bu dünya ait gerçek duygu. bizi baştan ayağa saran duygu.
mutsuzuz. hepimiz mutsuzuz. herkesin nedeni farklı, sonuç aynı: mutsuzuz.
"mutlu musun?" dünyanın en saçma sorusu. neden "mutsuz musun?" diye sormazlar ki...
"mutlu musun?" evet der, geçiştirirsin. zaten karşıdaki de evet demen için sormuştur. kendi mutsuzken senin mutluluğunla neden ilgilensin? evet, evet mutluyum. hadi kendi mutsuzluklarımıza dönelim bir an önce.
"mutsuz musun?" evet, mutsuzum. ama yalnız değilim, sen de mutsuzsun. hadi, gözlerine yansımayan o sahte tebessümü bir kenara bırak şimdi. hiç gerek yok.
gerçekler güzel. zor ama güzel. yalnız ve mutsuzuz. gerçek bu.
yanımızda teselli için birkaç kişi var. kısa süreliğine yalnızlığımızı dağıtan.
anlık mutluluklarımız var. sonraları bizi daha da mutsuz eden.
tüm bedenimi sarmış vaziyette. ilginçtir, kolay kolay kendimi mutsuz hissetmem ama bu gece mutsuzum. kimliksiz dahi hissediyorum. bu gece, çokça zaman sonra gözümden yaş süzüldü. öküz altında buzağı aramadım halbuki, o öküz geldi içime oturdu. ya olduğum yerde kalayım ya da kaybolup bütün anılarımı unutacağım bir yere gideyim. omuzlarım ilk defa yoruldu sanki.
Şimdilerde anladım ki bir insanı ya da varlığı aslında mutsuz eden ihtirasları imiş.ihtiraslarından vazgeçemeyen asla mutluluk ve iyilik kavramlarını bilmez. ihtiraslı tutkulu olan bir insan değil bu gezegende başka bir gezegene bile mutlu olmaz! Çünkü ihtiras anlık mutlu eder. insan ihtiraslarından kurtulunca mutlu oluyor. Ancak bu sefer aşık olamaz bir daha.
belki de mutsuzluğu kendin seçiyorsundur? Belki kimsenin suçu yoktur, belki tüm mesele sende başlayıp sende bitiyordur. seni mutsuz edecek olayları sen kendin seçiyorsundur? Ve seni mutsuz edecek insanları? Belki tüm mesele mutlu olmayı hak etmediğini düşündüğündendir beynin en ücra köşelerinde.
Elindekilerle yetinmesini, hoşnut olmasını bilmeyen insanlar, kolay kolay mutlu olamazlar. Elbette ki kendimize hedefler koyacağız ve bunlara ulaşmak için çaba sarf edeceğiz ama önce elimizdekilerin değerini bileceğiz.
Doğu toplumlarındaki insanların ve özellikle biz Türklerin bir özelliğimiz, bir yaşam anlayışımız var: kendimizin olanı dahi çoğu zaman kendimizden saymıyoruz; her aşamada ve her konuda bir ideal üretiyoruz. ‘En iyi’ her zaman bizden uzakta ve başkasının elinde bulunuyor. Bu yüzden de sürekli olarak kendi hayatımızdakileri, yolumuzdakileri, elimizdekileri küçümsüyoruz. Bu da sürekli bir tatminsizlik duygusu oluşturuyor ve mutluluğa ulaşmamızı engelliyor.