Ey zavallı insan! Senin varlığın Hakk'ın varlığı önünde yoktur. Yoktan ibarettir.... Sen var gibi görünen bir yoksun., îşte bu hakîkati anlarsan şaşılıktan kurtulursun...
tam bir sevgi pıtırcığı , tam bir hümanist, tam bir ''kelebek''.
bir mücadele alanı olan dünyada, savaşcı ve cesur olan ırkın kazandığı bir dünyada, fikirleri ile türk ırkını uyuşturmuş fars.
şurada hristiyanlık aşılıyor, kiliseye gelin diyor;
isa'nin kilisesi, gonul ehlinin sofrasidir. kendine gel kendine !
ey cilelere dusmus insan, bu kapiyi birakma ! "
ayrıca tam devrin adamıdır. valla yalaka da diyorlar böylelerine. halkın türkçe konuştuğu bir yerde yazılarını farsça yazması ayrı bir konu.
hele hele şems i tebrizi adlı fars'a yazdığı, ana fikir ve teması halvet alemleri olan mektuplara hiç girmeyelim.
şimdi aklım ermiyor, biz her önümüze gelene lan bunu da allah yaratmış deseydik şimdiye gelebilirmiydik, veya attila, timur veya cengiz o topraklara ulaşabilri miydi? attila papaya diz çöktürebilir miydi?
işte mevlana'nın türklere yapmak istediği şey, işte onun hatırası...
yaşadığı dönemde edebiyat dili farsça idi. bu sebepten ötürü günümüz de batı dünyası kendisini iranlı olarak tanımlar. halbuki hz. mevlenanın soyu anne tarafından türk padişahlarına baba tarafından peygamber efendimizin (s.a.v.) soyuna dayanır. bu gün afkanistan sınırı içinde olan belh de doğmuştur ve küçük yaşlarında ailesiyle birlikte anadoluya göçüp yerleşmiştir.
Sana bazen sensin derim, bazen de benim derim. Ne dersem diyeyim, ben aydın ve parlak bir güneşim.
Her nerede bir çırağlıktan parlasan orada bütün âlemin müşkülleri hallolur.
Güneşin bile gideremediği, aydınlatamadığı karanlık, bizim nefsimizden kuşluk çağı gibi aydınlanır.
adem evladına esmasını bizzat gösterdi. ( adem i, isimlerine mazhar etti) diğer mevcudata esma, adem den açıldı.
Nurunu, istersen adem den al, istersen ondan... şarabı, dilersen küpten al, dilersen testiden!
"Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. insanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkin yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı. Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı" *
mevlana derki ; "bir gün kaldığın yerden başlayacaksın, biri seni bulacak. önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin. ne kadar dirensen de nafile. insansın sonuçta, seveceksin. eski acılara bakıp da küsme sevdalara, gavura kızıp da oruç bozulmaz. sök at kafandan acaba'ları! bir kemik aynı yerden iki defa kırılmaz..".
Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz. rubaisiyle beni gönül gözüne hayran bırakmış; fılozof, allah dostu, bahr-i umman kişi.
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. ..
Ağladım.
Yaşamayı ögrendim.
Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu
ögrendim.
Zamanı ögrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacagını,
zamanla barışılacağını, zamanla ögrendim...
Insanı ögrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu
ögrendim.
insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu ögrendim..
Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektigin ögrendim.
Ekmeği ögrendim.
Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.
Okumayı ögrendim.
Kendime yazıyı ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi ögretti bana...
Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektigine aydım.
Düşünmeyi ögrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmek
oldugunu ögrendim.
Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el
sürmemek oldugunu ögrendim.
Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin acı oldugunu...
Sonra kararında acının, yemege oldugu kadar hayata da
lezzet kattığını ögrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
Olduğum gibi kim görebilir beni
Ne rengim var benim, ne nişanım
Benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama
Hem o sırlarım ben, hem de o sırları saklayanım *
Bak, bil ki domuzların önüne inciler serilmez,
Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez
Ne fark eder ki kör insan için, elmas da bir cam da,
Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma.