"yapmak, üretmek" anlamına gelen arapça kökenli bir fiilden türeyen kelime olup aynı kökten türeyen sanayi ve suni (yapay, insan eliyle yapılmış) kelimeleriyle doğrudan bağlantılıdır kesinlikle şüphesiz. Platon Sanatı "taklidin taklidi" (mimesis) olarak görür ve tehlikeli bulur çünkü insanı gerçeklikten (idealardan) uzaklaştırır. Öğrencisi Aristoteles ise sanatı eğitici ve sağaltıcı görür. insanın trajediler yoluyla duygularından arınmasını (Katharsis) sağlayan bir araçtır onun için.
Eğer, şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin de değişmesi ve sanatın görünümlerinin “sıradan varoluş”a nisbetle daha yüksek bir varoluşa karşılık olmasını gözönünde tutarsanız, sanatçı, hamurunu veya çamurunu istediği yerden alabilir, bütün kıymet, ona üflediği ruh ve nefeste…
-sanat acı gerceklerden kacıp hayatta kalmak icin vardır.
baska bir yazar diyor ki:
-sanat gercekte yasamak icin vardır. gercek huzunlu de olabilir.
sanat ortaya karısık bence.
bazen acı. bazen eksi. bazen tatlı.
ama iyi ki var.
kendimi ifade edebildigim tek alan bu yalan dunyada.
bazen yazarak. bazen siir okuyarak. bazen dans ederek. bazen bir filmle-oyunla-baleyle-operayla. bazen bir sarkıyla:
idealize edilmiş güzellik (insan sesinin, renklerin, desenlerin, biçimlerin en uyumlu oranı, simetrinin kusursuz ahengi ), estetikle ve anlamla derinden bağlantılıdır. arabesk kültürün kadını nesneleştiren, şiddeti romantize eden ve nemfomanyak narsist, sosyopat patolojik tiplere özgü dürtüleri besleyen, geçici acınası hazlara yaslanan kurgusal pornografik imgelerle kıyaslanamayacak ölçüde bütünlüklü, zamansız ve kusursuz bir değeri temsil eder. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2462971/+
Sanatı soyunmak sanır Huzursuz Zengin,
Ajdar olur o vakit anca senin dengin,
Soyunurken dikkat et bir zahmet,
Dilan Abla gibi seslenirsin sonra "alo Engin"...
Vircinya da kim ola ki, Gülmekiçinyaratılmış Ablamın yakınında,
Gitsin oynasın o Kamile, cici odası ceviz ağacı-kayın masasında,
Sevgi saygı arar durur ablam benim, anca onun tasasında,
Ne yazık ki önündekini görmez, True kardeşim varken yamacında :-).
virginia woolf varlikli bir ailededir.
der ki insanin yazabilmek icin kendine ait bir odasi olmali.
ask zenginlerin isidir diyenler var.
gecim kaygisindaki insan dusunemez, sorgulayamaz diyen var.
hatta bi tane benim nefret ettigim tabir var sanki fakirlerin hayattan keyif almaya hakki yokmus gibi: fakirin karni doyunca pipisi kalkarmis.
ben bunlarin hicbiriyle hem fikir degilim.
tabi virginia woolf gibi cici bir odada yazabilmeyi kim istemez?
ama yoklukta sanat da yapilir, asik da olunur, sorgulanir da. nasil bir insan oldugunuza bagli.
kapitalist bir metaya dönüşüp sektörleştikçe,
dei,
insan kaynakları uzmanı gibi tagların tesirine girdikçe yozlaşıp çürür,
ve tarihten silinir.
sanat sahasında deneysel, keyfi teşebbüsler her zaman sektörleşme öncesindeki evreye denk gelir,
ve hiç kimse risk almaya korkmaz. pragmatik olmayan risk, yaratıcılığın en büyük katalizörüdür!
fakat istatistiklerin pragmatik olmayan risk i değersiz kıldığı piyasa koşullarında insanlık tarihinin en etkileyici filmi, müziği, oyunu, kitabı, belgeseli bile beş para etmez bir fikir olarak kalacaktır sırtlan ruhlu yatırımcıların gözünde.
her sahadan üzerinde şahsiyet buğusu tüten hâl izahına benzer tezahürler bekler ve bu vasat içinde manâ dilimizin zenginleşmesi ve maledilebilmesini dilerken, bu mevzuda kimsenin acelesinin olmadığını görüyorum...