melankoli

    4.
  1. bos yere kufretmektir melankoli, olmayan dertlerine...
    sabah kalktiginda kimseyle konusmamaktadir, hep yanlis insanlarla yasadigini gormektir bir anda. ilham almis gibi masadan kalkip usulca disariya cikmaktir.
    heyecanli heyecanli konusan bir kizi gorup, sahici bir tiksintiyle yuzunu burusturmaktir. sabah ikiye dogru istiklalden tophaneye dogru tek basina yurumektir bazen. bazen de sabahin sekizinde, herkes isine gucune giderken, cihangir'den istanbulu seyretmektir en ufak bir haz alamadan.. oyle ki, kuflenmis peynirin kokusu bile guzel gelir arada. degisiktir yani...
    10 ...
  2. 166.
  3. 41.
  4. her bünyenin kolay kolay hazmedip kaldıramayacağı bir duygudur. aslında yaradılıştan gelir önemli oranda, yani tohumundan yatkınlık gerekiyor biraz. çünkü melankoli içerisinde hayatı irdeleme vardır, neden vardır, niçin vardır. hadi ben melankolik olayım denince olunan bir duygu değildir kısaca, hamurdan olmak gerekiyor fazlasıyla. yaşamı insanlar farklı farklı sorgular, kimisi zerre etkilenmezken kimisi sınırlarda dolaşır. peki hayatı bu derece ciddiye almak gerekiyor mu? birilerinin bunu yapması gerekiyor, işte bu noktada görev melankoliklerin üzerine düşüyor. yaşanan tecrübeler, çekilen acılar, ızdıraplar belkide en net biçimde melankolikler tarafından değerlendirilir. son derece asil bir duygudur, yaşamı biraz olsun merak eden varsa onlara sormalılar, cevabını uzun uzun alırlar. pek çok şeyi bu derece değerlendirebilecek bir başka insan yoktur daha. bu arada çok ilginç bir noktada melankolik mizacta olan insanlar sürekli bu durumda olmazlar aslında, şayet kapağını çevirip baktığınızda son sayfada bir mağlubiyet yazmıyorsa...
    6 ...
  5. 44.
  6. Odaya girip ışıkları kapatıp, ruhunuza en çok işlediğine inandığınız şarkıyı açıp zamanı unutmanızdır. Melankoli yaşanmaz , sevilir diyenlerdenim. Sevmeyen içine giremez ,sevense çıkmakta zorlanır.
    5 ...
  7. 8.
  8. bir tür mutsuzlukla mutlu olma hali
    5 ...
  9. 6.
  10. çok aşık olup da kavuşamama.akabinde yaşanan depresyon.umutsuz olma durumu.
    5 ...
  11. 156.
  12. nedeni bilinmeyen mutsuzluk.

    haybeye edilen küfürler.

    iç sıkıntısı.

    kendi kendini becerme isteği.
    5 ...
  13. 29.
  14. Melankoli derin bir keder içinde hüzünlü, acı çeken, yalnız, umutsuz bir insanın içinde bulunduğu durumdur. Melankolik mizaçlı kişiler mutsuzdur. Yalnızlığı, toplumdan uzaklaşmayı ve insanlardan soyutlanmayı tercih ederler. Diğer insanlarla yakın ilişkiler içine girmekten kaçarlar. Yaşamı boş ve anlamsız bulurlar. Keder, mutsuzluk ve değersizlik duyguları içindedirler. Melankoli depresyona dönüşebilir ve ağır depresyonlarda intihara gidilebilir. Depresyon duygusal çöküntü içine girmektir.Depresif kişiliktekiler çöküntüye yatkındırlar. Özgüvenleri azdır, kötümserdirler, coşkusuzdurlar, insanlarla ilişki kurmazlar.

    Depresyon genelde günlük klinik deneylere dayanan bir tanımlamadır. Depresyonun arka planını oluşturduğu sıklıkla görülen hüzün; olasılıkla yitirilen bir yakının, günlük yaşamdaki başarısızlıklar, insanlar arasındaki olumsuz ilişkiler sonucu ortaya çıkmaktadır.

    Duygusal çöküntü içinde olanlar hüzünlü bir yüz ifadesine sahiptir. Gözleri ve ağzı aşağıya doğru sarkıktır. Bakışları boş ve omuzları düşüktür. Elemli ya da ifadesiz bir görünümleri vardır.

    Bu kişilerde durgunluk ve yetersizlik duygusu hakim olabilir. Hiçbir şeye ilgi duymama, rahat uyku uyumama, huzursuzluk, kararsızlık, umutsuzluk ve iştahın kaybolması, iç gerginlik gibi belirtiler olabilir. Bu özelliklerin hepsi bir kimsede gözlenmeyebilir. En belirgin özellik kişinin kendini değersiz ve yetersiz görmesidir. Diğer özelliklerden yaygın olanlar yaşama sevincini kaybetme, sürekli yorgun olma, her şeye karamsarlıkla bakmadır.

    Depresyon sonucu ortaya çıkabilen intiharın belirtileri de duygusal çöküntü, sessizlik, kendini beğenmeme, küçük görme, kendini suçlama, uyumsuzluk ve yaşamı anlamsız görmedir. Depresyonu normal üzüntülerden ayıran özellik karamsarlıktır. Kişi yaşantısının ve içinde bulunduğu durumun değişmeyeceğine inanır. Depresyon bir hastalık biçimidir ve tedavi edilebilir.

    Melankolik mizaçta olan kişiler ise bir olay sonrası hüzne ve kedere gömülmezler. Onların durumu ya doğuştan ya da toplumsal nedenler sonucudur. Melankoli dışa vuran belirtileri nasıl olursa olsun insanın varoluşunu diğer insanlarla olan ilişkilerini irdeleyen bir yaklaşımdır. Melankoli dünyaya gelmesine, fırlatılıp atılmışlığına bir türlü anlam veremeyen dünya ve diğer insanlarla ilişkilerini sorgulayan ve bütün bunlardan acı çeken, korkan, varoluş konumundan sürekli güvensizlik duyan, bir türlü kendisi olamadığını duyumsayan ve düşünen insanın durumudur.

    Melankolik insan huzurlu olabilmek, sakin bir hayat sürebilmek için yalnızlığı seçer. Ancak yalnız olduğunda da hayatla ve insanlarla olan ilişkilerini sorgulaması ve sürekli düşünmesi, kendini suçlaması, varoluşunun nedenini araması gibi sebeplerden dolayı bir türlü dinginliğe ulaşamaz. Sıkıntıları ve bunalımları sona ermez.

    içinde bulunduğu dünyaya ve topluma uyumsuz olduğunu hisseder. Bu durum bazen onu hüzünlendirirken bazen de memnunluk hissi verir. Olayların, yaşamın ve insanların içinde olmaktansa dışarıdan çıkarsız, amaçsız bir izleyici ve gözlemci olmayı tercih eder. Bitmeyen sıkıntısı, boşluk içinde oluşu ve hüznü onu içinden çıkamayacağı kederlere boğabilir. Hüznü bazen gülerek -Demokritos-, bazen ağlayarak -Heraklitos-, bazen de suskunluğuyla -Hölderlin- açığa çıkabilir. Melankolik kişi duyarlı bir yapıya sahiptir. insanlarla iyi ilişkiler kurmak isteyebilir. Ancak doğal olmayan yapmacık ilişkiler sahte kimlikler, maskeler, incelikten yoksun düşüncesiz davranışlarla karşılaştıkça bundan vazgeçip içine kapanır. Bir gün doğal, içten, ruhuna kulak verip onu içinden dışarı yansıtan insanlarla karşılaşmayı ummak ister ama umutsuzdur çünkü insan içinde bulunduğu toplum düzeninde böyle bir şeye pek yatkın değildir. Birbirlerine güvenemeyen insanlardan oluşan toplumlarda maskeler takılmadan rahat edilemez.

    Melankolik kişi çelişkiler içinde kalır, kararsızdır. Bir yandan yalnızlığı seçmesinden hoşnuttur bir yandan da insanların içinde olamayışının hüznünü duyar. insanlarla ilişkilerinde hep bir sorun vardır. Anlaşılamaması, mizacı gereği farkındalığı, sosyal olmayı , diğerleri gibi olmayı becerememeleri onu insanlardan uzaklaştırır. Toplumsallaşmaktan, bir yere bir kimseye bağlı olmaktan korkmak melankoliklerin tutumudur. Kendilerine duydukları saygı, kendilerine yönelik olmaları belirgin özelliklerindendir. O nedenle aylaktırlar.

    Melankolik mizaçlı kişilerde hayata karşı ilgisizlik, bezginlik bıkkınlık olabilir. Çökkün, yılgın ruh hali içinde görülebilirler. Geleceğe karşı umutsuzlukla birlikte çaresiz ve zavallı olduklarını hissedebilirler. Yaşamı kendi ellerinde tutamama, var oluşun amacını bulamayıp, kendini oluşturamama korkusu melankoliye neden olur. Kendini oluşturamayınca, bu kendi elinde olmayınca çaresizliğe düşer. Kendisiyle uğraşan, oynayan bir varlığın oyuncağı olduğu duygusuyla bilemediği şeylere kızar*. Ölümün kaçınılmazlığının, varolmanın karşıtı olan varolamamanın ya da hiçliğin bilincindedir. Ölüm hiçlik duygusunu yaratır. Ölüm düşüncesi melankolik mizacın peşini bırakmadığı içindir ki dünyayı okumayı en iyi bilenler melankoliklerdir.

    Ölümün kaçınılmazlığının arada bir fark edilmesini ya da boşluk, yalnızlık ve insanlardan soyutlanma duyguları içerir. Ancak kendi varlığının farkında olabilmesi için olaylarla etkileşimde bulunması gerekir. Bu etkileşim olmadan dıştan bakışta bir insan gibi görünse de diğer insanlar için hiçbir anlam taşıyamaz. Olaylarla iletişimi ve ilişkisi dış dünyadan soyutlanmamasını sağlar.

    Melankolik kişi yüreğini yiyip bitiren bir şeylerin varlığını hisseder. içini kemiren bu şeye teslim olmak istemez ancak çaresizlik içinde onunla mücadele etme gücünü yitirir. Uyum sağlamayı, boyun eğmeyi beceremez. Sürekli arayış içindedir. Tüm şeylerin hiçliğini keşfeder. içinde kıpraşıp durduğu olumsuzlama boşluğunda güvensizliği tek olumluluk olarak kalır. Ama güvensizlik verimsizdir, tüm içsel kuvveti tüketir.

    Arayış olanaksız bir dünyaya doğrudur. Bu dünyada olmayan başkalıkların özlemi içindedir. Uyumsuzluğu ve kabullenemeyişi bundandır. Dünyanın zevklerini hor görür. Nietzsche nin dediği gibi; sürülere özgü zevkler herkes için değildir. Uyumsuzluk acı verse de, acıdan kıvransalar da kendilerini bir yere, bir tanıma yerleştirmek istemezler ve herkes gibi yaşamak onlara korkunç görünür.

    Yabani olmak, yalnız bir münzevi olmak, hırs içinde olmamak belirgin özelliklerindendir. Kendine kaçışları hem en güzel hem de en sıkıntılı anlarıdır. Güzeldir çünkü kendisini kendinden başka anlayacak biri daha yoktur. Sıkıntılıdır çünkü sorgulamaları, kendini suçlamaları, düşüncelere dalması onu içinden çıkamayacağı durumlara götürür. Melankolik kişi yanlış giden bir şeyleri sezer. Daha iyilerinin olabileceğini düşler ancak başarısızlığa uğrayınca acı çeker. Bu gerilimli ortam sanat ve yaratıcılığın da ortamıdır belki de. Melankolik insan da hep bir karşı koyuş ve başkaldırı görülmüştür. Özgürlüğü arar. inançlardan uzaklaşınca da acı ve boşluk içine düşer.

    Aristotales; Sorunlar adlı kitabında melankoliye yer vermiş ve Neden ister felsefede ya da politikada ister şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişilerin hepsi melankoliktir diye yazmıştır. Sıradan insanlarda melankoli hastalığı görülürken doğaları gereği melankolik olanlar hasta değillerdir. Sırdan hastalardan farklıdırlar. Bu farklılık ve olağanüstülük olumlu anlamdadır. Melankolik mizaçlarda normal koşullarda baskı altında tutulan yetenekler ve yaratıcı güçler özgün koşullarda serbest kalır. Hippokrat a göre korku ve hüzün uzun sürerse melankolik durumdan söz edilebilir. Hippokrat melankoli üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Melankoliyi çökkün, umutsuz, tüm cesaretini yitirmiş bir durum, acı içinde kıvranma, ışıktan insandan kaçma, karanlığı sevme ve konuşmaktan kaçma olarak tanımlamıştır. Melankoliklerde uykusuzluk, dalgınlık, korku, öfke, hüzün gibi durumlar görüldüğünü belirtmiştir.

    Melankolik insan her çağda içinde bulunduğu toplumsal koşullardan mutlu olmadığını, olamadığını, yaşama bir anlam veremediğini, topluma uyum sağlayamadığını, toplumsallaşamadığını, bunun içinde bir tür iç göçle kendi içine çekilerek ruhunun bir kısmını olsun kurtarmaya çalıştığını söylemiştir.
    6 ...
  15. 19.
  16. Enver Topaloğlu'nun bir şiiri.

    1/
    kaybolurum fakat
    susmak benim yenilgim olsun
    benim çıkmazım olsun
    itiraf gibi başlayıp düelloya çağrılan aşk
    anımsamasam geçmişi yorumlayıp
    doğrularımdan kuşkulanmasam
    hiç sorun değil
    ancak
    gün biter anısı
    aşk biter ağrısı kalır
    bitmeyen bir rüya var mı ki

    yansımı aramasam yankımı duyamasam
    kaybolurum fakat
    susmak benim yenilgim olsun

    2/
    yastığımdaki kuşlara karşı
    savunmasız kalıyor yüzüm

    gece

    son bir öpüş
    son bir öpüş olsa

    olsa dolar mı yanağımdaki çukur

    bitmeyen bir rüya

    ateşin öfkesini su

    dilin zehrini sözcükler alır

    3/
    siyah bir kedi misin
    penceremin önünde mızıka çalan

    kimsen daha uzun kal

    benim yalnızlığım
    onların kalabalığı vardı
    çektim kapıyı

    benim kalabalığım
    onların yalnızlığı oldu

    4/
    sonunda
    duran
    durulan
    susan
    hepsinin
    anladım
    ben varım

    kalbimi dünyanın kapısına bıraktım
    bağırdım
    çık dışarı

    5/
    iki kişi kalıyorum yokluktan
    aynaların boşluğunda duruyorum

    çay bardaklarının gölgesi yutuyor ellerimi
    masalar uzuyor kimsesizliğimden

    burçlardan konuşmak
    yalnızlığın sürgünü
    zamanın sarmalı
    duvar saatlerinin sarkacı

    hayal perdesi kapanmayan akşamlarla bir olup
    saçımı ayaklandıran rüzgar
    hatırayı kışkırtan gurup
    seni bana soruyor

    6/
    bilemiyorum

    ne diyeyim
    4 ...
  17. 18.
  18. kişiyi depresyonla mutsuzluk arasındaki bir salıncakta sallarken, tuhaf bir hoşnutluk duygusunu da yanında taşıyan, bu yüzden kızılamayan ruhsal devinim.
    4 ...
© 2026 uludağ sözlük