Kara bir karınca, kara kilimin üstünde bir taneyi almış gitmekte mesela. Tanenin gittiği görülür de karınca görülmez. Akıl der ki, gözünü iyi aç da bak! Hiç tane, onu götüren olmasa gider mi (Mevlana Celaleddin Rumi)
mevlana 2. olarak konya yöresine ait hafif tuzlu peynirle yapılan uzun, kenarsız pidedir. biraz yağlı olduğu için yanında 2. birşey yemek sakıncalı olabilir.
malesef ama malesef gece kulüplerinden çıkmayan züppelerin profillerine meze olmuştur bazı sözleri...
--spoiler--
Üzülme!'' der Mevlana.. ve devam eder... "Kaybettiğin her şey başka bir surette geri döner''
--spoiler--
anlayışını sikeyim senin.
ne anladın çok merak ediyorum.
o az önce pas vermeyen hatun yarın karşına çıkar belki...
tüm zamanların en bilge insanlarından birisidir. sözleri ve düşünceler asırları, mekanları aşmıştır.
"Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte
akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün, ya göründügün gibi ol."
vakti zamanında islam penceresinden allah'a bakan bakarken kendinden geçip artık dinlerden, kitaplardan daha üstün bir anlayışla görmeye başlayan, allah'ı hakkıyla anlayan ve anlatan hatta yaşayan büyük alimdir. islam alimi demiyorum, salt alimdir, bilgeliğine sıfat bulmak haddim değildir.
muhammed celaleddin deryasından minik bir zerre bile nasıl bir ummanla karşı karşıya olduğunuzu anlamanıza yeter.
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
insanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
insan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
"lezzet" kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
eflaki, mevlana'yla ilgili anılarını anlatırken şu olayı zikrediyor: mevlana'nın eşi kira hatun, "az yemek yemek, az uyku uyumak, sema yapmak, oruç tutmak, bilgiler saçmak ve söz söylemek hususunda çok mübalağa ediyor, çetin riyazet çekiyor ve bundan dolayı bize hiç iltifat etmiyor, cinsi yakınlık göstermiyor. acaba beşer sıfatından ve şehvetten onda bir eser kalmadı mı? yoksa tamamıyla iştahası söndü de o lezzetten vaz mı geçti?" diye içinden geçirince "hemen o gece mevlana, kira hatun'u ziyaretle şereflendirdi ve kükremiş mest bir aslan gibi yetmiş defa muamelede bulundu. nihayet kira hatun mevlana'nin elinden medresenin damına kaçıp mağfiret diledi."
enigmanın 1993 yılında çıkardığı the cross of changes albümünün kapağında yeralan muhteşem insan.
arka kapakta; ingilizcesi ile ;
"o'nu hristiyanlarin hacinda bulmaya calistim , ama orada degildi.hintlilerin mabedine , eski pagodalara gittim , hicbirinde en ufak izine rastlayamadim.daglari , vadileri gezdim , ne doruklarda ne de derinde bulabildim o'nu.mekke'ye , kabe'ye gittim orada da degildi.alimlere , filozoflara sordum , idraklerinin otesindeydi.
derken kalbimin icine baktim...orada , oylece durmaktaydi...o bulunabilecek baska hicbir yerde degildi."
sözleri yazılıdır. hazret lafının uygun görüldüğü herkesten çok çok daha fazla hazret bir kişiliktir. kuranı muhammed değil de kendisi yazsa dünya daha farklı olurdu, denememiş de değil aslında.
müslümanlar bana bu adamı dışlayamadıkları yokl sayamadıkları için kabulleniyorlar gibi geliyor. sever sayar gibi görünüp, aslında hiç de sevmiyorlar, allah kitap muhammed diyip diyip kendilerine yontuyorlar ama ondaki aşk o yobazlığa ve cahilliğe sığmayacak kadar büyük.
sükût
sen yine sükutu giyin!.. dilersen hiç konuşma...
ben kelamlarımı çürüttüm yolunda, çarpsa da bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim!..
ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim söz verdim ben bu yüreğe; hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim!.. mevlana
dincilerin ağzına mastübatör olmasına üzüldüğüm doğu düşünürü. Türklerin müslümanlaşmasına katkısı ise, sevmediğim huylarındandır. başka yerde düşünseymiş keşke...
Bir de demiş ki: ne olursan ol gel; Ama geldiğin gibi gitme.
sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte
akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün,
ya göründügün gibi ol.
mevlana