Her seferinde bu yaşadıklarının sonunun elbet geçeceğini,sadece senin başına gelmediğini,çok daha kotulerinin olduğunun hatırlatılması ile aşılabilecek durumdur.
bazen insanı hayattan soğutan, lanet bir duygudur.. kapılır, peşinden gideriz.. mutluluğu kapatır bu duygu, bulamayız mutluluğu.. fakat, bir zaman sonra, anlarız ne kadar yanlış düşündüğümüzü.. mutluluğu basit şeylerde aramamız gerektiğini anlarız o zaman. bunu iyice idrak etmeliyiz.. mutsuz olunca hiçbir şey, "hiçbir" bile değildir, anlamsızdır her şey. mutlu olun. ne yaparsanız yapın, mutlu olun.
beyler mutlu olmak o kadar zor değil. size en basit anlatımıyla bir, iki, hatta bir, belkide bir kaç tane bilemiyorum artık şimdiki durumuma bağlı örnek(ler) vereyim sizde uygulayın belki yararı dokunur.
evde otur otur otur tabi sıkıcı olur ve mutsuz olursunuz. en basidinden varsa bir bisikletiniz çıkın dışarı pedallayın. sahil kenarı, dağ başı, şehrin içinde ne bileyim yaşadığınız coğrafyada neresi hoşunuza gidiyorsa artık yardırın.. kafanızdan o nötr düşünceleri atmanızda büyük faydası olacağından eminim. hatta bunu sabah erken kalkıp spor niyetine yaparsanız vücutta oluşacak adrenalin ve mutluluk endorfini, size gün içerisinde bolca yetecek kadar depolanacak ve rahat düşünüp sürekli aktif olacaksınız.
sabah deniz kenarı yahut ormanlık alanda oksijenin bol olduğu yerler doktorların felçli hastaları iyileştirmek için tedavi amaçlı verdiği reçetedir. bunu daha çok zenginler bilir, sabah yürüyüşünün adıda zengin yürüyüşü olarakta geçer.
düşünün bir kere! felçli hasta tedavi niyetine sabah hava aydınlanmadan oksijenin en bol olduğu zamanda bunu uyguluyorsa ve sonuç alıyorsa sağlıklı insanda ne gibi sonuçlar ortaya çıkar?
bunu 2-3 hafta günlük yürüyüş olarak en az yarım saat yapsanız hayata bakışınız değişir. stres yorgunluk vb bedenen ve ruhen olumsuz hissiyatlardan kurtulursunuz.
sonra gelip burda elimi öpmek için sıraya girersiniz.
tamam abartmayın beyler.
öğrenciyim. okul bitmek üzere ve beni bekleyen hayat 9-17. sürekli aynı şeyler raporlar, sunumlar vb. alacağım bir ev bir araba. sonra çocuğumun geleceği için yatırımlar ancak onunda sonu muhtemelen aynı olacak.
kendimi çarkın içinde koşan hamster gibi hissediyorum. sanırım mutsuzluk bu.
Şu an dibine kadar yaşadığım ve ağlamaktan şiş gözlerle yazdığım hissiyat. Elimde büyüyen bir canlinin boğularak öldüğü haberini aldim bugün. Siz de görmüşsünüzdür haberlerde. Köpek merkezini basan sel ve melek olmuş 8 varlık... biri de benim pablomdu. Aslında onu sahiplenen ben değilim bir abimdi ama 9 aylık kısacık hayatında minikliginden bu yana yanındaydım. Bütün yaz birlikte gezdik. Bir sürü arkadaşı oldu ve o bahçede bağlı halinden cok daha mutluydu. Canım çok acıyor. Empatisi olmayan hiç kimse beni anlayamaz. Alt tarafı bir köpekti diyecekler bir sürü insan ölüyor diyecekler ama umrumda bile değilsiniz. Onun ordaki kafesin icinde tek başına yaşadığı çaresizliği o kadar derinden hissediyorum ki... seni çok seviyorum pablo. Yanında olup seni kurtaramadığım için affet beni.
canın kaburgalarına varana kadar acırken mutlu olabilmek o kadar kolay olmuyomuş. sevgisizliğinle daha fazla savaşamazdım. benim için ne kadar zor olduğunu hiç anlamadın, bu gerçekle yanında kalmanın dayanılmaz acısını. tek bi bakışın bile yeterdi beni yerle bir etmeye. üzerimdeki etkini gücünü anlamadın. sana duyduğum sevgiyi bile tehdit olarak algılayacak kadar kirliymiş kalbin senin. canım yandığı için artık sana bi adım atmanın ruhumda bi şeyleri yıktığı için uzak kaldığım anları bile tehdit olarak algılamışsın. ne acımı anlamışsın ne sevgime inanmışsın sen. kurduğumu sandığım her şey toz bulutuymuş benim. boşa yanmışım boşa ağlamışım ben. ne yanındayken anladın beni ne de gidince gidişimdeki çaresizliği anladın. sadece sev istedim biraz olsun yanımda ol. ruhundaki kanayan yaramı bi kez de sen kanattın. gelsen ne olur ki sevgiden uzak kurak yüreğinde mi teselli bulurum ?
Ne kimseyi görme, ne de konuşma, düşünme, dışarı çıkma, yerinden kımıldama isteği duyuyorsun. Yine böyle bir günde, biraz daha önce, biraz daha sonra, bir şeylerin yolunda gitmediğini, açık konuşacak olursak, yaşamayı bilmediğini, hiç bilmeyeceğini, şaşırmadan keşfediyorsun. ilerlemekten vazgeçtin, ama zaten ilerlemiyordun ki, yeniden yola çıkmıyorsun, vardın sen, daha uzağa gidip de ne yapacağını kestiremiyorsun.
Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini -nasıl demeli?- dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren -öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor.
Mutsuzluk üzerine atılmadı, üstüne çullanmadı; yavaşça sızdı, neredeyse tatlılıkla sokuldu. Büyük bir dikkatle yaşamına, hareketlerine, saatlerine, odana işledi, uzun süre gizli tutulmuş bir hakikat, reddedilmiş bir gerçeklik gibi; direşken ve sabırlı, incecik, zorlu mutsuzluk, tavandaki çatlakları, çatlak aynadaki yüzünün kırışıklarını, dizilmiş oyun kağıtlarını ele geçirip sahanlıktaki musluktan damlayan suyun içine girdi. -georges perec
bir zehirdir. hele bir de sevgisizlik ile birleşirse güçlü bir zehir haline geliyor. farkına bile varamiyorsunuz. sonra ise hayat enerjiniz sönüyor boktan durumlar yaşanıyor. kendimden biliyorum. zorlansam da atlattım. ve tavsiyem gerekirse savaşın.
Dibine kadar hissettiğim duygu. Yakın bir zamanda kadar mutsuz olmamayı mutlu olmak için yeterli buluyordum. Hatta mutsuzluk abartı bir duygu gibi geliyordu neredeyse. Ne oldu da herşey birbirine girdi anlamadım ama içinden çıkılmaz bir karmaşa var ruhumda. Bitsin istiyorum. Ne ne olacagiyla zerre ilgilenmiyorum Düşündüğüm ne varsa bitsin yeter ki.
Uzun zamandır bu kadar berbat hissetmemiştim.
bazen bencillik gibi gelir bana mutsuzluk. gerçekten mutsuz olunca ve bu mutsuzluğu hissettirmeye çalışınca, elinden biri tutsun, kaldırsın demek gibi gelir. aslında burada sıkıntı yok. kötü gününüzde yanınızda olan birilerini istersiniz. sorun şurada. bu mutsuzluğu gerçekten yaşamaya gereğiniz var mı. hani değer mi gibisinden. ki değse bile etrafınızda size destek çıkacak kaç kişi var. manevi olarak tabii ki. zaten tüm bunları düşündükten sonra mutsuzluğun saklı kalması daha iyi gibi geliyor bir anda. ve sonrasında o meşhur kalıbı ortaya çıkarıyor bünye. aslında en çok gülümseyenler, içinde en çok derdi tasayı taşıyanlardır diye.
genelde mutsuz insanlar ya ortamını degiştirir ya da yeni birşeyler satın alır.
malum havalar soğuk.merkezden uzaksanız mecbur internetten bişeyler satın alıyoruz.bende yeni bişeler alayım dedim.indirimden birşey yakalayıp siparişimi verdim.kısa bir süreliğine mutlu da oldum siparisim onaylanınca.kargo süreci başladı.bi de kargo takip numarası verdiler kargo nerde kontrol edebilelim diye.aradan bikaç gün geçti.kargo geciktikçe üzerimde gereksiz bir stres oluşmaya başladı.sanki kargonun gecikmesi benim suçum gibi.kendimi huzursuz etmeye başladım.amk nerden aldım onu diye kendi.bi de ürünü inceledikçe daha ürünü görmeden begenmemeye başladım.gelince bir köşeye fırlatıcam galiba.biraz mutlu olurum diye aldığım bir ürün neden beni işin sonunda beni mutsuz etmeye başladı.gereksiz şeyleri kafaya takmaya başladım galiba ama şunu da bir kez daha anlamış oldum mutluluk içimizde.ne alırsam alayım hiç birşey degişmeyecek yine aynı ben olucam.
bu yüzden mutluluğu siz de içiniz de arayın.Küçük şeylere olduğundan fazla mana yüklemeyin.