the 100 dizisinde ona kralicelik teklif edilen, ben savasa karsıyım deyip reddeden, sonra ayrı bir bolgede kendi kraliceligini kuran, topraklarında savas-siddet-kin-ofke yasak olan prenses.
ben bir prenses olacaksam luna olmak isterdim. -melekli gulucuk-
ben karıncayı bile incitemem, elimde imkan olsaydı kimsenin de incitmesine izin vermezdim.
savasın her turlusune karsıyım. en kotu barıs en iyi savastan her zaman iyidir.
benim fransa da okurken cesitli milletlerden askerlik filan yapmıs, ulkeleri icin calısan kız arkadaslarım vardı.
ben degil tufek tasımak, agır alısveris poseti, 5 lr lik su bile tasıyamıyorum uleyn:)
bazı acılardan tam kız gibiyim.
erkekler daha siddete meyyal oluyor genelde. bazı istisnai kadınlar da siddete meyyal oluyor. ne bilim boks yapmaktan filan hoslanıyorlar.
ben oyle degilim.
ben boyle ıhlamur kokulu, huzur yayan sevimli bir prenses olmalıymısım. alis harikalar diyarındaki white queen gibi. -melekli gulucuk-
latince ay demektir. ama işin asıl ilginç ve biraz da karanlık tarafı için (bkz: lunatic) kelimesine bakmak gerekir.
kelime kökeni olarak direkt aydan etkilenmiş, ay çarpması yaşamış gibi bir manaya gelen lunaticus'tan türemiştir. eski zamanlarda, özellikle orta çağ avrupası'nda dolunayın insan zihnindeki sıvı dengesini bozduğuna ve insanı delirttiğine inanılırdı. hani medcezir olayında koca okyanusları hareket ettiren ay, insanın kafasının içindeki suyu mu oynatmayacak diye düşünmüşler herhalde. o dönemden beri luna yani ay, sadece romantik bir gök cismi değil; aynı zamanda insanın aklını başından alan, onu raydan çıkaran bir delilik sembolü olarak kalmış dilimizde. birine lunatic derseniz, aslında ona bir nevi ay çarpmış demiş oluyorsunuz genel kültür.