sis

entry178 galeri30
    151.
  1. Sisi severim, gözlüğü çıkarınca sis görmüş gibi oluyorum.

    Belirsizlikten tuhaf bir şekilde haz alıyorum.
    0 ...
  2. 152.
  3. 153.
  4. adeta istanbul üzerine çöken hava olayı.

    beş dakika içinde göz gözü görmez oldu.
    0 ...
  5. 154.
  6. keşke hava hep böyle olsa... harika ötesi.
    0 ...
  7. 155.
  8. 156.
  9. 157.
  10. çok güzel keşke hep böyle olsa.
    0 ...
  11. 158.
  12. Mükemmel bir yağış türü aslında. Ormanda daha da güzeldir.
    0 ...
  13. 159.
  14. 1952 yılında gerçekleşen "Londra Sisi" o kadar yoğundu ki, yer bile görünmüyordu. Bu sis aynı zamanda kendisiyle birlikte taşıdığı kimyasallar nedeniyle 4 gün içinde 4000 kişinin ölümüne neden oldu.
    0 ...
  15. 160.
  16. En sevdigim doga olayi ormanda sis içinde içmenin keyfi paha biçilemez.
    1 ...
  17. 161.
  18. kütahya'da yaşadığım dönemde, sis çöktüğünde anlardık ki sabaha çok sağlam kar yapacak... hiç şaşmazdı...sis arkası %100 yoğun kar...
    0 ...
  19. 162.
  20. sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
    omuzlarımıza çoktan çökmüştü
    kesik birer kol gibi yalnızdık
    dağlarda ateşler yanmıyordu
    deniz fenerleri sönmüştü
    birbirimizin gözlerini arıyorduk

    Sis deyince aklıma hep attila ilhan şiiri gelir.
    1 ...
  21. 163.
  22. Buna sismi diyorsunuz. Duvara bantlanmis muzu hak ediyorsunuz cidden.
    Insan yutan sis görmemişsiniz belli ki. Dağcılarin kankasidir.
    0 ...
  23. 164.
  24. bulut adı verilen, su damlacığı ya da buz kristallerinden oluşan atmosferik yapının, yer yüzeyine yakın bölgelerde oluşması. kimyada aerosol adı verilen karşımlara bir örnektir ve havanın taşıyabileceği nem kapasitesinin üzerine çıkıldığı durumlarda ortaya çıkar.
    4 ...
  25. 164.
  26. 166.
  27. istanbul'da bugün çok kötü bir sis var. yollar gözükmüyor. vapur seferleri iptal olmuş.
    0 ...
  28. 166.
  29. 168.
  30. Göz gözü görmüyor bandırma da, tam kazalık
    1 ...
  31. 169.
  32. Post apokaliptik bir evrene doğru sürdük valla kör sürüş.
    1 ...
  33. 170.
  34. oyunda rakip takım tarafından atılınca sinir bozan bir bomba türüdür.
    0 ...
  35. 171.
  36. 172.
  37. ankaradayım ben zannediyorum sadece burada var , demek heryerde böyle

    -samanyolu sırlar dünyası salih abi çıkar şimdi bi yerden .p
    0 ...
  38. 173.
  39. Bunun fazlası insanın içini fena karartıyor ya. Kötü Bir şey olacak hissi değil de hava ne zaman açılacak diye beklemek ama açılmaması sanırım insanı umutsuzlaştırıyor.
    1 ...
  40. 174.
  41. Uzunlari yakınca insan önünü göremez trafikte.
    1 ...
  42. 175.
  43. Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
    beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
    ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
    bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
    tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
    onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
    Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
    lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
    Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
    ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
    Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
    Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
    Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
    sefahate susamış bağrında yaşatan.
    Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
    sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
    Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
    ey bin kocadan artakalan dul kız;
    güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
    sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
    Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
    iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
    Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
    içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
    Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
    lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
    Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
    içerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
    Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
    Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
    Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
    Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

    Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
    Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
    Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
    Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
    ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
    geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
    ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
    Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
    ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
    Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
    ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
    edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
    “Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
    Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
    canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
    Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
    ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
    vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
    Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
    sembole eden harap ve sessiz evler;
    ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
    kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
    ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
    Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
    her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
    Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
    bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
    her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
    gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
    Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
    olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
    Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
    ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
    Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
    ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
    Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
    her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
    Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
    yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
    Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
    ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
    Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
    vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
    ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
    Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
    Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
    ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
    Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
    zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
    Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
    ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
    Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
    ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
    hele sizler...

    Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

    TEVFiK FiKRET
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük