesele bir bardak kahveye bilmem ne kadar para verme meselesi değildir. mesele verdiğin paranın gittiği yerdir. yerli sermayenin açtığı bir cafe de içerim o afilli kahveyi para da istihdam da refah da memlekette kalır. genel tavsiyedir. yerlisi varken yerlisini kullanın.
bi keresinde 4 bilemedin 5 kişinin (hepsi erkek) yanlarından geçen görevli kıza seslenip. " ya biz kalkmaya üşeniyoruz sipariş versek olmaz mı" demesine şahit olduğum yer. kız o kadar alaycı tavırla, o kadar küçümseyerek bir pireymiş gibi "hayır" dedi ki ben bozuldum resmen. *
2 ay önce upper sales management eğitiminde eğitimcimin zoruyla roll play olarak "bedava kahve istemek" zorunda kaldığım ama yapamadığım kahveci.
olay "sizce satıcı mı daha güçlü yoksa alıcı mı?" sorusuyla başladı. cevap basitti. parayı ödeyecek kimse, o daha güçlüydü. hiç düşünmeden alıcı diye cevap verdik doğal olarak... .
sonraki soru şu oldu... starbucks a haftada kaç kez gidersiniz?
-ortalama 2
ne kadar zamandır gidiyorsunuz?
-4 yıl kadar oldu
hımm...kaç lira hesap ödersiniz
-15 civarı
wovvv...kaç kahve içersiniz
-2
starbucks her bir kahvaeyi kaça mal ediyor biliyormusunuz?
-0,75 di sanırım
süper, yani her ziyaretinizde 13,5 tl sizden para kazanıyor, kaç demiştiniz haftada? 2 mi? 2x52x13,5 ortalamaaa 1500 tl.
-o.o
kaç demiştiniz?4 yıl mı? kaba hesapla 4 yılda 5600 tl kazandırmışsınız , doğrumuyum...
-.....
doğru değilmi , 5600 tl
- doğru evet,
peki bu kadar para kazandırmanıza rağmen , şu güne kadar size herhangi bir indirim, promosyon vs yaptılar mı?
- hayır
onlara sadece 4 yılda 1 maaşınız kadar kar ettirdiniz ve size herhangi bir promosyon vermediler mi?
-hayır
işte böyle, şimdi size vereceğim ödev şu, bu bilgiyi ister onlara açıklayın, ister açıklamayın, starbucks a gidip kendinize bedava, veya iskontolu kahve istemenizi istiyorum, sabah bana üzerinde adı yazılı en çok kahve bardağını getiren kişi bu eğitimde elde edebileceği en güzel ödülle ödüllendirilecek....
ne mi oldu? tabiki starbucks a gittim. her zamanki gibi Chai Tea Latte mi istedim, parasını kuzu kuzu ödedim ve çıktım.
ama meşhur (bkz: tok satıcı) kelimesini lugatıma kattım o ayrı.