Komünist Rus yazar. sosyalist gerçekçi sanat anlayışının edebiyattaki ilk uygulayıcısıdır. Askerde iken ana, çocukluğum, benim üniversitelerim gibi birçok kitabını okumuştum bir arkadaş sayesinde.
Ana isimli kitabını okumuştum yıllar önce. Küçüktüm. Küçük yaşlarda hakikaten nitelikli kitaplar okuyormuşum.
Boşa..
Boş yığınların arasında nitelikli bir insanın değeri olmuyor.
Maksim gorki de yaşadı öldü işte. Adını biliyor, okuyor, seviyorsunuz ee. O da boşa.. leninle bogdanovun satranç oyununu izlerken fotoğrafı vardı durun bulayım.
Gorki’nin Ana adlı kitabına daha yeni başladım ama şimdiden içimde garip bir ağırlık belirdi. Sayfaları çevirdikçe o Çarlık Rusyası’nın çamurlu, kasvetli sokaklarında, fabrika dumanlarının arasında gezinir gibi oluyorum. Pelageya’nın o ürkek, hayatın dayağını yemekten sinmiş halini okurken insanın yüreği sıkışıyor gerçekten. Evdeki o bitmek bilmeyen baskı, şiddet ve yoksulluk... Bir insanın hayatı sadece katlanmaktan mı ibaret olur dedirtiyor. Ama oğlu Pavel’in o sessiz değişimi ve kütüphanesindeki gizli kitaplar, evin havasını bir anda değiştiriverdi. O kasvetin ortasında küçük, cılız ama çok net bir direniş kıvılcımı çaktı sanki. Daha yolun çok başındayım, Pelageya’nın o çaresiz anne kabuğunu kırıp nasıl o büyük dönüşümün parçası olacağını görmek için sabırsızlanıyorum. Bir klasik okuduğumu daha ilk elli sayfada iliklerime kadar hissettirdi.