bu politika ile asıl amaç eğitim ve kalitesinden ziyade akp nini cemaate ayar vermesidir.
cemaat vaktiyle -ve halen- tayyip gitsin akp kalsın propagandası yürütürken tayyip in gerçekten de gideceğini zannediyordu hatta gezi olayları sırasında açık açık olayları desteklediler.
protestoculara aşırı güç kullanan ve hükumeti zor durumda bırakan cemaat mensubu polislere rağmen tayyip erdoğan önce polise sonra sokaklara daha sonra da siyasete hakim oldu. hatta cemaatçi polislere rağmen olayları bastıran "benim polisim" e takdirler taltifler vs. verildi.
şimdi azıcık hafızayı zorlayıp cemaat adına açıklamalar yapan "gazeteciler ve yazarlar vakfı"nın gezi olayları sonrasında hükumeti yalayan, biz ettik sen etme diyen açıklamalarına baksın.
cemaat gezi de kaybetmiştir. bu öyle bir kaybediştir ki öncekilerden çok farklıdır.
bundan önce cemaat hep karşı cenahtan yapılan saldıralarla mağdur edebiyatı yaptı. bu kez durum farklı bu kez mağdur cemaat değil, bu kez mağdur sivil darbe girişimini savuşturan başbakan. şimdiye kadar cemaatin içinde olmasa dahi tarihsel ideolojileri gereği karşı cenahtan gelen saldırlarda cemaatin yanında olan mütedeyyin insanlar artık yanlarında değil ve bu çizgide kaldıkları sürece asla da olmayacaklar dolayısıyla cemaat tarihinde karşılaştığın en büyük tehlike ile ortadan kaldırılma tehlikesi ile karşı karşıya.
bakmayın biz şunu destekleriz biz bunu destekleriz dediklerine bunların etkileyebileceği oy oranı %5'i aşmaz. cemaat içinde olup da cemaat chp ye oy verin dese bile akp ye oy verecek çok insan var.
o dersanelerin kapanması tamamen başbakan a karşı darbe girişiminde bulunan cemaatin suçu.
etme bulma dünyası işte. napacan. mecbur başa geldi çekicen.
geçenlerde s haber kanalında gazeteciler ve yazarlar vakfi nin peşpeşe hizmet adına açıklamarıyla ilgili haberlerine rastladım. gezi olayları sırasında mısır da bir gazeteye başbakanın diktatör olduğu konusunda demeçler veren zaman gazetesi yazarını, gezi olayları yaşanırken sağduyu kisvesi altında "başbakan gitsin akp kalsın" mesajını inceden inceden işlediklerine hep birlikte şahit olduk.
kaba tabirle bükemedikleri tayyip erdoğan bileğini öpüyorlar ama başbakan bunu yemez!
cem uzan, aydın doğan, ergenekoncular, darbeciler derken sıra türkiyenin ayağına dolaşan sınavda hile-hurda kul hakkı ile devlete adam yerleştiren cemaate geldi. şimdi bızzık bızzık dolanıyorlar. gazamız mübarek olsun diyorum.
inşallah en yakın zamanda devlet kadroları hizmet denen püsküllü beladan da kurtulur.
bu arada fettullah gülen abd de aylık yayın yapan bir dfergiye röportaj vermiş neden türkiye ye dönmüyorsunuz sorusuna da "ben gidersem demokratik adımları atan hükumet zor durumda kalır, demokratikleşme yavaşlar" demiş ve mesajı da göndermiş "türkiye ortadoğu da ab ve abd nin demokratikleşme hareketinin elçisi olabilir, şu anda bu noktada değildir ama potansiyeli var" demiş yani demiş ki erdoğan la bu iş olmuyor ortadoğuda türkiye üzerinden politika geliştirmek için erdoğan ın gitmesi lazım demiş.
henüz kavrayamadığımız bir nedeni olduğu aşikardır zira insaoğlu bok böceğinin ne kadar muhteşem bir varlık olduğunu son 20-30 senedir keşfetti. bırak bok böceğini dünyayı evreni biz daha kendi vücudumuzda ne işe yaradığını bilemediğimiz bir sürü organ-doku ile uğraşıyoruz. 40 yıl öncesine kadar menüsküs yurtıklarında yırtık kısım değik menüsküsün tamamı alınıyordu ameliyatlarda sonra anladık ki amortisör vazifesi varmış.
mesela bademciğin, apandistin ne işe yaradığı tam olarak bilinmiyor hala.
kaldı ki evren! oraya daha çok yolumuz var. bir hikmeti vardır ancak anlayabilmemiz için baya bi zaman gerekiyor. senin gece gördüğün yıldızın sana ulaşan ışığıın 3 milyon ışık yılı uzaktan geldiğini aklın alıyorsa evrenin de neden yaratıldığını biraz kavrayabilrsin belki. düşünsene ışık hızında hareket eden bir gemin olsa o yıldıza ulaşman 3 milyon yıl sürecek belki de o yıldız çoktan bir süpernova patlamasıyla ömrünü dolurdu. sana gelen ışık 3 milyon yıl önce oluşan bir ışıktı. dehşey verici değil mi?
düzenli bir görünüm var ancak düzen orada olmasın da burada mı olsun sorusunu da beraberinde geitriyor. abd deki en eski şehir max 250 yıllık yani orada kentleşme müsait alanlarda belirli bir düzen dahilinde yapıldı bunun etkisi büyük. bizim 2-3 bin senelik şehirlerimiz var. bunun bir bahane olmaması gerekiyor ama neticede bir faktör.
markası kemal kılıçdaroğlu nun da gömleğini giydiği marka olan "etro" dur çorabı 175 ise gömleği sen düşün. ha bu arada kendisi istanbul büyükşehir belediye başkanlığı adaylığı sırasında yırtık ayakkabı ile geziyordu. küçük bir anektod.
sonradan tövbe etmiş ve namaz kılmayı yeni öğreniyor olabilir hatta sen o adamı iki gün önce meyhanede içerken görmüş de olabilirsin. ama o gün içinde belki imana gelmiş belki doğru yolu bulmuş olabilir. içinde riya varsa zaten kıldığı namaz kabul olmaz ama sırf yanındakine bakıyor diye bir insanın namaz kılmasını eleştirirsek haşa şirke kadar gideriz.
ön yargıyla sallamadan önce biraz "hoşgörülü" olmak da fayda var. riyakarlık yapıyorsa bile kendisine allah hidayet nasip etsin den öte dua edilmemesi gerekir.
yanlıştır dogrudan kur an i kerim i hedef alan aşağılık davranışlar da var. meteor onların basına yağmıyor da risaleyi yasaklayan kişilerin basına mı yağıyor. rusya coğrafya olarak dünyadaki en büyük ulkeleden biri dolayısıyla üzerine meteor düşme ihtimali bir Çok ülkeden daha fazla denizlerin karalardan fala olması gibi.
edit: bazı bıdıklar rahatsız olmuş anlaşılan. ülen mercimek beyinli! aç kur'an-ı kerime bak kaç tane kavmin helakından bahsediyor. Rab bir kavmi cezalandırmak istediğinde neler olmuş gör! sonra o ufak beynini biraz zorla. her şeyi sana kendi işine gelenleri öğreten abilerinin gözünden değil doğrudan kur'an ışığından görmeye çalış.
yanlış bir iddiadır. kime göre neye göre diye sorarlar adama!
bir şeyin aleladeliğin ölçüsü konçertosunun olup olmamasıyla ölçülmez. o dediğin zaten batı kültürüne ait bir olgu olduğundan kavalın konçertosu olmaz, dinletisi olur,zaten kendi kültürüne ait türküleri de dinlersen içinde bol miktarda kullanıldığını görürsün.
hep bu batı özentisi olmanın, ezik karakterler yetişmenin sonucu bunlar. kendinize güvenin, kendi kültürünüzle barışık olun.
saksafon da on numara enstruman değil ama adamların başkanları bile çalıyordu zamanında.
blogundan keşfettiğim vatandaştır. incide de yazmış burdan öğrendim. yazıları eğlencelidir.
burada ordan burdan toladıklarını yazmış vs diyen arkadaşlar olmuş. nerden toplcaktı *bir yerden kaynak göstermese bu sefer de götünden uydurdu demeyecek miydiniz?
hatanın sebebi: şimdi borsa 73 bin seviylerinde seyrediyor. bir iki ay önce not artırımı beklentisi ile gelen rüzgar imkb yi yaklaşık %15 yukarı taşıdı. yani beklenti artık satın alındı. bundan sonra not artırımı gelse dahi dah fazla yukarı gitmez yeni bir beklentinin oluşması lazım.
2013 dünya genelinde çok da iyimser beklenti yok türkiye özelinde de not artırımı beklentisi var. o satın alınmışken 73 den hedef neresi 90 mı olacak 2013 te? tabiki olmayacak.
1000 lira ile çeyrek altın alıp düğüne saklamak daha iyidir. 1000 lira ne lan! komisyona yetmez o para.
gençliğinde komünist olmayanın kalbi yok, yaşlılığında komünist olanın aklı yok lafını aklımıza getiren olaydır. şimdi bu abiye git hadi eşit paylaşalım de. kendi elkindeki görmez kendinden daha zenginlerin ellerindekinin de kendisine paylaştırılmasını ister.
sosyalist bir partinin banka ortağı olmasıdır. gariptir. ülkedeki (dünyada başka örneği var mı bilmiyorum) banka ortağı olan tek parti chp dir. gerçi bankadan gelir elde etmiyor, payı iki kuruma aktarılıyor ama "iş Bankası 2009 Mart ayı sonundaki 10.348.056 bin TL'lik piyasa değeri ile Türkiye'de halka açık şirketler arasında "dördüncü" durumda." diyor sitesinde. http://www.isbank.com.tr/...klik_Yapimiz-235-226.aspx
chp nin payının %28,1 olduğu düşünülürse chp nin hisselerini satması durumunda yaklaşık 290 milyon tL gibi (tabi 2009 rakamları ile şimdi bu rakam 300 milyon un çok üzerindedir)gelir elde etmesi gündeme gelir ki böyle bir gelirin nereye aktarılması lazım geldiğine yazar kardeşlerimiz karar versin.
italya da çok tutan ama burda kimsenin yüzüne bakmadığı araçtır. zira italya da küçük olsun da ne olursa olsun anlayışı hakimken bizde büyük olacak dürtüsü ağır basar. bize göre değil vesselam.
bombalar bizim olmadığından imkansız olan durumdur. adam yedirir mi sana o bombayı o kadar araştırsın nükleer teknolijiye geçsin vs. sonra sen al kandil e at yok ya!
kendi bombanı kendin yapacaksın hemşerim. daha nükleer santral kurup elektrik üretemiyoruz. ona bile milyon tane tan tana var. (şimdilik;)nerde nükleer bomba nerde biz.
Atatürk'ün 7 Şubat 1923 günü öğle vakti Zağnos Paşa Camii'nde okunan mevlidden sonra minbere çıkarak yaptığı konuşmadır. Atatürk hutbesinde Allah'ın birliğinden, şanının yücelğinden, islam dininin son ve kusursuz din olduğundan bahsetmiştir.
""Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Cenâb-i Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizami, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimussan'daki açık ve kesin hükümlerdir.
insanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilâhî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak'tır." demiştir.
kazım karabekir paşaya göre mustafa kemal paşa o dönemde halife olma istediği için böyle bir girişimde bulunmuştu. akabinde 1 kasım 1937 de meclis kürsüsünden
"Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz." demiştir.
bir dönem bizzat mustafa kemal tarafından savunulan, yüceltilen islam dininin halifelik makamının son temsilcisidir. (bkz: balıkesir hutbesi)
resmi tarihin anlattığı halifedir ayrıca. tarih böyledir işte kazananlar yazar. aceba mustafa kemal değil de kazım karabekir paşa cumhurbaşkanı olsaydı nasıl bir tarih okurduk?
Herkesten farklı olduğunu, daha zeki olduğunu hissettirme çabasıdır.
Etrafınızda herkesin beğendiği bir filmi, kitabı, elektronik bir aygıtı, arabayı kısacası hemen her şeyi eleştiren, kendince olgunun önemsiz, basit ve iyi olmadığı noktasında delilleri bulunan insanlar görmüşsünüzdür.
Bu tip insanlar, kendisi de bizzat beğense dahi topluluk içinde herkesin beğendiğini şeyleri beğenmeyerek farklı olma ya çalışır. Bu davranışın altında herkesten daha zeki olduğunu hissettirme, daha farklı olduğunu dışa vurmaya çabası yatar. Kolay kolay kimsenin anlayamayacağı şeyleri ancak kendisinin anladığını düşünür. Yeni aldığınız bir saate Kaça aldın? Çok para vermişsin, Eminönünde şu kadara satıyorlar. diyen tipler de bu sınıfta yer alır. Bu tip insanların azınlıkta kalmaktan müthiş bir keyif aldıklarını görürsünüz, onlar için mevcuda muhalif olmaktır farklı olmak. Zekânın göstergesidir. Aklın yolu onlar için bir değildir. Kimsenin beğenmediğini beğenmek, herkesin beğendiğini basit, sıradan görmektir genel davranış eğilimleri.
Bu tip davranışların münferiden sergilenebildiği gibi topluluk halinde de sergilenmesi mümkündür. Bireysel olarak azınlık sendromu eğilimi olmayan insanların kendilerini ait hissettikleri grubun düşünce yapısının azınlıkta kalması sonucu, bir savunma mekanizması olarak kendini çoğunluktan daha akıllı görme eğilimi oluşur. Böylece mevcut düzen içerisinde kendi düşünceleri itibar görmese de zaten çoğunluk kendi düşüncelerini anlayacak kadar zeki (!) olmadığından, düşüncesinin kıymeti anlaşılamamış, yeterince değeri bilinememiştir. Kendini uçtuğu için idam edilen Hezarfen Ahmet Çelebi gibi görür. Zira etrafındakiler ne büyük işleri düşündüğünü yıllar sonra ancak anlayacaklardır.
Özellikle siyaset eksenli ayrışmalarda sıkça karşımıza çıkar bu davranış tipi. Kendi düşünce yapısının ülkenin %20 si tarafından paylaşıldığını görmek seçmeni savunma mekanizması olarak azınlık sendromuna iter. Böylece azınlık olmakla birlikte ülkenin çoğunluğundan daha zeki ve ileri görüşlü olduğu konusunda kendini ikna eder. Bununla da kalmaz, çoğunluk olarak bir partiye oy vermiş insanları ülkesini düşünmemek hatta ülkesini satmakla suçlar. Neticede eğer çoğunlukta olan seçmenler de kendisi gibi düşünecek kadar akıllı olsalardı kendi partisinin birinci gelmesi gerektiğini düşünür.
Ülkemizde özellikle CHP seçmeninin azınlık sendromu eğiliminde olduğunu görürüz. AKPye oy veren insanların da kendi hür iradeleri, kendi zekâları olduğunu kabul etmez, bunun altında kömür, bulgur makarna arar. AKPnin %50 oy almasının hiçbir önemi yoktur. Hatta o %50 içinde kendisinden kat be kat daha zeki insanların, akademik kariyer sahiplerinin, bilim adamlarının, iş adamlarının, sanatçıların olması da sonucu değiştirmez. Bütün o oylar kömür ve makarnadan devşirilir.