ihtilalci bir rejimdir. maddecidir. manevi hiç bir değeri tanımaz. servet düşmanıdır. insan haklarına saygılı olmadığından, insanları özellikle işçi sınıfını karın tokluğuna çalıştırmıştır. komünizm denilen bu felaket rüzgarı ülkeler üzerindne esip giderken, huzur ve sükunu da götürmüştür. ideallerini daha çok iki sınıfı harekete geçirmek ve iki sınıfı ortadan kaldırmak suretiyle gerçekleştirir.
genç kuşağı seçmesi, gençlerin hayatı toz pembe görmesi, tecrübeden uzak bulunması, daha çok hissi davranmaları ve muhakeme etmeden karar vermeleri, işçi sınıfını seçmesi ise bu sınıfın kültür noksanlığı, bilgisizliği, daha çok midesine bağlı olması ve patronlarının ölçüsüz israfı, lüks yaşamaları neden olarak gösterilebilir. bu iki gücü hazırlayıp tezgahladıktan sonra kapitalistleri ve burjuvaziyi ortadan kaldırmayı planlar.
devrimci, ilerici bir rejimdir. dinsel dogmaları yıkarken boşalan maneviyatı maddecilikle değil , mantıkla ,sanatla ,bilimle, eğitimle doldurur. dünyadaki servetin büyük kısmının ufak bir elit kesimde toplanmasına düşmandır, bunun eşit dağıtılması gerektiğine inanır. dünyada 2 milyar insan 1 doların altında çalışırken komunizmde insanlar en azından devleti güvencesi ile bu akşam aç kalacakmıyız sorusunu daha az sormuştur.
işçi sınıfının egemenliğidir. insanları kullanmayı değil bizzat bilinçlendirerek daha iyi bir dünya için mücadeleye çağırır.tecrübesizlikten değil bizzat kapitalizm tarafında sömürü tecrübesi insanlardan güç alır. eğitimsizliğin, her zaman bilinçsizlik olmadığını bilir. sistem yüzünden eğitimi yarıda kalan işçi sınıfına ideolojik bilinç verir, kapitalizm gibi televolelerle bilinçsizlik aşılamaz.
sosyalist ekonomi formunda kaldıkça faydalı olabilecek görüş. yoksa dinin yerini almaya çalışırsa, dinsizlik dini kurmaya çalışırsa bir ske derman olamaz, toplumsal ilerlemye karışması kabul edilemez bir durumdur ve saçmadır. marx birtanem bu kuramı geliştitirirken fazla gaza gelmiş olcak ki o eleştirdiği peygamberlik olgusunun yerine kendini koymaya kalkmış.
bir yaşam formu olarak, felsefi olarak insana zulümdür.
genellikle tek taraflı bakılarak savunulan bir ideolojidir.
kapitalizmde patronlar belli bir risk alarak(ki hafife alınabilecek birşey değildir) yatırımda bulunur. eğer başarılı olursa, yatırımından belli bir miktarda kar elde eder. ancak bu durum patronun işçilerin sırtından, riske attığı miktardan çok daha fazlasını kazanması olarak yorumlanamaz çünkü;
işçiler de o şirketten para kazanmaktadırlar. ve ülke ekonomileri gelişip istihdam olanakları arttıkça yani işgücüne olan talep yükseldikçe işçilerin ücretleri artar. abd veya ab'de en büyük 100 şirketin karlarının ortalama %55'i çalışanlara maaş olarak ödenirken, bu rakam ülkemizde %20 civarındadır. bunun nedeni elbette kapitalizm değil türkiye'de istihdam olanaklarının çok kısıtlı olmasıdır. ayrıca bu oranın gelişmiş ülkelerde de %80-90 değil %55 olmasının nedeni; küreselleşmenin bir sonucu olarak, dünyada halen daha ucuza çalışmaya razı olan yüzmilyonlarca insanın gelişmiş pazarlardaki insanlarla rekabetidir. ancak dediğim gibi istihdam olanakları arttıkça yani ekonomi reel olarak büyüdükçe işçi ücretleri sürekli artma eğilimi gösterir. bu durum kolayca farkedilebileceği gibi arz-talep dengesinden başka birşey değildir. işgücüne olan talebin çok fazla buna karşın işgücünün çok sınırlı olduğu bir ülke hayal edelim, bu durumda işçi ücretleri de çok yüksek olacaktır.
patronlara gerek kalmadığı yargısı ise kanımca oldukça öznel olmakla beraber aynı zamanda sağlam temellere dayanan bir yargı değildir. dünyanın birçok şirketini hala sahipleri yönetmektedir. koç holding'de bir ceo'nun bulunması asla şirketin sahibinin çalışmadığı, daha doğru bir ifadeyle köpek gibi çalışmadığı anlamına gelmez. ayrıca bu konuda insanları yanıltabilecek önemli bir husus da şudur; bugün citigroup, coca cola, hsbc gibi küresel anlamdaki pek çok şirketi sadece ceo'lar yönetmektedir çünkü bu şirketlerin tek bir sahibi yoktur. bu şirketler genelde en büyük hissedarı %4-5 hisseye sahip olan bir grup kişi ile şirkette oldukça az hissesi bulunan binlerce küçük yatırımcıya aittir.
kaldı ki bir insanın belli bir süre çalışıp daha sonra hayatının geri kalan kısmında, çalıştığı dönemdeki geliriyle geçinmesi de garipsenecek bir durum değildir. kapitalizmde geliriniz, insanların ürettiğiniz şeye ne kadar değer biçtikleriyle orantılıdır. dolayısıyla sizin ürettiğiniz şeyler insanlar için çok değerliyse oldukça ciddi meblağlar kazanabilirsiniz.
kafa ve kol gücü arasındaki ayrıma geldiğimizde ise günümüz için böyle bir ayrım olduğu ne kadar açıksa, ilerde kol gücüne dayalı emek ne kadar minimalize edilirse edilsin tamamen ortadan kaldırılamayacağı ve kafa ve kol gücü arasındaki ayrımın hiçbir zaman ortadan kalkamayacağı da açıktır. ayrıca ayrımı sadece kafa ve kol gücünde aramamak gerekir. üretilen bir nesneye değerini veren onu satın almak isteyen kişilerdir. dolayısıyla ikisi de kafa emeğine dayalı iki üründen veya ikisi de aynı miktarda kol gücü içeren iki üründen birinin diğerine göre daha çok ilgi görmesi değerininin de yükselmesine yol açacak ve bu durum, bu nesnelerin üretiminde harcanan emeklerin de nitelik olarak farklılaşması sonucunu getirecektir.
kol gücüne dayalı emeğin minimalize edilmesi hususunda devam edecek olursak; endüstri devriminden bu yana sürekli bir makineleşme sürecinde olduğumuz ve kol gücüne dayalı emeğin sürekli azaldığı açıktır. ancak kol gücünün minimalize olma hızında bir art niyet aramak kanımca doğru değildir. zira her teknoloji kullanım kolaylığı, ekonomiklik vs. gibi tüm şartlar olgunlaştığında hayatımızda yer edinir. eğer bir işte işçi kullanmak makine kullanmktan daha ekonomik ise o makinenin üretimi için gereken teknoloji halen yeterince gelişmemiş, o teknoloji halen alternatif bir hale gelememiş demektir. bu otomobilde çok çevreci, çok ucuz ama enerji verimi 1'den daha düşük bir yakıtı kullanmaya benzer. istediği kadar çevreci olsun, ucuz olsun onu çıkarmak için harcanan enerji, yakıtın verdiği enerjiden daha fazla ise bu yakıtı kullanmanın dünyaya hiçbir faydası yoktur. kaldı ki teknolojik ilerlemeyle birlikte bugün için gerçekleştirilmesi ekonomik olmayan makineleşme hareketleri de ekonomik hale gelecektir. bu gibi durumlarda şartlar olgunlaşmadan hareket etmek sadece elinizdeki kaynağı, getirisi maliyetinden düşük bir alana aktarmaktan ibaret de değildir. ayrıca bu makineleşmeyle artık emeklerine ihtiyaç kalmayan insanlar da işsiz kalacaktır. ancak şartların olgunlaşması beklenirse hem ekonomik ve akılcı çözüm izlenmiş olunur hem de teknolojik gelişmelerle sürekli yeni iş sahaları açıldığı için işini kaybeden insanlar başka alanlara yönelebilirler.
proleterya diktaörlüğü konusunda ise bazı kafa karışıklıkları mevcut anladığım kadarıyla. diktatörlük ve demokrasi kelimelerinin yan yanan kullanılması sadece oksimoron bir durumu ifade eder. ister azınlığın çoğunluğa olan diktatörlüğü, ister çoğunluğun azınlığa olan diktatörlüğü olsun tüm hepsi adından da belli olduğu üzere diktatörlüktür. aslında sosyalizmin işleyişi için böyle katı ve demokrasiden uzak bir diktatörlük de şarttır. zira halka kulak verdiğinizde birçok insan kendi emeklerinin diğer birçok kişinin emeğinden daha değerli olduğunu düşünecektir, kendisi işini elinden gelen en mükemmel biçimde yaparken iş arkadaşının yan gelip yattığını buna karşın aynı parayı kazandıklarını görünce isyan edecektir. neye ihtiyacı olup neye ihtiyacı olmadığının, hangi ürüne ne kadar değer vereceğinin kendi bileceği bir iş olacağını düşünecektir vs vs...
velhasıl diktatörlük hiçbir zaman özgürlükle bağdaşmaz. eğer devrimden kasıt özgürlük, kardeşlik, barış gibi kavramlarsa devrimle de bağdaşmaması gerekir. o yüzden birileri şunu demiş;
''kimse devrim yapmak için diktatörlük kurmaz ama diktatörlük kurmak için devrim yapar.''
emeğin sömürüden kurtarılmasını ve işçi sınıfının iktidarını hedefe koysada, uygulandığı tüm ülkelerde bir komünist parti burjuvazisi meydana gelmiş, işçiler bu rejimde de parti baskısı altında kalmışlardır. marx'ın ortaya koyduğu proleter dünya bir ütopyadır ve asla olmayacaktır.
şimdi şöyle bi olay var. komünizmde herkes eşit ya, sen bi ay bilgisayar mühendisliği yaparken diğer ay bok temizleyebiliyosun. lakin bugüne kadar yediği önde yemediği ardında beyimiz bok temizlemeyi kendine yediremez. haklıdır, ama şunu bilmelidir ki onun götünü bu denli kaldıran bu kapitalist düzendir. sen egondan vazgeçemiyosan, "yok kardeş benim param var tatlı tatlı geçiniyoruz işte" diyorsan, toplumunu değil kendi sikinin keyfini ön planda tutuyorsan, evet komünizm uygulanamaz.
komunizmin hedefi dünyada sınırların olmadığı herkesin eşit şekilde varlıklardan yararlandığı bir başkasının daha fazla malı olmadığı bir ortam yaratmaktır. zamanla devlet gittikçe küçülüp yok edilecek sadece organizasyon yapan bir kurum haline gelecektir. şöyle bir dünya düşünün; tüm dünyada bir tek devlet var. herkesin yeteneğine ve ihtiyaca göre çalışacağı işi belirliyor. üretilen bütün mal ve hizmetler eşit olarak dağıtıyor. herkesin tüm harcamaları ücretsiz veya para diye bir kavram yok.
komunizm bu felsefe ile doğmuş ve her halkın böyle bir yaşamı isteyeceği görüşüyle kapitalizmin ortadan halk vasıtasıyla kaldırılacağını savunmuştur. kapitalizm ise her insana zengin olma hayali sunarak ayakta durmayı becermiştir. umut fakirin ekmeğidir.
komunizm dünyanın % 99 unda olsa ve sadece % 1 i kapitalist olan bir dünya kalsa dahi yıkılacak bir rejimdir. çünkü komunizm sadece ihtiyaçları karşılayacak şekilde düşük üretim yapar. fazla üretip satmayı amaçlamadığı için üretilen mal zenginlik olarak kalamaz. yeni teknolojiler geliştirmeye gerek görülmez. bunlar için yatırıma ayıracak birikim kimsede yoktur. dışarda başka bir ülkede gelişen teknolojiler ve yeni mal varlıkları komunizmi yıkar. alınan aşırı lüks giderlere yeterince fazla üretim olamayacağı için ödenecek para karşılanamaz ve diğer devlet onu sömürmeye başlar.
komunizmin başarılı olması için diğer ülkelere komunizmi pazarlaması gerekir. komunizm ikinci aşamasına geçemeden yıkılmıştır. çünkü karşısında bir çok kapitalist devlet fakirleri sömürerek daha çok birikim yapabilmiş ve yatırıma ayıracak kaynak üretebilmiştir. komunist ülkelerin ise halkına sundukları gelişemeyen ekonomi ve para politikası nedeniyle zamanla geri kalmaya mecburdur. dünyadaki tüm savaşlara bakarsanız sömürü üzerine yapılmış savaşlar çoğunluktadir. dünya savaşları dahi ilerlemiş sanayisine pazar veya kaynak bulamayan ülkeler tarafından çıkarılmıştır.
kısaca özetlersek; 1950 de tüm dünya komunist olsaydı 60 yıl sonra biz hala 1960 daki teknoloji ve hayatı yaşıyor olurduk. yani 50 yıl geriden giderdik ama savaşların olmadığı bir dünyada belki daha mutlu olurduk.
komunizmin temel prensibi eşit karşılanan giderler herkesi mutlu eder. kazancın ne olduğu önemli değildir. lükse karşıdır.
komunizm ancak tüm dünyada olursa yaşanabilir. bu nedenle yayılmacı politikalar izlemiş ve desteklemiştir. ancak kapitalizmdeki birikimler hiç bir zaman yaratılamayacağı için sanayi ve üretim olarak kaybetmiştir.
edit: şöyle düşünün bir kapitalist ülkede çalışanlar yarı aç yarı tok yaşar. kazandığı parayı yine patronlara fazlasıyla geri öder. ödediği paralarla yeni fabrikalar açılır. komunizmde ise tok kalırsınız birikim yapılamaz. bir süre sonra millet uzaya giderken siz plastik "lada" marka arabalara binersiniz. mesela sosyal devlet kapsamında sağlık harcamalarımız bu sene çok arttı. çoğu ekonomist buna karşı çıkıyor. bu kadar harcama ülkeyi batırır diyor. insanlar ölsün onların umurunda değil.
kim ne derse desin. komunizm sayesinde kapitalist ülkeler işçilere belirli sosyal haklar sağlamak zorunda kalmış bu şekilde halkları isyana sürüklemeden işlerini yürütebilmişlerdir. komunistler ehlileştirme dedikleri bu olgudan nefret ederler. uzlaşmalara gelemezler. çünkü komunizm ya tam anlamıyla uygulanacak ya hiç uygulanamayacak bir rejimdir.
bir yanlış anlamayı düzeltmek isterim. komunizm gelişmeye karşı değildir. fakat öncelik insanca yaşamdır. insanca yaşam sağlamak için daha az çalışıp daha iyi bir yaşam sürmelidir. sümürü düzeni olan kapitalizm de insanlar aç kalarak sermaye artımını ve bu sermaye ile daha gelişmiş teknolojiyi üretmesi kolaydır. ancak daha az üretip daha insanca yaşayan komunist toplumlarda sermaye artırımı sınırlı kalacağından teknolojik gelişme yavaş olur. örnek vermek gerekirse bir kapitalist fabrikasında günde 100 tl kazanıyor iken işçilerini işten atmak veya vereceği para ile korkutarak daha çok çalıştırabilir. mesela işçisine 10 lira verip 90 lira kar eder. fakat komunizmde aynı fabrika daha insanca bir çalışma düzeni güder ve insanlar iş kaybetme, para kaybetme korkusu olmadan net 50 liralık üretim sağlarlar. bu para yine işçilere kullanılır. kapitalist adam işçileri düşünmeden zarar eder etmez işi bırakır, işçileri kovar. ancak komunizmde topluma faydalı üretim devam eder. zarar düşünülmez. kapitalist kazandığı para ile daha çok yeni teknolojilere yatırım yapar ve gelişir. diğerinin yatırıma ayıracağı kaynak sınırlı olacağından teknolojisinin geri kalması kaçınılmazdır. yani özetlemek gerekirse kapitalist sistem işçinin ekmeğinden ve emeğinden çalar ve birikimini yapar. komunist sistemler bunu yapamaz.
ayrıca kapitalistlerin kendi halklarını sömürmektan daha çok yaptıkları bir şey daha vardır. kendi gelişmelerini sağlamak için başka ülkelerin kaynaklarını sömürürler. bunun için savaşlarla sömürge haline getirdikleri ülkelerdeki kaynakları kullanırlar. birinci dunya savaşının asıl sebebi amerika, hindistan, afrika gibi ülkeleri sömürmüş avrupa içinde hiç sömürgesi olmayan almanya'nın kendine sömürgecilik yapabileceği yeni bir dünya isteğidir. almanya sanayi devrimini yapmış üretimi had safhaya ulaşmış fakat bunları ucuza mal edip yüksek fiyata satacağı bir pazar bulmak için sömürgeye sahip olamamıştır. aynı şekilde osmanlı'nın yıkılış sebebi de aynıdır. ingiltere'nin zenginleşip ileri teknoloji üretebilmesi hindistan ve uzak doğudan getirilen kaynaklarla sağlanmıştır. bu gün sömürgecilik savaşlarla değil ekonomik politikalarla yapılıyor. fakir ülkelere kendi teknolojilerini, üretimlerini yüksek fiyata satarak daha çok para kazanıyorlar. 1 liraya üretilmiş bir ilacı 100 liraya satıp kazançlarına kazanç katıyorlar. doğal kaynakları ile ayakta durabilecek ülkelerde karışıklıklar çıkartıp, savaşlar çıkartıp, silahlar satıyorlar, ekonomisini bozarak kendi üretimlerini bu ülkelere pazarlıyorlar.
sınıfların sönümlendirildiği, kendini zamanla yok ederek, yerine insanların özyönetimini koyacak bir sosyalist devletin ardından gelecek olan insanların kendi elleri ile kura(bile)cakları dünyacennet.
sosyalizmden sonra gelen sistemdir..Bugüne kadar gerçekleşmediği için utopik olarak lanse edilir...
Sosyalizm bir kominist evredir
"Her kesin bir ayakkabi fabrikası olamaz, fakat herkesin bir ayakkabısı olabilr"
komünizm, bizde yaygın olan anlaşılışına göre, mülkiyetin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. oysa karl marx ile friedrich engels'in, ilerde kurulacağını söyledikleri komünist toplumda, toplum ürünlerini mülk edinme olanağı yasaklanmış değildir. başka bir deyişle, mülkiyet ilişkilerinin kaldırılması, komünist toplumun ayırt edici özelliği sayılmamalıdır. ayrıca mülkiyet ilişkileri, tarih boyunca sürekli değişime uğramıştır; söz gelişi fransız devrimi, feodal mülkiyeti ortadan kaldırmış, yerine burjuva mülkiyetini geçirmiştir; bu yeni kurum ise, modern toplumlarda (demokrasilerde) boyuna eleştirilere yol açmış bir konudur. öyle ki, bugün kapitalist düzeni korumak isteyen toplumlarda, burjuva mülkiyet düzeninin neden olduğu ağır sömürüye ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan sosyal ve ekonomik bunalımlara çare bulma yolları, yöntemleri araştırılmaktadır. bu durumu "marksizmden alınan ders" diye niteleyenler de vardır. bugün batı avrupa demokrasilerinde sosyalist ya da sosyal demokrat diye adlandırılan toplumcu partilere reformcu denmesi, bu partilerce güdülen siyasetlerin devrimci olmadığı anlamına gelir. ayrıca insanların iyi niyetine dayanılarak ilerde sınıfsız ve adaletli bir toplum düzeni kurulabileceğine inanan ütopyacı sosyalistleri ve hristiyan sosyalistleri de göz önüne alırsak, solculuğun toplumculuğun çeşitli görünüşlerini kısaca tanımış oluruz.
insani degerlerin yeniden oturtulacagi ve bugun degil belki ama gelecekte olmasi muhtemel otesi bir gerceklige dayanan bilimsel sistem..
(bkz: birgun ama mutlaka birgun)