belli bir zümreye veya taraftarlığa temayülü olma ve bu konuda fanatik yaklaşımlar insanoğlunun hayata dair endişelerini çözmüş olduğu vehmiyle hareket etmeye sevk eder. Bundan mütevellit tahammülü olmayan bir mecra, sosyal ilişkileri yok eder. Hele hele siyaset gibi veya belirli bir zümreye emanet edilen akıl, anlayış çok daha tehlikelidir. bu çerçevede yaşanan akıl düşüklüğü, kültürü ve hayata bakış perspektifini neredeyse tümüyle yok eder. Kısır ve kadük düşünüş hatları keskinleştikçe kırıcı hatta yok edici olur.
şimdi dur ve sakin kal, birkaç adım geri çekil, doğru açıyı yakala.
Kelime anlamı "Hakikatlerin Dili" olan bu sözlükte, kelime ve kavramlar ironik, yerici ve mizahi tanımlarla açıklanmıştır. ekşi ve uludağ gibi sözlükler kavramı kendi tanımıyla vurma" geleneğini dijital çağa taşıyarak kolektif bir yapıya dönüştürmüştür.
Bir nevi ekşisözlük ve uludağsözlük'ün atası sayılır.
insanın din ile bağı anlamlı ve mantıklıdır.
ta ki din bireyin taklit yoluyla değil tahkik yoluyla özümseyip kabullenmesiyle neticelensin.
böyle bir gerçekliği idrak eden kitle adım adım tahkiki bir imana doğru yol alır. Diğer türlüsü atalar dini diye tevil edilen bir inanışın kıyasını dinin hakikatleri üzerine değil dincilerin sözde doğruları üzerinden yaptığı zaman vedalaşır bulunduğu folklorik din anlayışından.
bu da önce reddedip sonra iman etmenin hemen başlangıcına tekabül eder. nitekim tevhid, önce bütün ilahların reddi gerektirir ki sonunda illa diyebilsin.
inanç için oluşması gereken ortam beklenmez. Nitekim peygamberlerin toplumlara gönderilişinde bunun alt yapısı hazırlanarak haydi bakalım iman için hazırsınız denmemiştir. onlar da atalar dinine inanıyor ve inandıklarını doğru kabul ediyorlardı. fakat bir elçi geldi ve bütün bildiklerini ters yüz etti. dine hakikat arayışında olan ve günün şartları içinde muhakeme ve mukayese edebilenler iman etti.
kendilerini dolaylı olarak Zıllüllah-i fil-arz ilan edenlerin meşruiyet arayışındaki tarihsel dönemlerin, imanın yok sayıldığı dönemlere göre daha flu, daha sisli; hakikat ile hakikate benzetilen yalanların bir tepside sunulduğu büyük büyük bir illüzyon ve imtihan alanı olduğu aşikârdır. Çünkü açık bir inkarla savaşmak kolayken, mukaddesatın arkasına gizlenmiş sahte bir dindarlıkla mücadele etmek zordur.
işte bu büyük yanılsama çağlarında, sis perdesini aralayan, taklidin konforunu reddedip tahkikin çilesine talip olanların imanını kim tartışabilir.
ikame edilebilirlik kavramının üretici yönünden değerlendirilmesidir. Bu kavram, bir ürünün piyasa fiyatında yaşanan ufak ve kalıcı artışlar karşısında üreticilerin ciddi ek maliyet ve ticari risklere katlanmadan üretimini yapabildikleri bir başka ürünü ifade etmektedir.